Atlas Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dil ve Konuşma Terapisi Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, kekemeliğin yalnızca düzeltilmesi gereken bir sorun olarak değerlendirilmemesi gerektiğini ifade etti.
Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, günümüzde nöroçeşitlilik perspektifiyle ele alınan kekemelikte, bireyin konuşma biçiminden çok ne söylediğine ve kendini ne kadar rahat ifade edebildiğine odaklanılmasının önem taşıdığına dikkat çekti.Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, 22 Ekim Dünya Kekemelik Farkındalık Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada, kekemeliğe yönelik güncel yaklaşımı, okul ortamında akran zorbalığıyla mücadeleyi ve ailelerin çocuklarına nasıl destek olabileceğini anlattı.
Kekeleyen çocukların yaşadığı zorlukların çoğu zaman yalnızca konuşma akıcılığıyla sınırlı olmadığını vurgulayan Güdül, "Asıl korkmamız gereken şey kekemelik değil, farklılığa izin vermeyen bir ortamdır" dedi.
DÜNYA GENELİNDE HER 100 KİŞİDEN BİRİ KEKELİYOR
Kekemeliği, "Konuşmanın akışında ses, hece ya da kelime tekrarları, uzatmalar ve bloklarla kendini gösteren bir akıcılık farklılığı" olarak tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, "Kekemelik, okul öncesi dönemde ortaya çıkar ve dünya genelinde yaklaşık her 100 kişiden biri kekeler" dedi.
GÜNÜMÜZDE KEKEMELİĞE BAKIŞ DEĞİŞİYOR
Son yıllarda kekemeliğe bakışın önemli ölçüde değiştiğini söyleyen Karamete Güdül, "Bugün kekemeliği düzeltilmesi gereken bir kusur olarak değil, nöroçeşitliliğin bir parçası yani konuşmanın farklı bir biçimi olarak ele alıyoruz. Bu bakış açısı çocuğa şu mesajı verir: “Nasıl konuştuğum değil ne söylediğim önemlidir.”
Kekeleyen çocukların önemli bir kısmı konuşmaktan kaçınmayı, kelime değiştirmeyi ya da sessiz kalmayı öğrenir. Bunun nedeni çoğu zaman kekemeliğin kendisi değil, çevrenin verdiği tepkilerdir. Nöroçeşitliliği kabul etmek, terapiye gerek olmadığı anlamına gelmez. Erken dönemde değerlendirme ve müdahale hala çok değerlidir. Ancak terapinin hedefi yalnızca akıcılık değil, çocuğun kendini rahatça ifade edebilmesi ve iletişime katılmasıdır" diye konuştu.
ÖĞRETMENLERE BÜYÜK SORUMLULUK DÜŞÜYOR
Kekemeliği olan çocukların okul yaşamında karşılaştıkları zorluklarda öğretmenlerin tutumunun belirleyici olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, akran zorbalığının bu süreçte önemli bir sorun olarak öne çıktığını belirtti.
Öğretmenin kekeleyen çocuğun okul deneyimini belirleyen en önemli kişilerden biri olduğunu vurgulayan Karamete Güdül, "2018 yılında kekeleyen yetişkinlerle yaptığımız bir çalışmada, katılımcıların yüzde 84'ü okul yıllarında akran zorbalığına uğradığını bildirdi. En sık karşılaşılan zorbalık türleri alay etme ve isim takmaydı. Daha da düşündürücü olan bulgu ise katılımcıların yüzde 30'u öğretmeninin zorbalığı bildiğini ancak bir şey yapmadığını belirtmesiydi. Öğretmeninin müdahale ettiğini söyleyenlerin oranı yalnızca yüzde 38'di. Bu nedenle öğretmenin zorbalığı fark etmesi yetmez, zorbalığa sıfır tolerans için harekete geçmesi gerekir" diye konuştu.
ÇOCUĞUN CÜMLESİ TAMAMLANMAMALI YA DA ‘YAVAŞ KONUŞ' DENİLMEMELİ
Öğretmenlerin öncelikle kekeleyen öğrenciyle birebir görüşerek ihtiyaçlarını öğrenmesi gerektiğini ifade eden Karamete Güdül, "Öğretmenlere önerim, önce kekemeliği olan çocukla baş başa konuşmalarıdır. Sınıfta söz almak, sesli okuma ya da sunum konusunda neye ihtiyacı olduğunu öğrencilerine sorabilirler. Çünkü her çocuğun ihtiyacı farklıdır. Çocuğu sınıftaki konuşma görevlerinden otomatik olarak muaf tutmak iyi niyetli bir davranış gibi görünse de kesinlikle tercih edilmemelidir. Çocuğun cümlesini tamamlamamak, ona ‘Sakin ol' ya da ‘Yavaş konuş' dememek gerekir" dedi.
Karamete Güdül, okul rehberlik servisinin ve çocuğun dil ve konuşma terapistinin sürece dahil edilmesinin de destekleyici bir okul ortamı oluşturulmasına katkı sağlayacağını ifade etti.
