Ekonomi konusu, Diriliş düşüncesinde ağırlıklı bir yer tutar. Bunun nedeni, ekonominin, özellikle çağımızda büyük bir önem arz etmesidir. Kapitalizm, sosyalizm, komünizm, liberalizm vb. gibi birçok düşüncenin ve sistemlerin başlıca çıkış sebebi ekonomidir. Hatta dünya savaşlarının çıkmasının ve günümüzde de çoğu ülkeler arasındaki anlaşmazlıkların temelinde ekonomi vardır dersek sanırım yanlış olmaz.
Sezai Karakoç’un, ilk baskısı 1967 yılında yapılan ‘İslam Toplumunun Ekonomik Strüktürü’ adlı eseri hacim olarak küçük olmasına rağmen içerik ve düşünce olarak önemli eserlerinden biridir. Tabii ki, bir eseri veya bir makaleyi değerlendirirken yazıldığı tarihin, o günlerdeki toplumsal olayların ve gündemin göz ardı edilmemesi gerekir. O günlerde dünyadaki ülkelerin bir kısmının marksizm ile diğerlerinin kapitalizm ve liberalizm vb. sistemlerle yönetilmesi, anarşi ve çeşitli öğrenci hareketleriyle toplumun sarsılması, kitabın içeriğini belirleyen önemli sebeplerdendir.
Strüktür, yapı, düzen, sistem gibi anlamlara geliyor. Strüktüralizm diye de felsefi bir akım var. Bu akımın, Sezai Bey’in düşünceleriyle bir ilgisi yoktur. Ancak kitabın isminin konulmasında, o günlerde yaygın olan ideolojiler ve felsefi akımlar nedeniyle bir etkilenme olmuş mudur? Onu bilemiyoruz.
Üstad Sezai Karakoç, bu sistemlerin ve ideolojilerin zulüm sistemleri olduğunu, insanları asla huzur ve mutluluğa götüremeyeceğini belirtir. Alternatif olarak İslam düzenini vurgular. Müslümanların geçmiş yıllardaki uygulamalarından örnekler verir. Zekat, sadaka, vakıf gibi yardımlaşma faaliyetlerinin topluma ve ekonomiye olan etkilerini dile getirir. Faizin yasak olmasının hikmetlerini etkili bir üslupla açıklamakta, banka sisteminin başlangıçta bir kurtarıcı gibi Batı’dan ülkemize girdiğini ve nasıl bir sömürü aracı haline dönüştüğünü ortaya koymaktadır.
Sezai Karakoç diğer birçok eserinde ve yazılarında da ekonomi konusu üzerinde duruyor. Bu yazılardan bazılarını ve yer aldığı eserlerini şöyle sıralamak mümkündür:
- ‘Sitemizde Eşitlik’, ‘İslamlıkta Mal’, ‘Din ve İktisat’ başlıklı yazıları. (İslam, İlk baskı.1967)
- ‘Metaekonomik Türkiye’ (Dirilişin Çevresinde, 1967)
- ‘Paradan Önce Tarihte Revalüasyon’, ‘Vergi’, ‘Ne Sermayenin Ne Emeğin’ (Farklar, 1967)
- ‘Ekonomik Diriliş’, ‘İslam Ortak Pazarı’ (Sütun, 1969)
- ‘Kalkınma’ (Sur, 1975)
- (Diriliş Neslinin Amentüsü, ’10. Bölüm’, 1976)
- ‘Sanayi ve Kültür’ (Gün Saati, 1986)
- ‘Çağdaş Esaret Sistemleri’ (Düşünceler-1, 1986)
- ‘Enflasyon l, ll, lll,lV’ (Diriliş dergisi, 1988)
- ‘7. Bölüm: İktisadi yapı’, ‘8.Bölüm: Mali yapı ve mali politika’ (Diriliş Partisi Proğramı, 1990. Yüce Diriliş Partisi Proğramı, 2007)
Bu yazılar hakkında genel bir değerlendirme yapacak olursak, başlıklardan da anlaşılacağı gibi ekonomi konusu çok yönlüdür. Yani ekonomi, üretim, tüketim, borsa, faiz, finans vb kavramlarla sınırlı değildir. Tarihî, dini, ahlaki, sosyolojik ve psikolojik tarafları da vardır. Örneğin ‘İslam Ortak Pazarı” başlıklı yazıda hem ekonominin hem de İslam ülkeleri arasındaki işbirliğinin önemi vurgulanmıştır.
