Niğde’de, yaz düğünleri bir başka güzel olurdu. Kadınlar şıkır şıkır giyinir, gençler süslenir, çocuklar ise coşku dolu kahkahalarıyla düğün yerini neşe ile doldururdu. O yıllarda kadınlar ve çocuklar, düğün meydanını görmek için evlerin damına çıkar, oradan kalabalığı izlerdi. Erkekler meydanda halay çeker, sazlar ve sözler havada uçuşurdu. İşte tam da böyle bir zamanda, bölgede türküleriyle tanınan, sesi ve sazıyla gönülleri fetheden Ürgüplü Refik Başaran, Fertek Köyü'nde bir düğüne davet edilmişti.
Refik, sazını alıp meydanın ortasına kurulan sedire oturdu. Parmakları sazın tellerinde gezinirken, sesi köyün taş evlerine çarparak yankılanıyordu. Herkes büyülenmiş gibi onu dinliyordu. Ama Refik’in gözleri başka bir yeri arıyordu. Bir an, dama gözleri takıldı. Orada, ay ışığında saçları altın gibi parlayan sarı saçlı genç bir kız dikkatini çekti. Kız, başını biraz yana eğmiş, Refik’i dinliyordu. Yüzündeki hafif tebessüm, incecik elleriyle tuttuğu saksıdaki sarı çiçek kadar narindi. Refik, kalbine dolan bu görüntüyle o an bambaşka bir âleme sürüklendi.
Sazın tellerine dokunurken gönlünden yükselen sözler döküldü dudaklarından. O ânı unutulmaz kılmak istercesine, şarkısını bir sarı çiçeğe, bir de sarı saçlı kıza söylüyordu. Her kelimesinde bir özlem, her notasında bir sevda vardı.
Dam başında sarı çiçek oy oy
Burdan gidek Ürgüp'e göçek
Nenni de Feridem nenni
Ürgüp'e vardığımız gece oy oy
Hak yoluna kurban kesek
Nenni de Feridem nenni
Kalabalık, Refik’in sözleri ve melodisiyle büyülenmişti. Ama Refik’in dünyası, yalnızca dama ve oradaki kıza odaklanmıştı. Gözleri o sarı çiçeğin üzerindeydi, ama ruhu, kızın gözlerinin derinliğine karışmıştı.
Şarkı bir ağıt gibi süzülüyordu akşamın koynunda. Söylerken içindeki sızı, yüzüne vuruyordu. Öyle ki, dinleyen herkes bu sevdanın imkânsızlığını hissediyordu. Çünkü Refik, ne o kıza ulaşabilirdi ne de o anın ötesine geçebilecek bir yakınlık kurabilirdi. Ama yüreğinde biriken duygular onu susturmadı; söylemeye devam etti:
Gidiyom işte gör oy oy
Hayalde gör düşte gör
Nenni de Feridem nenni
Kıymetimi bilmedin oy oy
Bir kötüye düş de gör
Nenni de Feridem nenni
Bu türkü, sadece bir sevda türküsü değildi artık. Refik'in yüreğinde biriken kırgınlık, özlem ve vedayı taşıyan bir ağıt olmuştu. Genç kız ise tüm bu duyguları içinde hissederek Refik'i izlemeye devam etti. Saksıdaki sarı çiçeği avuçlarında sıkıca tutuyor, ama hiçbir şey diyemiyordu.
Odaları köşeli oy oy
Gül-ü reyhan döşeli
Nenni de Feridem nenni
Ne ağladım ne güldüm oy oy
Ben bu aşka düşeli
Nenni de Feridem nenni
Türkü bitip de Refik sazını kucağından indirirken, bir an başını kaldırıp tekrar damdaki kıza baktı. Ama kız, sanki o ânı daha fazla kaldıramazmış gibi hızlıca arkasını dönüp gözden kayboldu. Refik, gözleri nemli bir şekilde halkın alkışlarına cevap verirken, aklında tek bir şey vardı: Sarı saçlı kız ve saksıdaki sarı çiçek.
O gece, Refik bir türküyle bir sevdayı anlatmış, Fertek’in damlarında yankılanan sesiyle zamana kazınmıştı. "Dam Başında Sarı Çiçek," hem o kızın hem de o gecenin hatırası olarak dilden dile dolaşacaktı.
Mehmet Baş