Siyaset ve iletişim alanındaki çalışmalarıyla bilinen Niğdeli yazar Salih Levent Uğurlu’nun yeni kitabı “Yarının Yurdu” yayımlandı. Yedi öyküden oluşan kitap; siyaset, toplum, insan, hafıza, dil ve medeniyet temalarını geçmiş, bugün ve gelecek arasındaki ilişki üzerinden ele alıyor. Kitapta Niğde’de geçen bir öykü de yer alıyor.
Uğurlu, ilk kitabı olan “Siyasette Algı Yönetimi” ile siyasal ve toplumsal meseleleri iletişim bilimi bağlamında incelemişti. Kitap kısa sürede saygın kütüphanelerin arşivine dahil edilmeyi başarmıştı. TBMM koleksiyonunun ardından, Kültür Bakanlığı tarafından talep edilen kitap, değerlendirme ve arşiv kurulunun onayından geçerek devlet kütüphaneleri raflarında yer aldı.

Uğurlu, yeni kitabı Yarının Yurdu’nda ise akademik bakış açısını edebiyatla harmanladığını söyledi. Eserde “Şafaktan Önceki Sessizlik”, “27 Vakkas Vakası”, “Aynadaki Yüzler”, “Ülkücü Komünist”, “Son Durak”, “Sessiz Akort” ve “Tunç” adlı yedi öykü yer alıyor.
Uğurlu, iki kitap arasındaki farkı anlatırken bu değişimin temelindeki arayışı şöyle ifade ediyor: “İlk kitabımda siyasete ve iletişime akademik bir mesafeden bakıyordum. Kavramları tanımlıyor, siyasal davranışları ve algı süreçlerini analiz ediyordum. Yarının Yurdunda ise aynı meselelerin insan hayatındaki karşılığını görmek istedim. Bir kavramı sayfalarca açıklamak yerine, o kavramın bir insanın hayatında neye dönüştüğünü anlatmak daha güçlü olabiliyor.”

Bir kitaptan yedi ayrı dünyaya
“Yarının Yurdu” geleceğe ilişkin mitolojik bir tahayyülle başlayan ve Anadolu’da son bulan bir anlatı yolculuğu kuruyor. Kitabın ilk öyküsü “Şafaktan Önceki Sessizlik”, eserin düşünsel omurgasını oluşturuyor. Mitolojik bir anlatımdan yararlanan öykü, geçmiş ve gelecek arasındaki ilişkiyi farklı bir zaman anlayışı üzerinden sorguluyor. Ardından anlatının coğrafyası ve meseleleri genişliyor. “27 Vakkas Vakası” toplumsal yozlaşmayı politik hiciv üzerinden ele alırken, “Aynadaki Yüzler” Kafkaslar’a uzanıyor. “Ülkücü Komünist”, Balkanlar üzerinden coğrafyaların ezberlere sığmayacağı, ancak kendine özgü gerçekleriyle somut bağlar kurulacağını vurguluyor.
“Son Durak” politik hiciv çizgisini sürdürürken, “Sessiz Akort” dilin ve söylemin insan zihnini ve toplumsal algıyı dönüştürme gücüne odaklanıyor. Kitabın final öyküsü olan ve Niğde’nin Sazlıca kasabasında geçen “Tunç” ise anlatıyı Anadolu’ya taşıyarak geçmişten geleceğe uzanan çizgiyi Anadolu’nun tarihsel hafızası üzerinden tamamlıyor.
Bu yönüyle kitap, birbirinden bağımsız yedi hikâyeden oluşmanın ötesinde, farklı coğrafyaları ve dönemleri birbirine bağlayan ortak bir düşünsel eksen kuruyor.
Eser, yalnızca kurmaca dünyalardan beslenmiyor. Ankara’da profesyonel olarak çok sayıda siyasi parti genel merkezinde görev yapan Uğurlu’nun çalışma hayatında tanık olduğu olaylar, insan ilişkileri ve siyasal atmosfer de bazı öykülere farklı biçimlerde yansıyor. Gerçek kişi ve olayların doğrudan aktarımından ziyade, yaşanmışlıklardan ve gözlemlerden hareket eden anlatılar, kurmaca içerisinde yeniden şekilleniyor.
