Cenneti kazanmak için olmazsa olmaz inanç esaslarından bir diğeri peygamberlik kurumuna inanmaktır.
Farsçadan dilimize girmiş “Peygamber” kelimesi Kur’an’da “nebi ve rasul” kelimeleri ile karşılık bulmuştur. Hem peygamber hem de nebi ve rasul kelimelerinin manası temelde aynı olarak elçi, haberci demektir. Allah’ın kulları içerisinden seçtiği, eğittiği, koruduğu, desteklediği ve kendilerine vahyettiği kişilere peygamber denilir. Dolayısıyla peygamber kendi gayretiyle değil Al-lah’ın seçmesiyle peygamber olur.
Bütün peygamberler son derece dürüst, güvenilir, zeki, günahtan uzak ve Allah’tan aldıkları bilgileri insanlara ulaştırmada çok hassas insanlardır. Peygamberlerin de birer insan olması sebebiyle günah işleme kastı ve ısrarı ol-maksızın küçük hataları olmuş ve bunlar hemen Allah tarafından gelen ikaz üzerine düzeltilmiştir. Tahrim suresinin birinci ayeti bu duruma örnek teşkil eder.
Allah peygamberlerinden bazılarına destek vermek, toplumda kendilerine inanmayan kişilerin inanmasını sağlamak, onların peygamberliğini bazı olaylarla doğrulamak ve peygamberlere inananları teselli edip güçlendirmek gibi sebeplerle bazı olağanüstü olaylar yaşatmış, mucizeler vermiştir. Kendilerine mucize verilen peygamberlerinin hepsinin gösterdikleri mucizeler kendi hayatlarıyla birlikte son bulmasına rağmen Peygamberimizin Kur’an mucizesi kıyamete kadar devam edecektir. Hiçbir peygambere verilmemiş mucizeler Peygamberimize verilmiş ve böylece onun Allah katındaki eşsiz konumu gözler önüne serilmiştir. Mesela miraç gibi bir mucizeyle sadece Peygamberimiz şereflendirilmiştir.
Cabir b. Abdullah Peygamberimizin şu sözünü bizlere aktarır: “Benden önce hiç kimseye verilmeyen beş şey bana verildi:
1- Bir aylık mesafe kadar (uzaktaki düşmanın kalbine) korku salmakla bana yardım edildi.
2- Yeryüzü benim için mescit ve temiz kılındı; bu sebeple ümmetimden kim nerede namaz vakti girerse orada namazını kılsın.
3- Ganimetler bana helâl kılındı; benden önce hiç kimseye helâl kılınmamıştı.
4- Bana şefaat etme yetkisi verildi.
5- Daha önce her peygamber özellikle kendi kavmine gönderiliyordu. Ben ise bütün insanlara gönderildim.”
Kur’an’da Yunus suresinin 47., Ra’d suresinin 7., Nahl suresinin 63. ve Fatır suresinin 24. ayetlerinde Allah’ın her topluluğa (kavme, ümmete) peygamber, yol gösterici gönderdiği söylenmiştir. Ancak Kur’an’da bütün peygamberlerin ismine yer verilmemekte, Peygamberimizden gelen en sağlam hadislerin yer aldığı eserlerde de bir rakam bulunmamaktadır. Bir rivayette ise peygamberlerin sayısının 124 bin diğerinde 224 bin olduğu nakledilmiştir. Ancak Allah’ın her topluma peygamber göndermesi açısından âlimler bu rakamların peygamberlerin sayısını sınırlayamayacağını, çokluk bildirdiğini söylemişlerdir.
Bütün peygamberler temelde aynı anne-babanın evlatları gibidir. Nitekim Buhari’de geçen bir hadiste Peygamberimiz “Ben, Meryem oğlu İsa’ya, dünyada da ahirette de insanların en yakınıyım. Peygamberler, baba bir kardeşler gibidir; anneleri (şeriatları) farklıdır, ama dinleri (tevhid) ise birdir.” demiştir. Ayrıca Bakara suresinin 136. ayetinde “Biz, Allah´a, bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarına indirilene, Musa´ya ve İsa´ya verilene ve bütün peygamberlere Rableri tarafından verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz. Biz ancak O´na teslim olanlardanız.” denilmesi peygamberlerin aynı esas amaçla gönderildiğini ve onlar arasında Hristiyanların ve Yahudilerin sadece kendi Peygamberlerine inanıp diğerlerine inanmamalarında olduğu gibi ayrım yapılmamasını ders vermektedir.
Bu sebeple Bakara suresinin 285. ayetinde bulunan şu iman cümlesini söylemelidir: “Biz Allah’ın peygamberlerinden hiç birisi arasında (peygamberlik yönünden) ayrım yapmayız.”
Ayrıca Nisa suresinin 150. ve 151. ayetlerini unutmamalıdır: “Allah’ı ve peygamberlerini inkâr edenler, Allah ile peygamberlerini birbirinden ayırmak isteyenler, ‘Bir kısmına inanırız ama bir kısmına inanmayız’ diyenler ve bunlar arasında bir yol tutmak isteyenler yok mu, işte gerçek kâfirler bunlardır ve biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırlamışızdır.”
Kur’an, son peygamberin Hz. Muhammed olduğunu Ahzab suresinin 40. ayetinde dile getirir. Bu açıdan ondan sonra peygamber olduğunu hatta kendisine vahyedildiğini iddia edenler ancak yalancı ve sahtekardır.
Yazımı Bakara suresinin 285. ayetiyle tamamlıyorum: “Allah’ın elçisi ve müminler, rabbinden ona indirilene iman ettiler. Her biri Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine inandılar. “O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız” ve “İşittik, itaat ettik, bağışlamanı dileriz rabbimiz, gidiş sanadır” dediler.”