Cahil toplumlarda nezaket, bir asalet göstergesi değil, bir acziyet emaresi olarak görülür. İnsanlar kendi cehaletini fark edemediği ölçüde başkasının zarafetini küçümser. Çünkü zarafeti anlamak için bir incelik gerekir; incelik ise kalbi ve zihni arınmış insanın işidir. Kaba ruhlar, ince ruhların parıltısını göremez; çünkü bunlar kendi karanlığından başka bir şeyi tanımaz.
Bir insana nezaketle davrandığında, sözünü tartarak söylediğinde yahut sabrını koruduğunda, o bunu senin iyi niyetli oluşunla değil, güçsüzlüğünle karıştırır. Bu yanlış anlayış, toplumun köküne işlemiş bir hastalıktır. Nezaket, iç terbiyenin bir tezahürüyken, cehalet bunu korkaklıkla eş tutar. Böyleleri için bağırmak cesaret, kırmadan konuşmak zafiyet, öfkesine hâkim olmak ise korkaklık. Oysa insanı insan yapan, tam da öfkesini yutabilmesidir.
Ne gariptir ki bu insanlar, kendilerine tepeden bakan, her fırsatta onları ezen, küçük gören kimselere karşı bir tür hayranlık duyarlar. Zayıfa saldırır, güçlüye boyun eğerler. Zulme meyillidirler, merhamete ise kuşku duyarlar. Mevlâna’nın dediği gibi: “Alçak kişiler vefaya cefa, cefaya vefa gösterir.”
Bir toplum kendi celladına âşık olmuşsa, artık onun felaketi çoktan başlamış demektir. Çünkü kötülüğü sevip iyiliği hor gören bir topluluk, kendi ruh mezarını kazıyordur. Tecavüzcüsüne âşık olan bir milletin hakiki adalete erişmesi mümkün değildir. Böyle bir toplumun gözünde mertlik, dürüstlük, vefa gibi kavramlar değerini yitirir; yerine üçkâğıt, kurnazlık ve menfaatperestlik geçer.
Bugün insanlar, kendilerine menfaat sağlamayan iyiliğe kuşkuyla yaklaşır hâle gelmiştir. Çünkü zihinler kirlenmiş, kalpler yoksullaşmıştır. Kimse “iyilik”i saf hâliyle kabullenemiyor. Her nezaketin ardında bir çıkar arayan gözler, artık güzelliğe kör olmuştur. Halbuki nezaket, insanoğlunun yeryüzünde taşıdığı bir incelik emanetidir. O kaybolduğunda, insanlar hayvanî içgüdülerine döner.
Nezaket, insanın kendine olan saygısının dışa yansımasıdır. Kaba olmak kolaydır, fakat edepli olmak irade ister. İrade de bilgiyle, terbiye ile, farkındalıkla mümkündür. Bu yüzden cahil, nezaketi anlayamaz; çünkü o, kendini bile tanımaz. Onun dünyasında kuvvet, sesini yükseltmekle; haklı olmak, karşısındakini ezmekle ölçülür.
Eğer iyilik yaptığın insanlar, o iyiliği suistimal ediyorsa; eğer nezaketin, onların gözünde ezikliğe dönüşüyorsa, susmak ve uzak durmak en asil tepkidir. Çünkü çamura dokunmadan da temiz kalmak mümkündür. Bazen bir adım geriye çekilmek, bir ömür boyu kirden korunmaktır.
Unutulmamalıdır ki nezaket, zayıfların değil, kendine hâkim olabilen güçlülerin işidir. Kabalık bir savunma mekanizmasıdır; zarafet ise bilgeliktir. Herkes bağırabilir, fakat herkes sükûtun dilinden anlamaz. Nezaketin değeri, onu anlayan insanların sayısıyla değil, onu gösteren kalplerin asaletiyle ölçülür.
Mehmet Baş
SAĞLIK
GÜNCEL
ALTUNHİSAR
ASAYİŞ
EKONOMİ
KÜLTÜR
BOR
EĞİTİM
YAŞAM
SPOR
SİYASET
Nezaket Zayıflık Değildir
Mehmet BAŞ
Yorumlar