Millî Mücadele'nin en çetin günleriydi. Niğde'deki eğitim birliğine yeni erler katılmıştı. Gelenlerin arasında henüz on yedi yaşlarında, zayıf, ince yapılı bir delikanlı da vardı. Adı Fahri'ydi.
Askerlere silahları dağıtıldı, eğitim başladı. Daha birkaç gün geçmişti ki Fahri doğruca komutanı Yüzbaşı Fahri Bey'in odasına çıktı.
"Yüzbaşım," dedi, "ben burada talim yapmayacağım."
Bu söz, savaşın en hararetli günlerinde bir komutanın duyabileceği en şaşırtıcı cümleydi. Yüzbaşının kaşları çatıldı.
"Ne demek yapmayacağım? Herkes cepheye gitmek için can atarken sen nasıl böyle konuşursun?"
Fahri başını eğmeden cevap verdi.
"İzin verin sözümü tamamlayayım. Sonra isterseniz cezamı verirsiniz."
Odadaki öfke yerini meraka bıraktı.
"Buyur, anlat."
"Düşmanın Afyon'a dayandığını duyuyoruz. Ben burada üç ay eğitim bekleyemem. Üstelik hastayım. Üç ay sonra yaşayıp yaşamayacağımı bilmiyorum. Ölmeden önce vatanımıza saldıranlardan birkaçını durdurabilirsem gözüm açık gitmez. Onun için beni bekletmeyin, cepheye gönderin."
Yüzbaşı, karşısındaki delikanlıya uzun uzun baktı. Çocukluğundan beri sıtmayla boğuşan bu cılız gencin sözleri, koca bir adamın yüreğini titretecek kadar ağırdı.
Yine de görev başka, duygu başkaydı.
"Evladım," dedi, "cesaretin güzel ama askerliğin de bir usulü vardır. Eğitim almadan cepheye gitmek sana da arkadaşlarına da zarar verir. Biraz sabredeceksin. Seni doktora da göstereceğiz."
Fahri'nin cevabı tereddütsüzdü.
"Ben anneme söz verdim yüzbaşım. Düşmanla çarpışmadan ölürsem verdiğim sözü tutamam."
Yüzbaşı karar veremedi. "Git, ben bir düşüneyim." demekle yetindi.
Fahri ise beklemeye razı değildi.
Doğruca aşçıbaşı Ahmet Ağa'nın yanına gitti.
"Silah taşıyamayacak kadar güçsüz olabilirim ama kazan taşırım, patates soyarım, askerimize yemek hazırlarım. Beni yanınıza alın."
Ahmet Ağa, delikanlının gözlerindeki samimiyeti görünce dayanamadı. Ertesi gün cepheye hareket ederken onu da yardımcısı olarak yanına aldı. Böylece Fahri, arzuladığı cepheye ulaşmış oldu.
Bir ay boyunca mutfakta çalıştı. Fakat gönlü hep siperlerdeydi. Cepheden dönen askerleri dinliyor, yaşanan her gelişmeyi öğrenmeye çalışıyordu.
En çok konuşulan konu ise yerini kimsenin bulamadığı gizli düşman bataryasıydı. Günlerdir birçok keşif kolu gönderilmiş, fakat dönen olmamıştı. Buna karşılık o batarya her gün Mehmetçiğin üzerine ölüm kusuyordu.
Fahri bu haberleri duydukça yerinde duramaz oldu.
Bir gece yine bir fedai timi gizlice yola çıktı. Kimse fark etmeden Fahri de onların peşine takıldı. Bir süre sonra fedailer farklı yönlere ayrıldı. Fahri içlerinden birini takip etti. Çok geçmeden o asker düşman ateşi altında şehit düştü.
Fahri, çalılıkların arasından dişlerini sıkarak olanları seyretti. Düşman uzaklaşınca şehidin yanına koştu. Tüfeğini ve iki el bombasını aldı.
Artık yalnızdı.
Bazen sürünerek, bazen yürüyerek ilerledi. Gün ağarmaya başlarken kuru otlarla örtülü bir çukura gizlendi. Tam o sırada ileride alışılmadık bir hareketlilik fark etti. Dallarla kamufle edilmeye çalışılan uzun namlular dikkatini çekti.
Aradığı batarya karşısındaydı.
Beklemek, daha fazla askerin şehit olması demekti.
Hiç tereddüt etmedi.
Elindeki iki bombayı peş peşe bataryanın üzerine fırlattı.
Bir anda gökyüzünü sarsan büyük bir patlama yükseldi. Toplar sustu. Duman göğe yükselirken düşman mevzisi darmadağın olmuştu.
Fahri geldiği yöne doğru koşmaya başladı. Fakat birkaç yüz metre sonra nefesi kesildi. Karnına götürdüğü eli kana bulandı. Bombaları attıktan sonra yere yatmamış, bir şarapnel parçası karnını parçalamıştı.
Yürümeye çalıştı.
İki adım atabildi.
Sonra yüzüstü toprağa düştü.
Patlamayı duyan Halil Onbaşı onu buldu. Sırtına almak istedi.
Fahri hafifçe başını salladı.
"Beni bırak... Sen kurtul."
Artık son nefeslerini veriyordu.
"Kâğıdın var mı?" diye sordu.
"Yok."
"Mendilin?"
Halil Onbaşı beyaz mendilini uzattı.
Fahri, yarasından akan kana parmağını batırdı. Titreyen eliyle mendile birkaç kelime yazdı:
"Anama söyle... Verdiğim sözü tuttum. Artık rahatlıkla ölüyorum. Allah milletimizi korusun."
Mendili Halil Onbaşı'nın avucuna bıraktı.
"Bunu Niğde'deki Yüzbaşı Fahri Bey'e ulaştır... Hakkını helâl et."
Birkaç dakika sonra gözleri sonsuzluğa kapandı.
Mehmet Baş
GÜNCEL
ASAYİŞ
SAĞLIK
SPOR
YAŞAM
SİYASET
Niğdeli Fahri'nin Son Sözü
Mehmet BAŞ
Yorumlar