Sezai Karakoç ve Mehmet Genç’in tanışması ta üniversite sıralarına dayanır. Burada başlayan dostlukları ömürlerinin sonuna kadar devam edecektir. Sezai Karakoç hatıralarında bu tanışma hikayesini şöyle anlatır. “Mülkiye son sınıfının bu ilk yılında yeni arkadaşlarımız da geldi fakülteye. Mehmet Genç ve sınıf arkadaşları da diyebiliriz. Mehmet Genç ve arkadaşları, Nihal Atsız’ın etkisinde idiler. Milliyetçiliği ırkçılığa dayandıran akımın. Hatta M. Genç geldiği vakit saçını yandan ayırıyor ve hızlı hızlı, sertçe konuşuyordu. Başlangıçta tartışıyorduk bu konuları. Fakat kısa zamanda arkadaş olduk. N. Fazıl’ı birlikte ziyarete gittik. Felsefeye meraklı olduğundan hızlı bir ilerleme ve değişme gösterdi Genç. Tabii ki, yakınlığımız da çok ilerledi. Daha sonra klasik Batı müziğine de çok merak saran M. Genç, lisedeyken geçirdiği tüberkülozun da arttırdığı bir hassaslıkla dolu bir arkadaşımızdı. Hastalığın nüksetme korkusu içinde oldu hep uzun süre. Bu korku ya da baskı, hassasiyetini zaman zaman had safhaya çıkarmıştır, imtihanlarda artık takatinin kalmadığını söylediği zaman, onu zorlar, adeta iterek sokardım imtihan odasından içeri. Daha sonra İstanbul’a geldiğimizde yine, uzun yıllar birçok hâtıraların oluştuğu bir hayat ağı içinde buluşmuşuzdur. Türkiye iktisadını ihtisas alanı olarak seçen arkadaşımız, Osmanlıların sadece ekonomisini değil, tarihî-sosyolojik yapısını da incelemiştir. Bu konuda çok az sayıdaki bilim adamlarımızdan biri olmuştur. Bundan da öte, Osmanlı ruhunun, o ruhu meydana getiren İslâm ruh ve medeniyetinin eşsizliğinin bilincine ermiş ve bunu gönlüyle de hissetmiş, varoluşumuzun hikmeti gibi görmüştür dense mübalağa olmaz.
Mehmet, yaradılışı itibariyle lüksü ve harcamayı seven bir arkadaşımız. Şevket’se, tutumluluğuyla dikkati çekiyordu daha öğrencilik sıralarında. Bir gün kantinde Mehmet, gazoz ve bisküvi ile kahvaltı yaparken Şevket çıkageldi. Bunu görünce, herkesin duyacağı bir sesle: “Mehmet Genç, sen nereden geldin?” dedi. O da: “Arhavi’den” diye cevap verdi. Bunun üzerine Şevket: “İyi vallahi. Sen kalk Arhavi’den gel, Haylayf bisküvisiyle sabah kahvaltısı yap.” demekten kendini alamadı.”
Sezai Karakoç’un bu satırlarda bir hakkı en iyi teslim den bir insan olduğunu görüyoruz. Mehmet Genç hocanın Türkiye iktisadı ve Osmanlı ekonomisi alanında yapmış olduğu çalışmalarla ilgili tespitleri gerçekten taktire şayandır. Mehmet Genç hocanın tarihi sosyolojik yapıyı dahil ederek incelediği ve ortaya koyduğu iktisat nazariyesi o dönemin Marksist bakış açılarının çok üstünde bir noktayı yakalamış, yok sayılmış ve görmezden gelinen bir medeniyetin yankısı olmuştur. Hocanın bu nazariyeyi yıllarca arşiv odalarında çalışıp tarihi belgelerle ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Sezai Karakoç’un hatıralarında kendisinin iktisat ile ilgili çok geniş bir müktesebata sahip olduğunu görmekteyiz. Böylesine birikimli bir düşünürün Mehmet Genç hocanın ortaya koyduğu tezi alkışlaması sadece bireysel dostluğun ve duygusal nedenlerin ötesinde hakikate olan saygıdan kaynaklanmamaktadır. Ömer Lütfi Barkan’ın konuyla ilgili bıraktığı ilmi mirası alıp daha ileri götüren Mehmet Genç esasında Osmanlı ekonomisi ile ilgili konuşulan ve henüz bilimsel temelleri ortaya konmayan tezleri bilimsel anlamda ortaya koyup büyük devlet olmanın iktisadi temellerinin neye dayandığını ispatlamıştır.