Geçmişte yaşanan ve günümüzde de çok kez şahit olduğumuz olaylar göstermiştir ki, İslam ülkelerinin tek tek varlıklarını korumaları mümkün değildir. Mutlaka aralarında kurumsal olarak savunma anlaşmaları yapmaları gerektiği gibi ekonomik kuruluşlar ve anlaşmalar da yapılmalıdır.
Diriliş Neslinin Amentüsü” adlı eserinde şunları söyler:’Diriliş eri bilir ki, ekonomi kültürün eşyaya dönük yüzüdür. Nasıl ki, hafif kültürle ağır sanayi olmaz. Onun için, ruhunu Allah’a teslim etmiş olan Müslüman ibadetin ağır ve kalifiye elemanı olduğu gibi, onun topluma ve tarihe dönük yüzü olan’ağır kültür’ ün yolcusu ve eşya ve tabiata çevrik yüzü olan sanayin ve tarımın sayı ve para diliyle ifadesi olan ekonominin ağır görevlisi ve işçisidir.
İslam ekonomisinde, kişinin hür teşebbüs yetisini körleten devletçiliğe yer olmadığı gibi, tröstlerin doğumuna sebep olan tekelci özel sektör kapitalizmine de yer yoktur…(s.51)
Ekonominin müzmin hastalıklarından biri enflasyon, yani pahalılıktır. Yukarıda belirtildiği gibi Karakoç’un, enflasyon konusunda 1988 yılında Diriliş dergisinde yayımlanan yazıları vardır. Ancak bu yazıları bazı siyasi şahsiyetlerin isimlerinin geçmesi ve biraz da dar kapsamlı olması gibi sebeplerden olsa gerek, kitaplarına almamıştır. Elbette o günden bugüne ekonomiyle ve enflasyonla ilgili çeşitli değişiklikler olmuştur.
Haftalık Diriliş dergilerinde dört bölüm olarak yayınlanan ‘Enflasyon’ başlıklı yazıları kısaca özetlemek istiyorum.
Sezai Karakoç, yazdığı uzunca makalesinde enflasyonu yalnızca ekonomik bir mesele olarak değil, toplumun ruhunu, ahlakını, üretim anlayışını ve medeniyet bilincini yıpratan çok yönlü bir felaket olarak ele alır. Karakoç, çok partili hayata ve demokrasiye geçişten sonra “enflasyon” kelimesinin neredeyse demokrasi kadar sık kullanılan, fakat halk tarafından yeterince anlaşılamayan bir kavram hâline geldiğini belirtir.
Karakoç’a göre enflasyon, gerçekte eski deyişle ‘pahalılık’ demektir. Eskiden yüzyıllar içinde gerçekleşen fiyat artışları, artık birkaç yıl hatta bir yıl içinde ortaya çıkmaktadır. Enflasyon oranlarının, yıllık olarak açıklanmasını eleştirir. Ona göre her yılın başını sıfır kabul ederek yapılan hesaplamalar, enflasyonun gerçek boyutunu gizleyen bir aldatmacadır. Enflasyon, yıllardır birikerek devam eden bir süreçtir ve yıllık oranlar yalnızca bu sürecin hızını göstermektedir. Bu yaklaşım, halkı yatıştırmak için kullanılan psikolojik bir yöntemdir; ancak enflasyonun etkisi insanların cebinde, tüketiminde, sosyal ilişkilerinde, ahlakında ve ruh dünyasında giderek daha ağır hissedilmektedir. Bu nedenle enflasyon, artık sıradan bir ekonomik sorun değil; toplumsal bir veba hâlini almıştır.
Makalenin ikinci bölümünde Karakoç, enflasyonun temel nedenlerinden biri olarak Türkiye’deki yanlış makineleşme ve ithal makine kullanımını ele alır. Avrupa’da makinenin, insan gücü yetmediğinde devreye girdiğini; önce insanın çalıştığını, sonra makinenin yardımcı unsur olduğunu vurgular. Türkiye’de ise tam tersi bir yol izlenmiş, insan gücü devre dışı bırakılarak her alanda makine kullanılmaya başlanmıştır. Bu durum işsizliği artırmış, döviz kaybına yol açmış ve üretim-tüketim dengesini bozmuştur.