Uğurlu, öykülerin okura hazır cevaplar vermek yerine düşünme alanı açmasını amaçladığını söylüyor: “Öyküleri yazarken okura hazır cevaplar vermek istemedim. Bir medeniyet tasavvurunu yalnızca kavramsal bir metinle anlatabileceğimizi düşünmüyorum. İnsanların yaşadığı coğrafyalar, kullandıkları dil, taşıdıkları hafıza ve gelecek hayalleri de bu tasavvurun parçalarıdır. Yarının Yurdu kendi medeniyet tasavvurunu hikâyeler aracılığıyla kuruyor.”
“Yarının yurdu hazır bir yerde bizi beklemiyor”
Kitabın adı, bu düşünsel arayışın merkezinde yer alıyor. Uğurlu’ya göre “Yarının Yurdu”, hazır bir coğrafyanın değil, gelecekte kurulması düşünülen hayatın ifadesi.
“Yarının yurdu benim için yalnızca üzerinde yaşayacağımız bir toprak parçası değil. Bir toplumun gelecekte nasıl bir hayat kurmak istediğiyle ilgili bir tahayyül. Geçmişten gelen bir hafızamız, bugün yaşadığımız bir gerçeklik ve henüz kurulmamış bir gelecek var. Kitaptaki öyküler bu üç zaman arasındaki ilişkiyi ele alıyor.”
Bu düşünce kitabın kapağında da karşılığını buluyor. Kapakta eski Türk devletlerinin şehirleşme ve medeniyet birikimini temsil eden unsurlarla modern Türk devletlerinin başkentlerine ait simgeler bir araya getiriliyor. Uğurlu, kapak tasarımını geçmişten geleceğe uzanan bir çizginin görsel karşılığı olarak tanımlıyor:“Kapağın tasarımında kitabın temel fikrini görünür kılmak istedik. Bir tarafta eski Türk devletlerinin şehirleşme ve medeniyet tecrübesi, diğer tarafta modern Türk devletlerinin başkentleri var. Bu, geçmişten geleceğe uzanan bir çizgi. Yarının Yurdu da bu çizgi üzerinde duruyor. Geçmişi romantikleştirmek ya da geleceği hazır bir reçeteyle tarif etmek yerine, ikisi arasındaki ilişkiyi sorguluyor.”
Akademik bakıştan edebiyatın dünyasına
Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu olan Uğurlu, medya sektöründe TRT Türk, Beyaz TV ve Duru TV gibi kurumlarda sunuculuk, seslendirme ve editörlük yaptı. Ankara’daki profesyonel çalışma hayatında farklı siyasi parti genel merkezlerinde de görev alan Uğurlu, siyasal iletişim ve algı yönetimi alanında akademik çalışmalar yürüttü.
İlk kitabı “Siyasette Algı Yönetimi” ile bu alandaki çalışmalarını yayımlayan Uğurlu, Yarının Yurdunda aynı düşünsel ilgiyi edebiyat üzerinden sürdürüyor.
“Yarının Yurdu”, geçmişin hafızasıyla bugünün gerçekliği ve henüz kurulmamış bir gelecek arasında bir anlatı kuruyor. Yedi öykü boyunca farklı coğrafyalara, insanlara ve siyasal-toplumsal meselelere uzanan kitap, okuru yalnızca hikâyelerin içine değil, yarının yurdunun nasıl kurulabileceğine ilişkin daha geniş bir düşünce alanına davet ediyor.
(Salih Alptekin)
KÜLTÜR
BOR
EĞİTİM
GÜNCEL
ASAYİŞ
YAŞAM
SAĞLIK
SPOR
SİYASET
Niğdeli yazar Uğurlu’nun yeni kitabı “Yarının Yurdu” okurla buluşuyor
Muhabir: Niğde Haber
Yorumlar





