İnsan, gördüğüne mi inanır; yoksa kendisine anlatılana mı? İlk bakışta bu sorunun cevabı çok kolay gibi görünür. Elbette insan gördüğüne inanır. Fakat hayat her zaman bu kadar basit değildir. Bazen karşına öyle insanlar çıkar ki, sana gerçeği unutturmaya çalışırlar. Gördüğünü inkâr eder, hissettiğini küçümser, yaşadığını yok sayarlar. Bir süre sonra da insan, kendi hafızasını sorgulamaya başlar. İşte en tehlikeli kırılma tam burada yaşanır.
Psikolojide bu durum gaslighting olarak adlandırıyor. Kısaca ifade etmek gerekirse, bir insanın kendi algısından ve muhakemesinden şüphe etmesini sağlayan sistemli bir manipülasyon biçimidir. Burada amaç hakikati aramak değildir. Amaç, karşı tarafın hakikate olan güvenini sarsmaktır. Çünkü kendi aklına güvenmeyen bir insanı yönlendirmek, kendi kararlarına güvenen bir insandan çok daha kolaydır.
Gaslighting çoğu zaman büyük yalanlarla başlamaz. Aksine, küçük cümlelerle hayatımıza girer. "Yanlış hatırlıyorsun.", "Ben öyle bir şey söylemedim.", "Çok alıngansın.", "Her şeyi abartıyorsun."... Bu sözler bir kez söylendiğinde belki üzerinde durulmaz. Ama aynı cümleler sürekli tekrar edildiğinde insanın zihninde bir çatlak oluşmaya başlar. O ana kadar emin olduğu şeylerden bile kuşku duyar. En sonunda da yaşadığı olayı değil, kendisini sorgulamaya başlar.
Aslında manipülasyonun hedefi hafıza değildir. Hafıza bunun sadece aracıdır. Asıl hedef, insanın benliğidir. Çünkü insanın kendine olan güveni sarsıldığında, düşünceleri de zayıflar, kararları da. Kendine güvenemeyen biri, zamanla başkalarının kararlarıyla yaşamaya başlar.
Bu yüzden gaslighting tek başına bir iletişim problemi değildir. İnsanın ruhunu yavaş yavaş yoran bir süreçtir. Uzun süre buna maruz kalan kişilerde özgüven kaybı, kaygı, sürekli kendini suçlama, karar vermekte zorlanma ve duygularını bastırma gibi sorunların ortaya çıkabildiğini biliyoruz. İnsan, bir süre sonra "Ben gerçekten böyle mi hissediyorum, yoksa yanlış mı düşünüyorum?" diye kendine sormaya başlar. Oysa çoğu zaman sorun, onun hislerinde değil; hislerinin sürekli değersizleştirilmesindedir.
Bu durum sadece eşler arasında yaşanmaz. Aile içinde, arkadaşlık ilişkilerinde, iş hayatında ve insanların birbirleri üzerinde güç kurmaya çalıştığı her ortamda görülebilir. Ortak nokta hep aynıdır. Bir taraf, karşısındaki insanın kendine olan güvenini azaltırken, kendi etkisini artırmaya çalışır. Böylece ilişki, sağlıklı bir iletişim olmaktan çıkar; görünmeyen bir güç mücadelesine dönüşür.
Elbette her tartışmayı, her fikir ayrılığını ya da her yanlış hatırlamayı gaslighting olarak değerlendirmek doğru değildir. İnsan hafızası kusursuz değildir; hepimiz zaman zaman yanılabiliriz. Gaslighting'i farklı kılan şey, bunun bilinçli, sürekli ve sistemli bir davranış olmasıdır. Burada amaç gerçeği birlikte bulmak değil, karşı tarafın gerçeği görebilme cesaretini elinden almaktır.
Belki de insanın hayatta koruması gereken en önemli şeylerden biri, sağlıklı bir muhakemedir. Kendini sorgulamak bir erdemdir; fakat sürekli kendinden şüphe etmek sağlıklı değildir. İnsan, aklını ve vicdanını birlikte kullanabildiği sürece doğruya yaklaşabilir. Bu yüzden yaşadıklarını küçümsememeli, duygularını yok saymamalı ve gerektiğinde güvendiği insanlardan destek almaktan çekinmemelidir.
Hakikatin ilginç bir özelliği vardır. Onu bir süre inkâr edebilirsiniz, üzerini örtebilirsiniz, hatta başkalarına unutturmaya çalışabilirsiniz. Ama hakikat, eninde sonunda kendini hatırlatır. Çünkü gerçek, insanların onu kabul etmesiyle değil; var olmasıyla gerçektir.
İnsan bazen başkasının söylediği yalan yüzünden değil, kendi gerçeğinden uzaklaştığı için kaybeder. İşte gaslighting'in en büyük başarısı da budur. Sana yeni bir gerçek sunmaz; sahip olduğun gerçeği yavaş yavaş elinden alır.
Bu yüzden ne olursa olsun, gördüğünü aklınla tart, hissettiğini vicdanınla değerlendir ve kendi muhakemene sahip çık. Çünkü insanın içindeki ışık söndüğünde karanlık dışarıda değil, içerde büyümeye başlar.
Işığını asla söndürme.
Mehmet Baş