Yirmi birinci yüz yılda iletişim çağını yaşarken sosyal medya ile hayatımızın her alanını insanlara teşhir etme yarışına girmiş bulunmaktayız.
Kendimizi olduğumuzdan daha yakışıklı ya da güzel, daha zengin, daha mutlu ve hu-zurlu göstermek için büyük bir çaba içerisindeyiz. Her yaptığımız şeyi insanların gözüne soka-rak teşhir ediyoruz. Dünyanın en mutlu insanları bizmişiz gibi bir görüntü içerisindeyiz. Sanki hayatta hiçbir derdimiz yok ve yalan dünyanın cennetini yaşıyoruz. Yaşamımızın her alanında yaptığımız gibi özel hayatımızda da “mış gibi” yapıyoruz. Aslında bir nevi insanları kandırıyo-ruz ve yalan söylüyoruz. Yüzümüzde gülücükler olan, mutluluktan uçar gibi fotoğraf kareleri ile sosyal medya da sahte mutluluklarımızı pazarlıyoruz. İşte uzmanlar buna bir isim bulmuşlar. Bu durumun adı “Ördek Sendromu”dur.
Ördek Sendromunu sizlere bir örnek ile anlatmak istiyorum. Bir çift düşünün bir akşam yemeği için dışarıya çıkmaya karar vermişler. Çiftimizden erkek olan günün vermiş olduğu iş yorgunluğu ve birazda stres ile eve geliyor. Çiftimizin bayan kahramanı da gün boyu çocuklar-la ve gündelik ev işleri ile uğraşmaktan yorgun ve bitap düşmüş durumdadır. Eşi eve geldiğin-de hanımefendi hâlâ hazır değildir. Çiftimizden erkek olan eşinin ve çocukların hazır olmadı-ğını görünce eşine kızıyor. Hanımefendi de eşine karşılık verince bir tartışma başlıyor. Arabaya bindiklerinde trafik sıkışıklığı ile birlikte tartışma devam ediyor. Rezervasyon yaptırdıkları restorana geldiklerinde ikisi de birbirlerine kızgın ve mutsuz bir şekilde yemeklerini yerlerken bir yandan da küçük çocuklarına yemek yedirmenin ve çocuklarının masadan kalkmaması için bir mücadele içerisinde oluyorlar. Daha sonra restoranda çalışan bir garsonu çağırarak tebes-süm içerisinde renkli bir masada mutluluk fotoğrafı çekiliyorlar. Çektirdikleri fotoğrafı sosyal medyada paylaşırken restoranı konum olarak ekliyorlar ve resmin altına mutlu ailem ile huzurlu bir akşam yemeği yazıyorlar. Evinde pijamalarını giymiş ve televizyon izleyen bir yandan da eşinin getirdiği meyveyi yerken, cep telefonundan sosyal medyaya göz atarken bu çiftimizin resmini gören arkadaşı şöyle düşünüyor. Biz evde pijamalarımız ile pineklerken onlar dışarıda mutlu bir akşam yemeği yiyorlar. Evet, hikâyemize baktığımızda çiftimiz ailecek mutlu ve hu-zurlu bir şekilde aile yemeğindeler gibi görünürken aslında hiçte mutlu olmadıklarını toplum-dan gizleyerek sahte huzurlarını topluma sergiliyorlar. İşte bu duruma uzmanlar “Ördek Send-romu” ismini vermişler.
Sosyal medyada sadece kuş sütü eksik olan sofralar paylaşıyoruz. Acaba yoksulların canı çeker mi diye hiç düşünmeden yapıyoruz. Çocuklarımızın şirin ve tatlı fotoğraflarını pay-laşıyoruz. Acaba hiç çocuk sahibi olamamış veyahut çocuklarını kaybetmiş aileleri düşünme-den onların gözünün içine sokarak paylaşıyoruz. Anne ve babalarımız ile mutlu aile fotoğrafları yayımlıyoruz. Bunları yetim ve öksüz çocukların derin üzüntüsünü hiç dikkate almadan yapı-yoruz. Özelimizi ve mahremimizi fotoğraf kareleri ile paylaşmanın yarışındayız. Mesela mutlu bir an düşünün ailemizden birinin nikâh merasimi olsun. Biz o anın mutluluğunu yaşayacağımı-za elimizde cep telefonu o anı canlı yayında sosyal medyada paylaşmanın peşine düşüyoruz. Sevdiğimiz bir sanatçının konserine gittiğimizde doya doya konserden tat almak yerine video çekerek fotoğraf çekerek ya da canlı yayın yaparak konserde olduğumuzu insanların gözüne sokuyoruz. Şekilci bir hayatın, gösterişten başka hiçbir anlamı olmayan bir yaşamın, özden ve maneviyattan uzak bir dünyanın içerisinde yaşıyoruz.
Kendimizi maddi sahip olduklarımız ile önemli birisi olduğumuza inandırıyoruz. Karak-ter ve kişilik olgunluğunun hiçbir anlam ifade etmediği bir dünyada, insanlara sahte ve yalan bir rol oynayıp insanlarında bu yalana inanmalarını bekliyoruz.
Son söz: “Sosyal medya teknolojiden daha çok sosyoloji ve psikoloji ile ilgilidir.” Brian Polis
Sedat Çağlar
SİYASET
GÜNCEL
EKONOMİ
SPOR
EĞİTİM
BOR
SAĞLIK
YAŞAM
ASAYİŞ
SOSYAL MEDYADA SAHTE MUTLULUKLAR
Şair ve Yazar Sedat ÇAĞLAR
Yorumlar