Gece, ayın bulutların arasında hızla hareket ettiğini görürüz. Halbuki hareket eden ay değil, bulutlardır. Güneş gözümüze bir top gibi gözükür, oysa ki dünyadan yaklaşık bir buçuk milyon kat daha büyüktür. İnsan, gözü ile gördüğü hadiselerde bile yüzde yüz yanılabiliyorsa, hiç bilmediği meseleler hakkında hüküm vererek iş yapması ne kadar doğrudur. Hele de bilmeden, ya da yanlış bilgi ile insanları yargılamak ne büyük vebaldir. Suizan, Müslümanlar hakkında kötü düşünmek, kötü zanda bulunmaktır, çok büyük günahtır. Bir de suizan, yalan, dedikodu ve iftiralarla bir işe kalkışmanın kötülüğünü düşünmelidir. “Sırat kıldan incedir, kılıçtan keskincedir” sözü boşuna söylenmemiştir.
Nalıncı Baba’nın hikayesini duymuş olmalısınız. Yaşlı amca akşamlara kadar nalın yapar. Evin geçiminden artan parayla, elindekini avucundakini vererek, ayyaşların içkilerini satın alır, sonra getirip helaya dökerdi. Sonra muhtaç kadınlara yardım eder, onları evine getirirdi. Hanımı da Kuranı Kerim öğretir, ilmihal kitabı, evliya menkıbeleri anlatırdı gariplere. Halbuki millet kötü şeyler düşünürdü hakkında. Oysa ki milletin ne sandığı, ne düşündüğü Nalıncı Baba’nın hiç umurunda değildi. O Hakk’ın rızasından başka hiçbir şey düşünmüyordu. Gün gelip emri Hak vaki olunca da, ortada kalan cenazesini zamanın sultanı kaldıracaktır mübareğin.
Kuranı Kerimde Hucurat suresinde mealen: “Ey iman edenler! Zannın çoğundan sakının; çünkü bazı zanlar günahtır. Gizlilikleri araştırmayın, birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksindiniz! Allah’a itaatsizlikten de sakının. Allah tövbeleri çokça kabul etmektedir, rahmeti sonsuzdur.” Bu ayeti kerimede su-i zan, tecessüs ve gıybet çok açık ve veciz bir şekilde yasaklanmaktadır.
Bilmediğimiz konularda yanlış düşüncelerle insanları yargılayıp itham altında bırakmak, bir Müslüman’ın yapacağı şey değildir. Kiramen Katibin melekleri yaptıklarımızı yazıyor. Ahirette bizi utandıracak ve azap çekmemize sebep olacak günahlardan çok sakınmalıyız. İşlediğimiz günahları biz unutabiliriz, fakat melekler unutmuyor, kaydediyorlar. Kıyamet günü amel defterimizde hiç hesabımızda olmayan günahlarımızı görürsek şaşmamalıyız.
Muhammed bin Münkedir hazretleri bir gün evinde Kur'an-ı kerim okurken ağlamaya başlar. Çok fazla ağladığını gören hane halkı, babalarını teselli etsin diye komşularından Ebu Hazım hazretlerini çağırırlar. O da gelir ve sorar: "Kardeşim, niçin bu kadar çok ağlıyorsun? Çoluğunu, çocuğunu korkuttun!" O da "bir ayet-i kerime okudum da onun için ağlıyorum" der. Hangi ayet olduğunu sorunca, Zümer suresi 47. ayet-i kerime olduğunu söylemiş. Mealen: "Hiç hesap etmedikleri şeyler Allah tarafından karşılarına çıkarılmıştır." Buyurulmaktadır. Bunun üzerine, Ebu Hazım da başlar ağlamaya. İkisi birden hıçkıra hıçkıra ağlarlar. Ev sahipleri ona derler ki, biz seni babamızı teselli edesin diye çağırdık, sen onu daha çok ağlatmaya başladın.
Zan ile, başkasının kötü olduğunu kabul eden, onu gıybet eder, ona dil uzatır. Onu kötü, kendini iyi bilir. Bu da, helâkine sebep olur. Müslümanın böyle davranışlardan çok sakınması, hataya düşerse de tövbe ederek günahına girdiği insanlarla helalleşmesi gerekir.
“Niçin küçülüyor eşya uzakta?
Gözsüz görüyorum rayada, nasıl?
Zamanın raksı ne, bir yuvarlakta?
Sonum varmış, onu öğrensem asıl?”
İdris İspiroğlu
GÜNCEL
SİYASET
ASAYİŞ
YAŞAM
SAĞLIK
EĞİTİM
SU-İ ZAN
Eğitimci Yazar İdris İSPİROĞLU
Yorumlar