Bu dünyada herkes alışveriştedir. Vermeden almak yoktur. Her şeyin bir ederi vardır. İnsanın ederi de talip olduğu şeyin ederi kadardır. Ömrü ne uğrunda tüketiyor, canımızı neye feda ediyoruz? Canan yolunda yürüyüp sultan olmak da, iblisin peşinde gezip hüsran olmak da bizim elimizde.
Can ve Can/an, bir elmanın iki yarısıdır. Hayattan maksat, vuslattır, ikiyi bir eylemektir. Zira ikilikte ayrılık, ayrılıkta acı vardır. Rahman birliğe, şeytan ayrılığa çağırır. Herkes kararını kendi verir, neticesini de kendi yaşar. Müslüman bal arısına benzer. Hayatı, insanlığa gıdadır, hastalara şifadır. Vefatı, ahde vefadır. Zira vefat, vefa demektir. Verdiği sözde durmak demektir. Gaye, doğduğu günkü gibi tertemiz veda etmektir bu gurbet diyarına. Mü’min herkesin kana kana içtiği arı duru bir pınardır. Bu asaletinden dolayı yaradan ona ölümsüzlük iksiri içirir. Biz bilmeyiz, biz anlamayız. Bal arılarının amacı sokmak değildir. Onlar kendi halinde, yorulmak nedir bilmeden insanlık için çalışır. Arılar analarını, ailelerini, vatanlarını tehlikede hissetmedikleri müddetçe kimseye saldırmazlar. Hatta diyebiliriz ki saldırmalarının nedeni kendilerini değil, analarının ve vatanlarını koruma görevidir. Bu durum ‘Vatan sana canım feda.’ sloganıyla eş değerdir. Zira bu mukaddes görevin sonu mutlak ölümdür. Yaşatmak için, ölmek…
Teröristin de silahı var, Mehmetçiğin de. Terörist öldürür, Mehmetçik yaşatır. Halis niyetli, demir yürekli Ömer’i düşünün. Mahzun bakışlı aslanı. İsteseydi şimdi belki de yaşıyor olurdu. Fakat o yaşatmayı seçti. Fetöcü hainlerin de silahı vardı, Ömer’in de. Tıpkı Çanakkale’de olduğu gibi. Kimi yamyam olmayı, seçti, kimi hayat kurtarmayı. Kimi aslanlar gibi şahadete yürüdü, kimi kuduz köpek hırlamayı seçti. Herkes kendine yakışanı yaptı. ‘Kahramanlar can verir, yurdu yaşatmak için.’ Hainler de can yakar, vatanı satmak için. Canını canana vermek, emaneti sahibine teslim etmektir. Ne mutlu aslını, asaletini bozmayanlara. Sevgiliye ihanet etmeyenlere, vuslatı hak edenlere ve tadanlara ne mutlu.
Bir insan düşünün, kırk yaşına kadar el üstünde tutuluyor, en ufak bir hatası görülmüyor, dosdoğru ve emin olarak tanınıyor. Kırk yaşından sonra, Allah diyor, taşlara tapmayın, insan öldürmeyin, hak yemeyin, namuslu olun, can yakmayın… diyor. O günden sonra bütün dünya karşısına dikiliyor. Şu tarihe bir bakar mısınız; birileri Allah diyebilmek, Hakk’ı yüceltmek için can veriyor; diğerleri, Hakk’ı susturmak için saldırıyor, öldürüyor, ölüyor. Biri yaşamak için direniyor, yaşatmak için mücadele veriyor; diğeri yok etmeye programlanmış. Bir masum yavru annesinin koynunda mışıl mışıl uyurken ansızın ocağına yağan bombalarla hayattan koparılıyor, bir çocuk karnını doyurmak için Cennet’e gitmekten başka yol bulamıyor. Diğer taraftan, insana bunları yaşatanlar ve bu yaratıklara destek verenler de kendinin insandan sayıyor.
Çanakkale’de gül yüzlülerle, yüzsüzler savaştı, tarih boyunca olduğu gibi. Biri öldürmek için saldırdı, biri yaşatmak için direndi. Biri Hakk’ın sesini susturmak için hırladı, biri Hakk’ın uğrunda hilalin gölgesinde al kanlara bulanıp kırmızı güller açtı. 15 Temmuz’da biri canını canana verdi, biri ruhunu şeytana sattı. Birileri ölüm kustu, birileri de can olup ötelere uçtu. Canlar, Canan’la buluştu.
İdris İSPİROĞLU