İnsanlar tarih boyunca mutlaka bir şeylere kulluk etti. Kimi güneşe, kimi aya, kimi taştan ve ağaçtan yapılmış putlara, kimi krallara, kimi altına, kimi ideolojilere... Putların şekli değişti, isimleri değişti; fakat insanların bir şeye bağlanma eğilimi hiç değişmedi.
İlkel toplumlarda putlar taştandı. Antik çağlarda hükümdarlar tanrılaştırıldı. Orta Çağ'da iktidar ve soy kutsallaştırıldı. Sanayi Devrimi'yle birlikte sermaye ve tüketim yeni bir inanç sistemine dönüştü. Bugün ise tarih, belki de en ilginç kırılma noktalarından birini yaşıyor. İnsanlar artık dışarıdaki putları yıkarken kendini putlaştırıyor. Eski putların yerini insanın kendi benliği alıyor.
İşte çağımızın en büyük paradoksu budur.
Geçmişte narsistik kişilikler toplumun küçük bir kesiminde görülür, çoğu insan hayatını aile, mahalle, gelenek, din ve ortak değerler içinde şekillendirirdi. İnsan kendisini merkeze değil; ait olduğu topluma, inandığı hakikate ve omuz omuza yaşadığı insanlara göre tanımlardı. Elbette kibir de vardı, gösteriş de vardı; fakat bunlar ayıplanan kusurlardı, övünülen meziyetler değildi.
Bugün ise bambaşka bir çağın içindeyiz. Sosyal medya, televizyon dizileri, reklamlar, tüketim kültürü ve sürekli "sen özelsin", "kendini gerçekleştir", "hayatın merkezine kendini koy" diyen post-modern anlayışlar; insanların egosunu hiç olmadığı kadar büyüttü. İnsan artık kendisini geliştirmekten çok kendisini sergilemeye çalışıyor. Yaşamaktan çok görünmeye, üretmekten çok beğeni toplamaya, karakterli olmaktan çok kusursuz bir imaj oluşturmaya çalışıyor.
Artık sıradan insanlar bile görünmez bir taçla dolaşıyor. Herkes kendi zihninin hükümdarı, kendi hikâyesinin kahramanı, kendi evreninin yarı tanrısı gibi davranıyor. En küçük eleştiriyi hakaret sayıyor, en küçük başarısını destanlaştırıyor, en sıradan hayatını bile eşsiz göstermeye uğraşıyor. Oysa insanı büyüten tevazu iken, çağımız tevazuyu zayıflık gibi gösteriyor.
Yaşadığımız bu durum, bireyciliğin doğal sınırlarını aşarak bir benlik kültüne dönüşmesidir. Elbette bu durum, herkesin klinik anlamda narsistik kişilik bozukluğuna sahip olduğu anlamına gelmez. Ancak narsistik eğilimlerin gündelik hayatın dili hâline geldiği, teşvik edildiği ve normalleştirildiği açıktır. Bu noktada sürekli alkış bekleyen bir zihin hiçbir zaman huzur bulamaz. Çünkü alkış bağımlılığı, ilk dozu yetmeyen bir bağımlılık gibidir; beğeni arttıkça tatmin değil, açlık büyür. İnsan zamanla gerçek kişiliğiyle değil, dijital vitriniyle yaşamaya başlar.
Eskiden putlar taştan yapılırdı. Bugün ise put insanın kendi egosudur. İnsan artık başkasına değil, kendi imajına secde ediyor. Aynalar mabede, ekranlar tapınağa, takipçi sayıları ise modern çağın kutsal ölçütlerine dönüşmüş durumda. İşte bu yüzden yaşadığımız dönem, kendine tapan insanlar çağıdır.
Tarih bize büyük medeniyetlerin yalnızca ekonomik krizler yüzünden değil; kibir, gösteriş ve ahlaki çözülme yüzünden çöktüğünü defalarca göstermiştir. Roma'nın son dönemindeki ihtişam tutkusu, saray aristokrasilerinin halktan kopuşu ve çürüyen imparatorlukların benmerkezci elitleri bunun en açık örnekleridir. Bir toplumda "biz" duygusu zayıflayıp sadece "ben" büyümeye başladığında, çöküş önce ruhlarda başlar, sonra kurumlar sirayet eder.
En acı tarafı ise şudur: Bugün bu hastalık artık istisna değil, normal kabul ediliyor. Mütevazı insan ezik, fedakâr insan saf, kanaatkâr insan vizyonsuz, ağırbaşlı insan ise silik görülüyor. Buna karşılık kibir, teşhircilik ve benmerkezcilik "özgüven", "kendini ifade etme" ve "kişisel gelişim" gibi kavramların arkasına gizlenerek pazarlanıyor.
Oysa insan, kendisini ilahlaştırdığı gün insanlığını kaybetmeye başlar. Çünkü gerçek büyüklük başkalarını küçültmek değil, haddini bilmektir. Gerçek güç, herkesten alkış almakta değil; kimse görmese de doğru kalabilmektir.
Bugün insanlığın en büyük krizi ekonomik değil, teknolojik değil; ahlaki ve ruhî bir krizdir. Kalabalıklar içinde yaşayan ama yalnızlaşan, sürekli konuşan ama birbirini dinlemeyen, herkese kendini anlatan ama kimseyi anlamayan bir nesil yetişiyor. Bencillik arttıkça merhamet çekiliyor, gösteriş çoğaldıkça samimiyet azalıyor, ego büyüdükçe insan küçülüyor.
İnsanlığa yapılabilecek en büyük ihanet; insanı büyük hakikatlerden koparıp yalnızca kendi nefsine mahkûm etmektir. Çünkü kendine tapan insan, sonunda yalnızca kendi putunun esiri olur. Ve hiçbir put, kendine tapanı özgürleştirmez.
Mehmet Baş
GÜNCEL
SAĞLIK
YAŞAM
SPOR
EĞİTİM
SİYASET
ASAYİŞ
BOR
Kendine Tapan İnsanlar Çağı
Mehmet BAŞ
Yorumlar