AİLELER KEKEMELİK HAKKINDA ÇOCUKLARIYLA AÇIKÇA KONUŞMALI
Kekemeliğin yönetiminde ailelerin de dikkat etmesi gereken noktalar olduğunu kaydeden Karamete Güdül, "Aileler çoğu zaman kekemeliğin okul çağında devam etmesinden ve çocuklarının zorbalığa uğramasından korkar. Bu korku anlaşılırdır ancak asıl korkmamız gereken şey kekemelik değil, farklılığa izin vermeyen bir ortamdır. Kekeleyen bir çocuk, kabul gördüğü bir sınıfta kendini rahatça ifade edebilir. Bu nedenle ailelerin hedefi kekemeliği yok etmek değil, çocuğu kekemeliğiyle birlikte güçlü hissettirmek olmalıdır" tavsiyesinde bulundu.
KONUŞULMAYAN KEKEMELİK, UTANÇ DUYGUSUNU BESLEYEBİLİR
2018'de yapılan çalışmada katılımcıların %76'sının, ailesinin zorbalığa uğradığından haberi olmadığını söylediğine dikkat çeken Karamete Güdül, "Bu sonuç, kekeleyen çocukların yaşadıkları zorlukları çoğu zaman evde paylaşmadığını gösteriyor. Bu yüzden kekemelik hakkında evde açıkça konuşulabilmesi çok önemlidir. Pek çok aile kekemelik hakkında konuşursa durumun kötüleşeceğini düşünür. Oysa konuşulmayan bir kekemelik, çocukta utanç duygusunu besleyebilir. Çocuklar ebeveynlerinin kaygısını da çok kolay fark eder. Ebeveyn kekemelikten korkuyorsa, çocuk da kekemeliğin korkulacak bir şey olduğunu öğrenir" diye konuştu.
Ailelere önerilerde bulunan Karamete Güdül, şunları söyledi:“Ailelere önerim, kekemelik hakkında çocuklarıyla sakin ve doğal bir dille konuşmalarıdır. ‘Bazen kelimeler takılıyor, bu olabilir, ben seni dinliyorum' demek çocuk için çok güçlü bir mesajdır. Kekemeliğini bilen ve onu adlandırabilen bir çocuk, bir arkadaşı sorduğunda ne diyeceğini bilir. Araştırmalar, kişinin kekemeliğini kendisinin açıklamasının dinleyicilerin tutumunu olumlu yönde etkilediğini gösteriyor.
ÇOCUĞUN GÜÇLÜ YÖNLERİ GÖRÜNÜR KILINMALI
Alay edildiğinde neler söyleyebileceğini evde çocukla birlikte çalışmak, onun kendini çaresiz hissetmesini önler. Çocuğa okulda neler yaşadığını düzenli olarak sormak ve anlattıklarını yargılamadan dinlemek de önemlidir. Çocuğu yalnızca konuşmasıyla tanımlamamak, güçlü yönlerini ve ilgi alanlarını görünür kılmak gerekir. Mümkünse kekeleyen başka çocuklarla ve kekeleyen başarılı yetişkinlerle tanışması sağlanabilir. Yalnız olmadığını bilmek çok güçlü bir koruyucudur. Kekemelik fark edildiğinde beklemek yerine bir dil ve konuşma terapistine danışmak da önemlidir. Son olarak ailenin öğretmenle iletişim kurması, çocuğun evde ve okulda tutarlı bir destek görmesini sağlar. Çocuğu güçlendirmek kadar, onun içinde bulunduğu ortamı güçlendirmek de ailenin elindedir.”
HER BİREYİN KEKEMELİĞİ FARKLIDIR
22 Ekim'in 1998'den bu yana dünya genelinde kekemelik farkındalığını artırmak amacıyla kutlandığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Aşena Karamete Güdül, sözlerini şöyle tamamladı: “Bu yılın uluslararası teması "Kekemeliğin Tonları: Seninki Hangisi?" olarak belirlendi. Bu tema bize şunu hatırlatıyor: Her bireyin kekemeliği farklıdır. Kimi kişi kekemeliğini açıkça kabul eder, kimisi hâlâ onunla barışmaya çalışır. Kiminin terapiden beklentisi akıcılık, kiminin ise kendini rahatça ifade edebilmektir. Bu farklılıkların hepsine saygı duymak gerekir. Bu yıl özellikle okullara seslenmek istiyorum. Kekeleyen bir çocuğun kendini ifade etme cesareti, büyük ölçüde sınıfta nasıl dinlendiğine bağlıdır. Farkındalık bir günle sınırlı kalmamalı, her gün sınıfta, evde ve toplumda yaşanmalıdır.”
(İHA)
SAĞLIK
GÜNCEL
BOR
YAŞAM
ASAYİŞ
SPOR
ÇAMARDI
EKONOMİ
SİYASET
TARIM
Kekemelikte bireyi anlamaya odaklanmak gerekiyor
Muhabir: Niğde Haber
Yorumlar





