''Göreyim gül yüzünü seyrine ver de takat
Dalayım hüsnüne öylece hayran olayım”

O’nu bir kez görenler; Allah celle celalühü şahit ki, ben böyle güzel bir yüz görmedim; mübarek kokusunu bir kere içine çekenler, ben ömrümde böyle güzel bir koku koklamadım, dediler. Ayişe annemize Efendimizin güzelliğinden sorulduğunda: “Yusuf’u görünce ellerini doğrayan kadınlar, benim efendimi görselerdi, yüreklerini doğrarlardı da yine de acı duymazlardı.” buyurmuştu.
Mevlid-i Şerif, Resulullah efendimizin dünyayı teşriflerini ve üstünlüklerini anlatan, alemlerin efendisini metheden şiirler demektir. Bir hadis-i şerifte: (Allah, bir kimseye söz ve yazı sanatı ihsan ederse, Resulullahı övsün, düşmanlarını kötülesin) buyurulmaktadır. Bu aşk ve imanla asr-ı saadetten bugüne kadar bütün Müslüman şairler, Resulullah efendimizin üstünlüklerini anlatabilmek için yarışmışlar ve edebiyatımızın en önemli dallarından biri bu yolda teşekkül eden Dini ve Tasavvufi Türk Edebiyatı olmuştur.
Bugün, ‘peygamber efendimiz zamanında Mevlid mi vardı’ diye soran bazı maksatlı kimselere ve bilmedikleri için bunlarainanan kardeşlerimize samimi bir şekilde ve rahatlıkla; evet, peygamber efendimiz zamanında da mevlid-i şerif vardı. Bizzat Resulullah efendimiz Kendileri de eshab-ı kiramı toplayıp doğum zamanlarında görülen olağanüstü olayları anlatırlardı. Eshab-ı kiram da, efendimizden görerek Mevlid gecesinde bir yere toplanıp, okurlar ve efendimizin üstünlüklerini anlatırlardı, diye cevap vermelidir. Biz Müslümanlar mevlit kutlamayı, peygamber efendimizden öğrenerek bin dört yüz seneden beri aşkla sürdürmekteyiz. Bu sevdayı gönlümüze salanlara selam olsun.
Peygamber efendimizi anlatmak ve övmek büyük ibadettir. İnsanın sevdiğini anlatması övmesi, onu özlemesi, ona kavuşma aşkını söze dökmesi sevdasının gereğidir. İmanın birinci şartı Allahü Teala’yı ve habibini herşeyden çok sevmektir. Bütün ilahiler, mevlitler bu aşkın eseridir. İlahi ve mevlit şiirleri aşıklarınyanan kalplerine su serpen, yaralı kalplerini teskin eden ilaç gibidir. Bu şiirler aynı zamanda bu sevgiyi kalplere nakşeden, gönülleri tutuşturan meş’alelerdir. Zira tutuşan tutuşturur demişlerdir. Mevlana’nın, Yunus’un mübarek kalbinden fışkıran bu aşk ateşi yedi yüz seneden beri ve kıyamete kadar bu toprakları aydınlatan birer güneş olmuşlardır.
Mevlit geleneği bizzat peygamber efendimiz aleyhisselamla başlar. Bilindiği üzere edebiyatın ve şiirin zirvede olduğu bir dönemde inen Kur’an-ı Kerim, bir mucize olarak, zamanın bütün şairlerini aciz bırakmış ve kıyamete kadar da gelecek bütün edip ve şairlere meydan okumuştur. Bunun yanında efendimizin hizmetinde hususi şairlerin bulunduğu ve bunların dinimizi ve Hakk’ın habibini övdüklerini bilmeyen yoktur. Bunlardan Kâ’b bin Züheyr peygamber efendimizi öven bir kaside yazınca, efendimiz aleyhisselam çok memnun olup mübarek hırkasını çıkarıp ona hediye etmişti. Bu sebeple bu kasidenin adı Kaside-i Bürde(Hırka Kasidesi) olarak meşhur oldu. Yine Hassan Bin Sabit’e: “Esbabım silâhla harp ettikleri gibi, sen de dil ile harp et.'' buyurdular. Sözle cihadın, silahla cihat gibi olduğu bu hadis-i şeriften anlaşılmaktadır. Ya Rabbi! Bizi bu O Gül Yüzlü’nün zamanında yaratmadın ise de, gösterdiği yolda yürümemizi ve ahirette ona komşu olmamızı nasip eyle. Bu vesileyle bütün mü’min kardeşlerimin Mevlit Kandili’ni tebrik eder, hassaten dualarını istirham ederim.
İdris İspiroğlu