Kâinatta sayısız galaksi var, sonuna ve başına akıl erdiremediğimiz bu devasa kütlelerin arasında bizler adeta yok gibiyiz. Biz de bu galaksilerden en küçüklerinden birisi olan Samanyolu Galaksisi içindeki Güneş isimli bir yıldızın etrafında dönüp duran Dünya isimli bir gezegenin içindeyiz. Aynı yörüngede dönüp duran milyarlarca gök cisminin arasında bir toz tanesinden ibaretiz.
Dünyanın içinde de uzaydan bakınca bir nokta kadar bile görünmeyen bir kıtanın içindeyiz. Gözümüzün önüne aldığımız o devasa kıtalar, uzay boşluğunda bir fırça darbesi kadar bile yer tutmuyor. Yaşadığımız kıta içinde küçük bir ülkenin küçük bir şehrindeyiz. Yaşadığımız şehirde ise bir mahallenin bir sokağındaki bir evin içindeki bir odanın bir köşesindeyiz. Aşamayacağımızı sandığımız bütün o devasa dertleri, işte bu daracık köşede sırtımızda taşıyoruz.
Dünyada bulunduğumuz zaman ise ezel ve ebet çizgisinde deryadaki bir damla kadar bile değil. Geçmişin sonsuzluğu ile geleceğin meçhulü arasında bir göz kırpma süresi kadar bile yer tutmuyoruz. Mekânda tuttuğumuz yer itibariyle bir karıncadan farkımız yok. Zamanda ise yanıp sönen bir kibrit gibiyiz. Alevi göründüğü an sönen, geriye sadece hafif bir duman bırakan çaresiz bir ömür sürüyoruz.
Buna rağmen bütün kâinat etrafımızda dönüyormuş ve hiçbir zaman ölmeyecekmiş gibi bir kibre kapılıyoruz. Sanki bu sahnenin başrolü bizmişiz, bu nefes hiç kesilmeyecekmiş gibi dünya hırsına sarılıyoruz. Aslımız bir damla su bir avuç toprak, gideceğimiz yer yine bir avuç toprak, buna rağmen şımarmaktan, kibirlenmekten, ne oldum delisi olmaktan bir türlü kurtulamıyoruz. Gelişimiz bizim elimizde değildi, gidişimiz de bizim elinizde olmayacak; fakat ortadaki o kısacık anda kendimizi dev aynasında görmekten vazgeçmiyoruz.
Aslımız hiçlikten geliyor ve madenimiz yokluk. Var gibi göründüğümüz şu alemde aslında bir rüyadan, bir gölgeden ibaretiz. Bedenimizdeki bir kılı bile yaratacak kudretimiz yok, bir tek nefesi bile içimizde tutmaya, ecel geldiğinde bir saniyeye gücümüz yetmiyor. Canımız, malımız ve sahibi olduğumuzu sandığımız her şey bir emanet, buna rağmen kendimizi mülkün sahibi zannediyoruz. Elimizde tuttuğumuz her şeyi sahipleniyor, gözümüzü doyuramıyor, geçici olanı baki sanıp yanılıyoruz.
Allah cümlemize şuur versin, basiretimizi bağlayan bu hırs perdesini üzerimizden kaldırsın, cümlemizin akıbetini hayır eylesin.
Mehmet Baş