İstanbul, her sabahta binlerce yıllık yorgunluğu ve dinçliği aynı anda barındıran bir "duygu fırtınasıdır." Bu şehirde plan yapmak nafiledir; çünkü İstanbul kendi planını size dayatır. Vapurun köpüklerinde huzur bulurken, beş dakika sonra bir trafik sıkışıklığında sabrınızın sınırlarını zorlarsınız. İstanbul, her köşesinde size bir şeyler fısıldayan, sürekli dokunan ve asla yalnız bırakmayan, bazen boğucu ama her zaman büyüleyici bir sevgilidir.
Berlin ise bunun tam aksine, size geniş bir "boşluk" sunar. Bu boşluk hem fiziksel hem de zihinsel’’’ Geniş kaldırımlarında yürürken kimse size çarpmaz, kimse gözünüzün içine bakmaz. Berlin’de özgürlük; "kimsenin umurunda olmamak" demektir. Şehir, tarihin o ağır gri yükünü omuzlarından atmış, yerine kuralların içinde filizlenen bir yeraltı kültürü inşa etmiştir. İstanbul’da hayat bir dalga gibi üzerinize gelirken, Berlin’de hayat sizin yön verdiğiniz bir nehir gibi sakin akar.
Sonuçta İstanbul bir aidiyet, Berlin ise bir arayış şehridir. İstanbul sizi içine çeker, yutar ve parçanız olur. Berlin ise size bir sahne verir ve "ne istiyorsan o ol" der. Birinde tarihin ihtişamlı ağırlığı, diğerinde geleceğin hafifliği vardır.
Değerlendirmede destek ve fikir veren Aleyna atılgan, Hüdanur Balcı ve Remzi Temizbaş’a emekleri için teşekkürler.
Mert Ceylan kaleme aldı... İstanbul’un Kaosu mu, Berlin’in Mesafesi mi?
KONUK YAZAR
Yorumlar