Ustegmen Hasan Remzi Nin Gozunden Canakkale 1458220271.Jpg
İnsan bazen bir çağın içerisine doğar. Fakat bazı insanlar vardır ki, bir çağ onların içine doğar.
Hasan Remzi Bey Kendi ifadesi ile “24 Ekim 1308’de (1892) Niğde vilayetinin Ahi Paşa mahallesinin 9 numaralı evinde doğmuştur. Hasan Remzi Efendi’nin babası Kazancıoğulları’ndan Hasan Efendi oğlu Edhem Efendi, annesi ise Niğde’nin Kayabaşı, Taşçılar mahallesi ileri gelenlerinden Süleyman Ağa oğullarından Ali Çavuş kızı İnayet Hanım’dır.”
Hasan Remzi Bey, çocukluk çağının ilk yıllarında hayatın sert yüzüyle karşılaştı. Babasının erken ölümüyle evin üzerine çöken yoksulluk, annesinin dört çocukla verdiği hayat mücadelesi ve daha çocuk yaşta omuzlara binen sorumluluk.
Belki de büyük adamları yetiştiren şey refah değil, yokluktur.
Çünkü yokluk, insanı erkenden büyütür.
Kuleli'den Bursa'ya, Edirne'den Harbiye'ye uzanan öğrencilik yıllarında ve Balkan Harbi patlak verdiğinde henüz genç bir talebeydi. Rumeli yanıyordu. Yüz binlerce insan yollara düşüyor, muhacir kafileleri İstanbul'a akıyordu. İmparatorluk küçülmüyor, adeta ruhundan parçalar koparıyordu.
Balkan Harbi, Osmanlı'nın yalnızca sınırlarını değil, hafızasını da yaralamıştı.
Ardından Çanakkale geldi.
Çanakkale...
Bir yer isminden daha fazlası.
Bir milletin yeniden kendisini bulduğu yer.
Hasan Remzi Bey'in ifadelerinde kahramanlık kadar ölümün de sesi duyulur. Siperlerde kopan kıyamet, havada uçuşan uzuvlar, gece boyunca süren top sesleri...
Fakat bütün bunların arasında ayakta kalan bir şey vardı:
İman.
Belki de Çanakkale'nin sırrı buydu.
Silahların değil, ruhun zaferi...
Basit kum torbalarının arkasında bekleyen Anadolu çocukları, ellerindeki süngülerden daha çok kalplerindeki inançla direnmişlerdi.
Çanakkale'de sadece düşman durdurulmadı. Bir millet kendi kendisine yeniden inanmayı öğrendi.
Sonra Kafkaslar...
Soğuk...
Açlık...
Yoksulluk...
Hasan Remzi Bey'in "mezbahayı andırdı" dediği o cephe...
Bazen insanı düşman öldürmez.
Bazen ihmal öldürür.
Bir kaputla karın içinde savaşan askerler...
Açlığın kemirdiği bedenler...
Cehaletin ve hazırlıksızlığın eritip tükettiği ordular...
Zafer kadar mağlubiyetlerin de öğretici tarafı vardır.
Filistin ise başka bir hüzündür.
Çanakkale'deki destanın ardından gelen büyük geri çekiliş...
Bir imparatorluğun son nefesleri...
Ve ardından esaret...

İki yıl süren gurbet.
İnsanın kendi vatanına hasret kalması kadar ağır bir duygu var mıdır?
Esir kampında geçen günler boyunca insanların büyük kısmı umudunu kaybetmişti.
Karın doyurmak, memleketten daha önemli hale gelmişti.
Fakat Hasan Remzi Bey'in içinde hâlâ sönmeyen bir ateş vardı.
Anadolu'da başlayan mücadeleyi duyduğunda yeniden yaşamaya başlamıştı.
İnebolu kıyısına çıktığında söylediği söz, belki de bütün hayatının özeti gibidir:
"Sanki yeniden doğmuştum."
Gerçekten de bazen insan ikinci kez doğar.
Topraktan değil;
İnandığı davadan...
Milli Mücadele yıllarında silah kullanmasını bilmeyen askerlere yolda tüfek doldurmayı öğreten de oydu.
Yaralanıp kanlar içinde kalan da oydu.
Metris Tepe'de, Sakarya'da, Büyük Taarruz'da koşan da oydu.
Ve Bursa'ya giren ilk birliklerin arasında bulunan da...
Fakat bütün bunların sonunda mezar taşında sadece şu yazıyordu:
"Eski Muharip Gazilerden Niğdeli Hasan Remzi Fertan, Kazancıoğlu…"
Ne Çanakkale.
Ne Kafkaslar.
Ne Filistin.
Ne esaret.
Ne sekiz yara...
Belki de gerçek kahramanlık biraz da budur.
Sessizce yaşamak...
Sessizce gitmek...
Ve ardından konuşmayı hatıralara bırakmak...
Bugün üzerinden yüz yıldan fazla zaman geçti.
Bizler sıcak evlerimizde geçmişi konuşurken, bir zamanlar aynı yaşlarda gençlerin toprağa düşerek bize bıraktıkları vatanda yaşamaya devam ediyoruz.
Hasan Remzi Fertan'ın hayatı, hatıraları bizim için azizdir.
Bu hikaye, Balkan Harbi'nden başlayıp Cumhuriyet'e ulaşan bir neslin hikâyesidir.
Bir nesil ki gençliğini cephelerde bıraktı.
Aşklarını yarım bıraktı.
Çocuklarını göremedi.
Yıllarını esarette geçirdi.
Ama vatanı bırakmadı.
Ve belki bugün bize düşen en büyük vazife de onların bıraktığı emaneti, yalnız törenlerde hatırlamak değil; onlardaki ahlakı, sabrı, vakar duygusunu ve memleket sevgisini yeniden anlamaya ve yaşamaya çalışmaktır.
Mehmet Baş