Hayatının her alanında vefayı kendisine şiar edinin Sezai Karakoç, Mehmet Genç ile olan dostluğunu bir ömür sürdürmüştür. Sezai Karakoç, Mehmet Genç ile sadece düşüncede yol arkadaşlığı yapmamış hayatın diğer sahalarında da dostluğunu devam ettirmiştir. Ortada birlikte masa tenisi oynayacak kadar samimi bir dostluğun olduğunu söyleyebiliriz. Sezai Karakoç bunu şöyle anlatır.
“Bir gün, yeni bir icat gibi, Mülkiye gazinosuna “masa futbolu oyunu” geldi. Mehmet Genç’le birkaç kez bu oyunu oynamaktan kendimizi alamadık. Sonra buna kapılmanın kötülüğünü düşünerek irademe müracaat ettim ve o oyunu bir daha oynamadım.”
Sezai Karakoç bu dönemlerde “Pingpong masası isimli bir şiir yazmıştır. Sezai Karakoç’un iyi bir pingpong oyuncusu olduğuna Ülkü Tamer’in anılarında da geçmektedir.
Sezai Karakoç’un uzun yıllar devam ettiği Marmara Kıraathanesi’nin müdavimlerinden birisi de Mehmet Genç’ti. Sezai Karakoç bunu şu satırlarla anlatır.
“Marmara Kıraathanesi’ne arkadaşlarımızdan Ziya’dan başka Kâmil (Öztürk) SBF’yi bitirdikten sonra İktisat Fakültesinde asistan olan Mehmet Genç, o zamanlar henüz öğrenci olan Mehmet Çavuşoğlu ve Erol Güngör gelirdi. Yine oraya devam edenlerden birçok arkadaşımız oldu. Cemal Hatiboğlu (Filozof Cemal), Hilmi Oflaz, Refik Demir ve Mehmet Levendoğlu (Yazıcıoğlu) ve daha birçok arkadaş. Giderek Marmara’da bizler, olaylar kızıştıkça, birbirimizle daha yakın bir arkadaşlık kurmuş olduk. Siyasi, toplumsal olaylar bizi birbirimize yaklaştırmıştı. İhtilâlden sonra bu daha da arttı.
İstanbul’a geldiği zamanlar Mehmet Genç ile birlikte ziyaretlere giden Sezai Karakoç bunu şöyle anlatır.
“Güz gelip görev tamamlanınca Mardin’den İstanbul’a döndüm. O zaman Lâleli’de birkaç otel vardı. Sekbanlar Oteli, Gönül Ferah Oteli gibi. Gönül Ferah Oteli’nde kaldım. Mehmet Çavuşoğlu ve ailesi otelin karşısındaki bir evde oturuyordu. Bir kere de Mehmet Genç’le birlikte Çavuşoğlu’nun evine gitmişliğimiz oldu. Ama, arkadaşlarla, daha çok kahvede buluşma adetimiz vardı.”
Sezai Karakoç, Yenişehir’de ve Mudanya’da çalıştığı dönemlerde İstanbul’a geldiğinde Mehmet Genç’i ziyaret etmektedir. Bunu hatıralarında şöyle ifade eder.
