Niğde’nin taşlı yamaçlarında, zamanın sisli perdesinde yankılanan bir sevda türküsü vardır: Sazalca'dan Çıktım Ben de Gelirim.
Sazalca, Türklerle Rumların bir arada yaşadığı, taş döşeli dar sokakları ve yemyeşil bağlarıyla ünlü bir köydü. Şimdiki adıyla Taşlıca olan bu köyde, Hakkı adında yiğit bir Türk yaşıyordu. Hakkı, o dönemde Rumların yoğun olarak bulunduğu Yeşilburç’ta (o zamanki adıyla Denegi) değirmencilik yapıyordu.
Bir gün Hakkı’nın gözü, değirmene un getiren köylüler arasında bir genç kıza ilişti: Despina. Kara gözleri, hilal gibi kaşları ve nar gibi yanaklarıyla Despina, Hakkı’nın yüreğinde tarifi zor bir ateş yaktı. O andan itibaren Hakkı’nın dünyası değişti.
Hakkı ve Despina arasında filizlenen bu aşk, dil ve din ayrımını hiçe sayıyordu. Ancak Rum köylerinde gelenekler ve kurallar sertti. Despina’nın ailesi, kızlarının bir Türk’e gönül vermesini kabul etmezdi. Fakat genç âşıklar, her engeli aşacaklarına inanıyorlardı.
Bir gece Hakkı, Despina’yı ailesinin elinden kurtarmak için harekete geçti. Penceresinde yanan mum, Despina’nın hazır olduğunu anlatıyordu. İki âşık, Sazalca’nın dar yollarından geçerek Bor’a doğru kaçtılar. Ancak onların peşine düşen zaptiyeler, Hakkı ve Despina’yı Bor’da, Hakkı’nın halasının evinde yakaladılar.
Despina’nın ailesi, kızlarının bu aşkını öğrendiğinde öfkeye kapıldı. Aile, köyün ileri gelen Rumlarına başvurdu. Bu durum yalnızca Despina’nın ailesiyle sınırlı kalmadı; Niğde’deki Rum cemaatinin önde gelenleri de olaya müdahil oldular. Onların İstanbul’daki saraya yakınlıkları ve Niğde Meclisi Umumisi’ndeki nüfuzları, işleri karmaşık hale getirdi. Hakkı’nın yaptığının cezasız kalmaması gerektiği düşünülüyordu. Telgraflar çekiliyor, Niğde Mutasarrıflığı’ndan Hakkı’nın cezalandırılması için emirler veriliyordu.
Despina ailesine teslim edildi ve zorla bir Rum delikanlısıyla evlendirildi. Hakkı ise ağalığa mensup ailesinin nüfuzu sayesinde cezadan kurtuldu. Ancak bu ayrılık, iki gencin yüreklerindeki ateşi söndüremedi.
Hakkı, sevdiği kadını kaybetmeye razı değildi. Despina’nın zorla evlendirildiğini öğrendikten sonra, dostlarından yardım istedi. Genç delikanlı, Adana’ya kaçma planını titizlikle hazırladı. Yanındaki arkadaşlarının da yardımıyla hükümet adamlarını ve kadıyı ikna etti. Despina, ailesinin ve çevresinin baskısına rağmen Hakkı’ya duyduğu aşkı seçti.
Adana’da, iki âşık nikâh kıyarak kavuştu. Bu evlilik, din ayrılığını, geleneklerin sertliğini ve toplumsal baskıyı alt etmişti. İstanbul’daki Rum cemaatinden dahi ses çıkmadı; mesele kapandı.
Hakkı ile Despina’nın aşkı, bir türküyle dilden dile yayıldı. Sazalca’nın taşlı yollarında başlayan bu hikâye, aşkın tüm engellere rağmen galip geleceğini bir kez daha ispat etti.

"Sazalca’dan çıktım ben de gelirim
İflah olmaz ben bu dertten ölürüm
Yandım aman aman ölürüm
Mahpus olacağımı ben de bilirimim

Olsun yâr tövbeler olsun
Olsun yâr badeler dolsun

Bir Urum dilberi yaktı yandırdı
Al yanaktan bir buse verdi kandırdı
Yandım aman aman kandırdı
Alırım dedi beni kandırdı

Uğramaz yanıma da
Yâr tövbeler olsun
Gerdana liraları takayım amman
Salın da boylarına bakayım amman
Evli de değiliz bekarız amman
Yerli de değiliz köylüyüz amman

Olsun yâr tövbeler olsun
Olsun yâr badeler dolsun

Sazalca’nın ufak tefek taşları
Hilâl olmuş Despina’mın kaşları
Yandım aman aman kaşları
Bir omuzdan bir omuza saçları

Uğramaz yanıma da
Yâr tövbeler olsun

Sazalca’dan çıktım benzim bozuldu
Ak alnıma kara yazgı yazıldı
Yandım aman aman yazıldı
Bizim mezar gurbet elde kazıldı"
Mehmet Baş