Gazetelerden, dergilerden, televizyonlardan kovulan konu; genellikle "eğitim-öğretim" ile ilgili yazı ve programlar olmuştur. Eğitim-öğretim ile ilgili bir hususun dikkat çekebilmesi için ya şiddet ihtiva etmesi ya da ola ki öğretmenlerden birinin bir hata yapması gerekiyor. Yoksa basında yer alma ihtimali çok zayıf.
Halbuki hep "geleceğin inşası" in okumadan bahsedilir, öğretmenliğin de "çok kutsal bir meslek" olduğundan dem vurulur. Lakin millî mefkûrenin temelini atan millî bir eğitime duyulan ihtiyaç çok yer bulamaz basında.
Biz yine de "bir umut" diyelim ve millî mefkûre ve millî eğitimden bahsedelim. Çünkü Millî Mefkûre “Nasıl bir Türkiye ve nasıl bir Türk milleti istiyoruz?” diye sorar.
Gelin bu sorunun cevabını arayalım: Bir milletin geleceği, yalnızca sahip olduğu topraklarda değil, o topraklarda yetiştirdiği insanın zihninde ve karakterinde şekillenir.
Devletler sınırlarını koruyabilir; fakat millet olma şuurunu yaşatamadıkları takdirde tarihî devamlılıklarını korumakta zorlanırlar. Bu sebeple eğitim, bir milletin yalnızca bilgi aktardığı değil, kendisini yeniden inşa ettiği alandır.
Milî bir eğitim anlayışının temelinde de bu düşünce bulunmaktadır.
Ziya Gökalp'in ortaya koyduğu millî kültür ve mefkûre kavramları, eğitimin millet hayatındaki yerini anlamak açısından önemli bir çerçeve sunmaktadır.
Gökalp'e göre eğitim, millî kültürün yeni nesillere aktarılmasında temel bir işleve sahiptir (Göle ve Gündoğdu 2025). Fakat millî kültürün aktarılması, geçmişi olduğu gibi tekrarlamak değildir. Asıl mesele, geçmişten alınan güçle geleceği kurabilmektir.
Mefkûre, işte tam bu noktada önem kazanır.
Mefkûre, bir milletin ulaşmak istediği ortak ideal ve gelecek tasavvurudur. Eğitim ise bu tasavvuru taşıyacak insanı yetiştirir. Dolayısıyla “Nasıl bir Türkiye?” sorusunun cevabı, aynı zamanda “Nasıl bir insan yetiştireceğiz?” sorusunun cevabıdır
Bugün millî eğitimi yalnızca tarih, dil ve kültür aktarımı olarak değerlendirmek yeterli değildir. Çünkü çağımızda milletlerin gücü, yalnızca nüfusları veya sahip oldukları doğal kaynaklarla ölçülmemektedir. Bilim üreten, teknoloji geliştiren, nitelikli insan yetiştiren, kültürünü dünyaya taşıyabilen toplumlar geleceğe daha güçlü yürüyebilmektedir. Bu nedenle 21. yüzyılın millî mefkûresi; köklerinden kopmadan bilime yönelmek, millî kimliğini korurken dünyaya açılmak ve öğrendiğini üretime dönüştürebilmek olmalıdır.
Bu anlayışla millî eğitimin üç temel görevi vardır.
İlki millî hafızayı yaşatmaktır.
Türkçeyi doğru ve güzel kullanan; tarihini, edebiyatını, sanatını ve kültürel mirasını bilen nesiller yetiştirmek gerekir. Çünkü geçmişini bilmeyen insanın geleceğe ilişkin sağlam bir aidiyet geliştirmesi güçtür. Dil yalnızca iletişim aracı değil, aynı zamanda milletin hafızasıdır.
İkincisi bilimsel düşünceyi ve üretme iradesini geliştirmektir.
Millî olmak dünyaya kapanmak değildir. Tam tersine, milletini ve ülkesini seven insanın bilimde, teknolojide, sanatta ve ekonomide daha ileriye gitmek için sorumluluk taşıması gerekir. Millî mefkûre, geçmişte kazanılan başarılarla övünmekten ziyade yeni başarılar üretme iradesine dönüşmelidir.
Üçüncüsü sorumlu vatandaş yetiştirmektir.
Millî birlik yalnızca aynı bayrak altında yaşamaktan ibaret değildir. Hukuka ve adalete bağlılık, toplumun ortak değerlerine saygı, farklılıklarla birlikte yaşayabilme ve ülkenin geleceğine karşı sorumluluk taşıma da millî birlik anlayışının parçalarıdır.
Türkiye'deki eğitim politikalarının tarihsel gelişimini inceleyen çalışmalar, vatandaşlık eğitiminin bu süreçte önemli bir yer tuttuğunu göstermektedir (Kara, Tokmak ve Öztürk 2023).
Bu üç görevin başarısında en önemli unsur ise öğretmendir. Çünkü eğitim sisteminin gerçek yüzü, çoğu zaman sınıfta öğretmen ile öğrenci arasındaki ilişkide ortaya çıkar. Öğretmen yalnızca bilgi aktaran kişi değildir; öğrencinin merakını, çalışma ahlakını, sorumluluk duygusunu ve geleceğe bakışını şekillendirir.
Bu nedenle güçlü bir millî eğitim politikası, güçlü ve itibarlı bir öğretmen politikasıyla birlikte düşünülmelidir.
Burada millî eğitim ile özgür düşünce arasında da bir çelişki kurulmamalıdır. Millî eğitim, öğrenciye ne düşüneceğini ezberletmek yerine kendi tarihini ve kültürünü bilen, doğru bilgiye ulaşabilen, sorgulayabilen ve kendi kararını verebilen bireyler yetiştirmelidir. Çünkü kendisine güvenen bir millet, gençlerinin düşünmesinden korkmaz.
Millî mefkûrenin eğitim alanındaki asıl meselesi, geçmiş ile gelecek arasında tercih yapmak değildir. Asıl mesele, geçmişten geleceğe sağlam bir köprü kurmaktır.
Kendi tarihini bilen fakat geçmişte yaşamayan; Türkçesine sahip çıkan fakat dünyaya kapanmayan; millî kimliğini koruyan fakat bilimsel düşünceden uzaklaşmayan; ülkesini seven fakat insanlığın ortak değerlerine de saygı duyan bir nesil, Türkiye'nin geleceğini taşıyabilecek nesildir.
Çünkü bir milletin gerçek istiklali, yalnızca sınırlarının korunmasıyla değil, kendi geleceğini düşünebilen, üretebilen ve inşa edebilen nesillere sahip olmasıyla mümkündür.
Bu nedenle millî mefkûrenin çağımızdaki en önemli taşıyıcısı millî eğitimdir. Millî eğitim de geçmişe kapanan değil; geçmişten güç alarak geleceğe yürüyen bir anlayışa dayanmalıdır.
Bugünün öğrencisine vereceğimiz eğitim, yarının Türkiye'sine bırakacağımız en önemli mirastır.
Köklerinden kopmayan insan,
bilimden uzaklaşmayan eğitim,
gelecekten vazgeçmeyen millet.
Kökü mazide olan âti için; millî bir mefkûre, millî mefkûre için de millî eğitim olmazsa olmazımız hâline gelmelidir.