Karakoç, ithal makinelerin hem satın alma maliyetlerinin hem de yakıt ve bakım giderlerinin ülke ekonomisine ağır yük bindirdiğini belirtir. Üstelik bu makineler kısa sürede demode olmakta ve yenileriyle değiştirilmektedir. Böylece ülkenin sınırlı döviz kaynakları sürekli olarak dışarıya akmaktadır. Makineleşme ilerlemenin sebebi değil, sonucu olmalıdır. Önce insanlar çalışmalı, üretim artmalı; insan gücü yetmediğinde, mümkünse ülkemizde üretilen makineler devreye girmelidir.
Üçüncü bölümde Karakoç, Türkiye’nin kalkınma anlayışını eleştirir. Milletin aşırı iyimser ve hayalci olduğunu, tasarruf yerine borçlanmayı ve para basmayı tercih ettiğini söyler. Kalkınmanın sağlıklı yolunun vergi ve tutumluluk olduğunu; enflasyon yoluyla kalkınmanın ise hem adaletsiz hem de yıkıcı olduğunu savunur. Karşılıksız para basılması, özellikle dar gelirli kesimleri ezmekte; varlıklı kesimler ise mallarını gayrimenkule, altına ya da dövize yatırarak enflasyondan korunmakta hatta kazanç sağlamaktadır. Ayrıca maaş ve ücretlere yapılan zamların enflasyona çare olmadığını vurgular. Zamlar, yeni zamları doğurmakta ve kısır bir döngü oluşmaktadır. Enflasyonun asıl bedelini, geliri sabit olan işçi, memur, emekli ve dar gelirli vatandaşlar ödemektedir. Bu süreçte toplumda adalet duygusu zedelenmekte, ahlaki yozlaşma hızlanmaktadır. Bununla birlikte enflasyonun temelindeki diğer sebebin israf ve savurganlık olduğunu belirtir. Hem kişilerin hem de devletin lükse yöneldiğini; büyük ve gereksiz konutlar yapıldığını, kamu binalarının lüksle donatıldığını, milli servetin korunmadığını söyler. Ayrıca hukuki ve idari organizasyon eksikliklerinin de ekonomiyi olumsuz etkilediğini; boş kalan binalar, çözülemeyen miras davaları ve atıl kalan tarım arazilerinin milli servet kaybına yol açtığını vurgular.
Son bölümde Karakoç, enflasyonun bir sebep değil, yanlış ekonomi ve yanlış hayat anlayışının sonucu olduğunu belirtir. Ekonomi düzeldiğinde enflasyonun da söneceğini savunur. Bunun için gereksiz makine ithalatının durdurulması, üretimde esnekliğin sağlanması, stokların eritilmesi, küçük konutların teşvik edilmesi, kooperatifleşmenin artırılması, tasarruf bilincinin yerleştirilmesi ve lüksten kaçınılması gerektiğini sıralar. Kısaca enflasyon, sadece ekonomik değil ahlaki ve medeniyetle ilgili bir çöküşün göstergesidir. Enflasyonla mücadele, teknik önlemlerden çok, insanı merkeze alan, israfı reddeden, üretimi ve tasarrufu önceleyen köklü bir zihniyet değişimini zorunlu kılmaktadır. Bu değişim gerçekleşmeden enflasyondan kurtulmak mümkün değildir. Makaleyi şu çarpıcı cümleyle tamamlar:”Enflasyon, akılsızlığımızın en can alıcı göstergesidir.”
Bu makalenin yazıldığı yıllarda, ülkemizde yıllık enflasyon oranları çok yüksekti. Günümüzde de yoğun bir enflasyon baskısı altında yaşıyoruz. Karakoç’un görüşlerinin birçoğunun günümüz için de geçerli olduğunu düşünüyorum.
Not: Bu yazı ‘BirNokta’ dergisinin 290. Sayısında ‘Diriliş Hareketi, Ekonomi ve Enflasyon’ başlığıyla yayınlanmıştır.
Nizamettin YILDIZ