Her gün üstünden gelip geçtiğim yolların, gölgesinde soluklandığım ağaçların, sıra sıra uzanan binaların… Hepsinin altında, zamanın çoktan unutturduğu bir mezarlık yatıyor. Yıllar önce Niğde'nin şimdiki merkezi şehrin eski mezarlığıydı. Selçuklu’dan kalma taşlar, üstlerinde solmuş yazılar, toprağa karışan isimler… Sonra bir gün, bir karar verildi. Asri mezarlık yapılacak, eskisi kaldırılacaktı. Ve kaldırıldı. Kazma kürek sesleri yankılandı toprakta. Sanki kıyamet kopmuş ölüler mezarlarından kalkıyordu. Mezar taşları söküldü, kemikler başka yerlere taşındı, bazıları kayboldu. O taşlar şimdi nerede bilmiyoruz. Belki bir binanın temeli oldular, belki bir kaldırım taşının altında kaldılar. Belki de bir köprünün harcına katıldılar.
Bazen buralarda yürürken düşünüyorum… Şu an bir Selçuklu prensesinin ellerine mi basıyorum? Bir savaşçının göğsüne mi? Bir annenin dualarla toprağa verdiği yavrusuna mı? İçimi garip bir hüzün kaplıyor. Kimdi onlar? Nasıldı yüzleri? Kimi beklediler, kime hasret gittiler? Şimdi neredeler?
Bu topraklar bir zamanlar ne savaşlar gördü, ne aşklar sakladı, ne hayalleri kucakladı… O cengâverler şimdi hangi savaşın içinde? O ak saçlı annelerin gülümseyen yüzleri hangi rüzgâra karıştı? Sevdalar dindi mi? Kinler unutuldu mu? Yoksa her şey, her acı, her mutluluk, zamanın avuçlarında eriyip gitti mi?
Ve en çok da şu gerçek yakıyor içimi: Gün gelecek, bizim de mezarlarımız böyle dümdüz edilecek. Bizim de üzerimizden, bizden habersiz yürüyüp geçecekler. Bir zamanlar var olduğumuzu bile bilmeyen insanlar, tıpkı bizim bugün yaptığımız gibi, geçmişi unutarak yepyeni hayatlar kuracak. Adımız unutulacak. Hiç yaşamamış gibi olacağız.
Bütün bunları düşündüğümde içime tarifsiz bir hüzün çöküyor. Dünya, aslında baştan başa bir mezarlıktan başka bir şey değil. Üst üste yaşanmış hayatlar, alt alta yığılmış ölüler… Ama biz, sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi hırsla, öfkeyle, açgözlülükle saldırıyoruz hayata. Birbirimizi eziyoruz, kalp kırıyoruz, insanları yok sayıyoruz. Ama sonunda ne olacak? Bizden öncekiler ne götürdü ki biz bir şey götürelim?
Belki de hayattayken yapabileceğimiz en güzel şey, bir gönül kazanmaktır. Bir yarayı sarmak, bir yetimin başını okşamak, bir garibin elinden tutmaktır… Çünkü mezar taşlarımız bir gün silinip gider, adımız unutulur ama birinin kalbine dokunan iyiliğimiz, belki de tek gerçek mirasımız olur.
Bu yüzden şimdi durup düşünelim. Bugün birine iyilik ettik mi? Kırılmış bir kalbi onardık mı? Bir gönülde iz bıraktık mı? Çünkü dünya, ne bir hırsa ne bir öfkeye ne de zerre kadar bir kibire değmiyor. Bugün varız, yarın yokuz işte . Ama geride bir iyilik bir onurlu duruş bırakabilirsek. Belki de tek ölümsüz gerçek budur.
Mehmet Baş
GÜNCEL
SPOR
KÜLTÜR
ASAYİŞ
YAŞAM
Koskoca Bir Mezarlık
Mehmet BAŞ
Yorumlar