Anadolu coğrafyasının bazı beldeleri vardır ki, onları yalnız haritalar üzerinde gösterilen birer yerleşim mahalli olarak telakki etmek büyük bir noksanlık olur. Zira bu beldeler, asırların içinden süzülüp gelen medeniyetlerin, tabiat ile insanın müşterek emek ve kaderinin, nice devletlerin, nice kavimlerin ve nice hikâyelerin zaman içinde billurlaşmış hâtıralarını sinesinde muhafaza eden müstesna diyarlardır. İşte Niğde vilayetinin cenubunda, Toros silsilesinin azametli kütlelerine yaslanan Çamardı da böylesi müstesna beldelerden biridir.
Çamardı'nın toprağına basan bir yolcu, daha ilk nazarda bu havalinin yalnız bugüne ait olmadığını hisseder. Burada dağlar, rüzgârlar ve kayalar dahi tarihin diliyle konuşur. Asırlardır aynı vadilerden esen rüzgâr, Hitit neferlerinin ayak seslerini de işitmiş; Roma lejyonlarının gürültüsünü de taşımış, Selçuklu akıncılarının nal seslerini de vadiler boyunca yankılandırmıştır. Her devir gelip geçmiş; fakat Torosların vakur sükûtu, bütün bu zamanlara sessiz bir şahit olarak mevcudiyetini muhafaza etmiştir.
Çamardı'nın mazisi, İlk Tunç Çağı'na kadar uzanan derin bir tarihî silsilenin mühim halkalarından biridir. M.Ö. üçüncü binyıldan itibaren iskâna sahne olan bu topraklar, Anadolu'nun kadim medeniyet havzalarından biri olarak teşekkül etmiştir. Hititlerin siyasî kudreti bu dağların eteklerine kadar uzanmış; Frigler kendi kültürel izlerini bu muhite nakşetmiş; Pers hâkimiyeti doğu ile batı arasında yeni münasebetler tesis etmiş; Roma Devleti ise uzun asırlar boyunca bu havaliyi kendi idarî nizamı içinde muhafaza etmiştir.
Malazgirt Zaferi'nin ardından Anadolu'nun mukadderatı değişirken Çamardı da bu büyük tarihî tahavvülün dışında kalmamıştır. Anadolu Selçuklu Devleti'nin hâkimiyetine giren belde, Türk-İslâm medeniyetinin inkişaf ettiği mühim merkezlerden biri hâline gelmiştir. Müteakiben İlhanlılar, Eretna Devleti ve Karamanoğulları'nın idaresini gören bu diyar, XV. asrın ikinci yarısında Osmanlı Devleti'nin hâkimiyet sahasına dâhil olmuş; böylece asırlar boyunca sürecek yeni bir tarihî devrin kapıları açılmıştır.
Osmanlı arşiv vesikalarında "Şamardı" namıyla zikredilen bu beldenin ismi dahi başlı başına tarihî bir hatırayı ihtiva eder. Kuvvetli rivayetlere göre Halep ve Şam havalisinden gelen Türkmen toplulukları, burayı "Şam'ın ardındaki yurt" mânasına gelen bu adla tavsif etmişlerdir. Asırlar içinde halk lisanının tabii seyriyle "Şamardı", bugünkü "Çamardı" şekline inkılâp etmiş; lâkin ismin menşeindeki tarihî hafıza unutulmamıştır. Bir yer adının dahi asırlar boyunca muhafaza ettiği bu derin mana, Anadolu'nun hafızasının ne kadar zengin olduğunu göstermeye kâfidir.
Çamardı'nın tarihî hüviyetini yalnız kronolojik vakalar tayin etmez. Bu beldeyi asıl kıymetli kılan husus, tabiat ile tarihin birbirinden ayrılmaksızın aynı bünyede kaynaşmış olmasıdır. Torosların sarp yamaçları, yüksek yaylaları, gür pınarları ve derin vadileri, burada yaşayan insanların karakterini de şekillendirmiştir. Sert tabiat şartları, bu havali insanına metaneti, kanaati ve dayanışmayı öğretmiş; yayla hayatı ise asırlar boyunca sosyal hayatın temel unsurlarından biri olarak yaşamaya devam etmiştir.
Bugün dahi Çamardı'nın köylerinde dolaşan kimse, modern zamanların bütün değiştirici tesirine rağmen Anadolu'nun nefesini hisseder. Taştan örülmüş evler, köy meydanlarında gölge veren ağaçlar, eski çeşmeler ve dağların eteklerine serpiştirilmiş yayla yolları, geçmişle bugün.
İşte bu sebeple Çamardı'nı anlamak, yalnız tarih kitaplarının satırlarına müracaat etmekle mümkün değildir. Onu anlamak için Demirkazık'ın zirvesine vuran ilk güneşi seyretmek, Aladağlar'ın serin rüzgârını teneffüs etmek, eski bir köy camisinin taş duvarına el sürmek, yaylalarda yankılanan çoban seslerini dinlemek ve Torosların asırlardır değişmeyen sükûtuna kulak vermek icap eder.
Mehmet BAŞ
TARIM
GÜNCEL
ALTUNHİSAR
SİYASET
EKONOMİ
SAĞLIK
YAŞAM
SPOR
Torosların İncisi: Çamardı
Mehmet BAŞ
Yorumlar