Doçentlik hususundaki çarpıklıkları, aksaklıkları ve haksızlıkları daha önce konferanslarımda, makalelerimde, kitaplarımda ve TV programlarımda çok fazla dile getirdiğim için, kafanızı şişirmemek adına, bu yazımda sadece birçok gelinlik kızın hayallerini süslediği gibi bazı kendini bilmezlerin profesörlük gayeleri ve gayriahlaki faaliyetleri konusunda ikaz, mizah ve hiciv amacı ile kısmen kalem oynatacağım!
Maalesef tahsilli tahsilsiz herkes günümüzde profesör olabilmek için hak edip etmediğine bakmadan, şeytanın bile aklına gelmediği onursuz, haysiyetsiz, şahsiyetsiz, ahlaksız ve çirkef yollara tevessül ediyor ve bir şekilde de emel (!) ve meramlarına kavuşabiliyorlar!
Uyduruk ve sahte makalelerini, yine herkesçe gayesi ve sahtekârlıkları malum dergilerde neşrettirip, bilimin kirlenmesine ve saçma sapan düşünceleri ile şişirilmesine de vesile olmaktadırlar!
Sonra da hiç utanmadan ve sıkılmadan, kasım kasım kasılarak, “Profesör” unvanlı kartvizit bastırıp sosyal medyada, internette sayfa açarak kendilerini takdim ile reklam ediyorlar! Haz ve libidolarını tatminle komplekslerine tepe yaptırıyorlar!
Bir de “Ben istedim, verdim, oldu. Kime ne!” ve “Ben aldım, oldu. Kime ne!” profesörleri var! Onlar ayrı bir makale, kitap, hatta bir bilim-kurgu filmi konusu...
Bütün bunlar mizahi açısından da olsa literatürümüzde “FESÖR” diye yeni bir unvan ihdas edilmesine ihtiyaç göstermesi sebebi ile gerek dil bilimcilerin gerekse kendisini memur ve mesul hissedenlerin, kadro tahsisinde (!) ve unvan belirlemede işlerini kolaylaştırmak amacıyla, kazanım yollarını dikkate alıp mazilerini göz ardı etmeden bilimsel (!) tasnifini yaparak, hoşgörünüz muvacehesinde isimlendirdim. Biliyorum, hiç kimse de üzerine alınmayacak!
“FESÖR”ler, kendi aralarında mizahi açıdan; Alimfesör, Lafofesör, Parafesör, Medyafesör, Rektörfesör, Fasonfesör, Masonfesör, Cahlifesör, Zalimfesör, Sahtefesör, Gettofesör, Fetofesör, Tarikfesör, Taslakfesör, Çalmafesör, Hasbelfesör, Telefesör, Kıssafesör, Gezenfesör, Yatanfesör, Kaçanfesör, Yandanfesör, Partifesör, Taşrafesör, Yoktanfesör, Salakfesör, Askerfesör, Diptenfesör, Baştanfesör, Re’senfesör, Dıştanfesör, Locafesör, Medyafesör, Sağcıfesör, Solcufesör, Yağcıfesör, Yaştanfesör, Eştenfesör, Yasafesör, Mebusfesör, Amcafesör, Babafesör, Dayıfesör, Ağafesör, Paşafesör, Özelfesör, Kölefesör, Kabafesör, Baltafesör, Yarmafesör, Sapafesör, Yamafesör, Finofesör, Kırofesör, Murofesör, Homofesör, Psödofesör, Zirtofesör, Hırtofesör, Hışırfesör, Zorlanfesör, Hükmenfesör, Zorbafesör, Sokmafesör ve Çakmafesör diye tasnif edilebilmektedir!
Sizler, engin muhayyilenizle taşları yerine oturtup, kimlerin hangi unvana ya da unvanlara daha münasip olduklarını tespit edebilirsiniz!
Lakin biz Profesör, Murofesör diye tartışırken; Fasondoçent, Masondoçent ve adaylarının da olmayan haysiyetlerini ayaklar altına alarak, kimlere pazarlıkla yalakalık yaptıklarını ve ne hınzırlıklar peşinde olduklarının farkında olmadığımızı zannetmeyin!
Şimdi sizlerden bazı kaarilerimin bana, “Bu yazdıklarınız hiciv ya da mizah değil ki... Bunların hepsi hakikat!” diye seslendiklerini duyar gibiyim.
Biliyorum, bu makalemiz de aforizmasız olmayacak!
*En tehlikeli cahil ve zalim; hak etmediği unvanın ve makamın sahibi olan insandır!
*Bilim insanlığı; hiçbir ışığın olmadığı yerde, daha parlak ışıklar yaktırabilecek bir ışık yakabilmektir!
*Toplum uyuduğunda, âlimin uykusu gaflettir!
*Bazı sözde yüksek öğretim kuruluşları, kalbur altında kalanları kandırmak, paralarını almak, avara kasnaklık yaptırmak ve sonunda da ellerine hiçbir işe yaramayan kâğıt parçası tutuşturmak için vardır!
*Bilimde en önemli endeks, “H indeksi” değil, “Kendinden çok daha iyi ve kendi pervanesi ile uçan kaç öğrenci yetiştirdin” endeksidir!
*Âlim cahil, aydın hain, âmir zalim, adalet sefil, siyaset rezil, millet gafil olursa; vicdan ve şeytan emekliye ayrılır!
Rubaimizle bitirelim.
(İsmâil Hakkı AYDIN, Rubâiyyât-i Bircis, Girdap Kitap, İstanbul, 2018)
ALDANMA GÖNÜL
(Mef’ûlü, Mefâîlü, Mefâîlü, Feûlün)
Aldanma gönül, sen onu âşık sanıyorsun.
Aşkıyla da âteşlere düştün, yanıyorsun.
Boş ver, yeter artık, üzülüp yanmaya değmez!
Kendin gibi sâdık sanarak, aldanıyorsun!