Gerçekten güçlü, kendine güvenen, emeğine inanan kaliteli insanlar; başarmak için komploculuğa, sinsiliğe, ikiyüzlülüğe ve arkadan iş çevirmeye ihtiyaç duymaz. Çünkü onlar gücünü, başkalarının ayağını kaydırmaktan değil; kendi alın terinden, bilgisinden, duruşundan ve karakterinden alır.
Kendine güvenen insanın silahı iftira değildir. Sinsi planlar değildir. İki yüzlü gülümsemeler değildir. Onun en büyük sermayesi emeği, bilgisi, ahlakı ve karakteridir. Başarısını başkasının omzuna basarak değil, kendi alın terinin üzerine inşa eder.
Arslan avını arkadan vurmaz. Gücünü pusudan değil, yüreğinden alır. Meydana çıkar, karşısına çıkar, ne yapacaksa açıkça yapar. Tilkinin yolu ise başkadır. Tilki, kendi gücüne güvenmeyen, korkusunu kurnazlıkla örtmeye çalışan karakterin sembolüdür. Karanlıkta yaşar. Gündüzün ışığından değil, gecenin gölgelerinden beslenir. Gücü yetmediği için hileye sarılır; cesareti olmadığı için entrika üretir. Kurnazlık çoğu zaman zekânın değil, korkunun makyajıdır. İkiyüzlülük ise karakter yoksulluğunun en pahalı kıyafetidir.
Komploculuk ve gizli hesaplar çoğu zaman derin bir yetersizlik hissinden beslenir. Kendini değerli hissetmeyen, emeğiyle yükselemeyeceğine inanan kişi; başkasını aşağı çekerek yükselmeye çalışır. Çünkü kendi ayakları üzerinde duracak özgüveni yoktur.
Komploculuk, sanıldığı gibi üstün zekânın ürünü değildir. Aksine derin bir yetersizlik duygusunun dışa vurumudur. Kendini değerli hisseden insan başkasını değersizleştirmeye çalışmaz. Kendine inanan insan, rakibinin ayağını kaydırmaya uğraşmaz. Çünkü bilir ki başkasını düşürerek yükselenin çıktığı yer zirve değil, çukurdur.
Hayatta en çok entrika üretenler, çoğu zaman en az üretenlerdir. Alın teri dökemeyenler, dedikodu üretir. Eser ortaya koyamayanlar, söylenti üretir. Cesaret gösteremeyenler, kulis kurar. Çünkü boş insanın en büyük mesaisi, başkasının hayatıdır.
Kendi değeriyle barışık olmayan insan, sürekli başkalarının değerini azaltmaya çalışır. Çünkü kendi ışığı sönük olan, çevresindeki lambaları kırarak geceyi aydınlatacağını sanır.
Bu tür davranışlar liyakatin zayıf olduğu, güvenin sarsıldığı ve çıkar ilişkilerinin güç kazandığı ortamlarda çoğalır. İnsanlar emekleriyle değil de kulisle, dedikoduyla, gruplaşmayla kazanabileceklerine inanırlarsa; toplumsal vicdan zayıflar, kurumların ruhu çürür. Liyakatin yerini sadakat, emeğin yerini kulis, adaletin yerini gruplaşma aldığında; kurumlar önce güvenini, sonra da ruhunu kaybeder. Böyle ortamlarda çalışkan insanlar değil, hileyle yaşayan insanlar çoğalır. Fakat unutulan bir hakikat vardır: Fitne kısa koşar, emek maraton koşar. Son nefeste kazanan daima emektir.
Parazitler üretmez; tutunur. Sarmaşık nasıl ağacı sararak yükseliyorsa, karakter yoksunları da güçlü insanların sırtına basarak yükselmeye çalışır. Fakat sarmaşık hiçbir zaman çınar olmaz. Boyu uzasa da kökü başkasındadır.
Bu yüzden komploculuk, sinsilik, ikiyüzlülük ve arkadan iş çevirmek; güçlü insanların değil, karakteri çürümüş, korkak, hain ve asalak insanların mesleğidir. Onlar kazanmayı değil, kazananı düşürmeyi hedefler. Çünkü üretmek zordur; yıkmak kolaydır. İnşa etmek yıllar ister, fitne çıkarmak birkaç dakika.
Kaliteli insanın yolu dosdoğrudur. O, rakibini küçültmeye değil, kendini büyütmeye çalışır. Başkasının önünü keserek değil, kendi ufkunu genişleterek yükselir. Çünkü bilir ki gerçek zafer, başkasını yenmek değil; kendi nefsini yenmektir.
Tilki, ormanda iz bırakmadan dolaştığını zanneder. Oysa ardında hep kötü bir koku bırakır.
Arslan ise yürüdüğü yere iz bırakır. Çünkü heybet gizlenmez.
Velhasıl...
Allah'ın arslanları tilkiliği bilmez.
Son tahlilde tarih, tilkilerin oyununu dipnotlara yazar; arslanların dik duruşunu ise manşetlere...
Mehmet BAŞ
SAĞLIK
GÜNCEL
EĞİTİM
YAŞAM
KÜLTÜR
SPOR
ASAYİŞ
BOR
“Allah'ın Arslanları Tilkiliği Bilmez”
Mehmet BAŞ
Yorumlar