“İstanbul’a geldiğimde doğruca Marmara Kahvesi’ne gidiyordum. Arkadaşları hep ayni yerde, ayni konuları konuşurken buluyordum. Sanki bin yıldan beri hep orada sohbetlerine devam ediyorlardı. Bazen geç vakit Mehmet Genç’i de görmeğe evine giderdim. Mehmet Genç, Elmadağ’da, Nevzat Yalçıntaş’la birlikte kalıyordu. Mehmet Genç’e uğradıktan sonra kıraathaneye dönerdim. Beyazıt’ta bir otelde kalırdım o gece. Pazartesi erkenden yine görev yerime dönerdim.”
Marmara kıraathanesinin giderek yazı yazılmaz duruma gelmesi ile birlikte Sezai Karakoç Mehmet Genç’le birlikte Aksaray’da bir otelin salonuna gittiklerini şu satırlarla ifade eder.
“Aksaray’da bir otelin salonu vardı. Son derece elverişliydi geceleri oturup çalışmamıza. Ben, Erol Güngör, Mehmet Genç, bazı gençler geceleri oraya gidiyor, her birimiz bir masada çalışıyor, ara sıra bir araya gelip sohbet ediyorduk. O günler çok verimli geçiyordu. Her zaman bu imkânı bulamamışızdır. Marmara Kıraathanesi de giderek yazı yazılamaz bir duruma girmişti.”
BİR DOSTULUĞUN PORTRESİ
Mehmet Genç vefatından önce rahmetli Abdullah Işıklar ağabey ve Ahmet Cihan hocamla Sezai Karakoç’u ziyaret etmişlerdi. Her şeyin bir kül bulutu gibi dağıldığı zamanlarda böyle uzun soluklu bir dostluğu görmek gerçekten hayranlık uyandırıyordu. Mehmet Genç ve Sezai Karakoç’u birbirine yaklaştıran metafizik temeller onların hayatın rüzgarları karşısında büyük bir unutuluşun içine savrulmalarına engel olmuştu. Mehmet Genç hocanın insan üstü gayret göstererek yıllarca Osmanlı arşivlerinde çalışıp ekonomi sahasında medeniyetimizin büyüklüğünü ortaya koyması, diriliş düşüncesini büyük bir medeniyet hamlesi olarak gören Sezai Karakoç’un teziyle örtüşmekteydi.
Mehmet Genç ve Sezai Karakoç’un dostluğu, ta üniversite sıralarında başlayan ve hayat boyu devam eden bir dostluktu. Bu iki şahıs birbirlerini fikri anlamda etkilemiş ve uzun soluklu bir dostluğu yaşam boyu devam sürdürmüşlerdir. Mehmet Genç’in fikir hayatının şekillenmesinde Sezai Karakoç’un etkili olduğunu söyleyebiliriz. Üniversite yıllarında koyu Türkçü olan Mehmet Genç’in İslami düşünceye yakınlaşması ve bu düşünceyi benimsemesinde Sezai Karakoç’un etkisi yadsınamaz.
Devlet-i Aliye’yi Osmaniye’nin basit bir devlet olmadığını her noktada en ince detaylarına kadar planlı ve programlı hareket ettiğini ve bu sistemden dolayı dünyanın en uzun ömürlü devletlerinden birisi olduğunu Mehmet Genç hocanın makalelerini okuyunca anlayabiliyoruz.
Son tahlilde İslâm Toplumunun Ekonomik Strüktürü ’nü yazan şairliğinin ve düşünce adamlığının yanında maliye alanında ülkenin yetiştirdiği en büyük uzmanlardan birisi olan Sezai Karakoç’un, Mehmet Genç ile yollarının birleşmesi düşünce tarihimiz açısından önemlidir.
Son tahlilde ülkemizin yetiştirdiği bu iki değerli şahsiyet maddi varlıkları ile aramızdan ayrılsalar bile ortaya bıraktıkları eserlerle yaşamaya devam etmektedirler. Allah ikisine de rahmet eylesin.
Mehmet BAŞ