“Devleti on yıl idare edebilirlerse, bir asır idare ettik diye sevinsinler.”
(Cennet Mekan Abdülhamid Han, Yıldız Sarayı’ndan ayrılırken)
Türk tarihinin en büyük hadiselerinden biri şüphesiz, Abdülhamid Han’ın tahttan indirilmesiyle başlayan ve koca imparatorluğunun paramparça edilip yağmalanması, böylece Türk milletine tarihin gördüğü en büyük acıların yaşatılmasıdır. Bu süreçte her şeyini vatan ve millet için feda eden Hakan-Halife zalim olarak kötülenirken, devletin mahvına sebep olanların kahraman ilan edilmesi ayrı bir trajedi olsa gerektir. Düşünebiliyor musunuz, biz kendi elimizle, tarihimizi ters yüz ettik. Tarihte ve dünyada görülmemiş bir şekilde, şanlı tarihine ve öz dedelerine düşman nesiller yetiştirdik.
Sultan Abdülhamid Han ilginçtir ki, içte dışta, dinli dinsiz, herkesin düşmanlıkta birleştiği bir şahsiyet olmuştur. Bu durumun nedeni basın ve yayın yoluyla kötülenmesinin yanında; yıllar yılı eğitim kurumlarında yanlış olarak anlatılmasıdır. Örnek olarak, Fransız gazetelerinde çıkan Kızıl Sultan hakareti, maalesef, yıllar yılı okullarımızda, körpe dimağlara, gerçekmiş gibi anlatılmıştır. Padişah, Ermeni devletine izin vermediği için Ermeni teröristler tarafından öldürmeye çalışırken, Filistin’i kendilerine vermediği için de Yahudi-Siyonistlerin saldırılarına maruz kalıyordu. Bunlar bir derece anlaşılabilir, ancak kendi halkı tarafından acımasızca hakarete uğramasını nasıl anlamak gerekiyordu? Yirmi altı kişinin öldüğü, elli sekiz kişinin yaralandığı, atların bile parçalandığı Yıldız Suikastı’ndan padişahın sağ kurtulması, Galatasaray Lisesi’nin müdürü ve Servet-i Fünun dergisinin başyazarı olan Tevfik Fikret’i o kadar mutsuz etmiştir ki, “Ey şanlı avcı! Tuzağını beyhude yere kurmadın/Attın ama, yazık ki yazıklar ki vurmadın.” diyerek toplu katliam yapan teröriste övgüler dizip zehrini kusarken, diğer taraftan İslamcı şair Mehmet Akif: “Düşürdün milletin kahraman evladını ye’se/ Ne mel’unsun ki rahmetler okuttun ruh-i iblise” diye saldırıyordu. Halbuki alenen teröre destek olan ve hakaret içeren bu tür yazıların değil bir devlet başkanına, sıradan bir insana söylenmesi bile dünyanın bütün anayasalarında büyük suçtur.
Bazı çok bilmişler, Abdülhamid Han devrinde kaybedilen topraklarımızı, Abdülhamid’in kaybettiği topraklar olarak anlatarak, sultanı lekelemeye çalışmaktadırlar. Malum Abdülhamid Han darbeciler tarafından şartlı olarak başa getirilmiştir. Padişahlığının ilk ve son senelerinde yönetim tamamen darbecilerin elindeydi. 2. Abdülhamid devri toprak kayıplarından padişahı sorumlu tutmak, 28 Şubat döneminde uygulanan baş örtüsü zulmünden dönemin başbakanı rahmetli Necmettin Erbakan’ı sorumlu tutmakla eş değerdir.
Abdülhamid Han’ın yüz yıldır bu derece kötülenmesinin nedeni, canı, cananı ve bütün varını mübarek vatanı için feda etmesi idi. Bölücü vatan hainleriyle bir olup hain bir darbe ile padişahı tahtından indiren güruh, on yıl içinde devleti paramparça edip vatan topraklarını haçlı yamyamlarına çiğneterek kaçtılar. Ancak tarih önünde hesap vermedikleri gibi, bu cürümleri işleyenler kendileri değilmiş gibi yüz senedir kahraman olarak tanıtılmaları, bunun yanında tahtından indirdikleri mazlum padişaha hakaret edilmesi ne kadar üzücüdür. Yavuz hırsız, ev sahibini bastırır dedikleri, tam da bu olsa gerektir.
“Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan!
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasi padişahına”
(İdris İspiroglu)
“GÖK SULTAN”
Eğitimci Yazar İdris İSPİROĞLU
Yorumlar