Yolların Kesiştiği Nokta: Ulukışla

Abone Ol

Ulukışla denildiğinde çoğumuzun aklına ilk önce, Anadolu bozkırını ilmek ilmek işleyen büyük şair Faruk Nafiz Çamlıbel'in Han Duvarları şiirindeki şu unutulmaz dizeler gelir.
"Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya..."
Ulukışla, asırlardır yolların birbirine kavuştuğu, kervanların soluklandığı, orduların geçtiği, tren düdüklerinin bozkıra karıştığı, tarihin durup yeniden yürümeye başladığı önemli kavşaklardan biridir.
Niğde'de halk arasında Ulukışla adıyla bilinen iki yer vardır. Birisi Hasandağı eteklerindeki Ulukışla, diğeri ise bugün ilçe merkezi olan ve demiryoluyla özdeşleşmiş "Tren Ulukışla"sıdır. Bu ayrım bile ilçenin ulaşım tarihindeki yerini anlatmaya yeter. Çünkü Ulukışla'nın kimliği büyük ölçüde yollarla şekillenmiştir. Karayolları, demiryolları ve tarih boyunca kullanılan kervan güzergâhları burada birbirine kavuşmuş, Anadolu'nun kuzeyi ile güneyi, doğusu ile batısı bu topraklarda buluşmuştur.

Bolkar Dağları'nın heybetli kolları arasında, Aydos Dağları'nın kuzeye bakan yamaçlarında kurulan Ulukışla, tabiatın koruduğu doğal bir geçit gibidir. Doğusunda Pozantı, güneyinde Tarsus, batısında Ereğli, kuzeyinde Bor ve Çamardı bulunan ilçe, Torosların İç Anadolu'ya açılan en önemli kapılarından birinde yer alır. Yaklaşık 1.427 metre rakımıyla yazları serin, kışları sert geçen iklimi, yüzyıllar boyunca hem yaylacılar hem de yolcular için vazgeçilmez olmuştur.
Ulukışla'nın çevresini kuşatan Bolkar Dağları'nın eski adının Bulgar Dağları olması da tarihimizin dikkat çekici ayrıntılarından biridir. Bizans döneminde Malazgirt Zaferi'nden çok daha önce bu bölgeye yerleştirilen Bulgar Türklerinden dolayı uzun yıllar Bulgar Dağı adıyla anılmıştır. Zaman içerisinde halk dilinde bu isim değişerek Bolkar şekline dönüşmüş, ancak eski adı halk hafızasında ve edebiyatımızda yaşamaya devam etmiştir. Coğrafi isimler milletlerin sessiz arşividir; devletler yıkılır, sınırlar değişir fakat dağların adı geçmişin izlerini taşımaya devam eder.
Bu tarihî hafızanın en güzel örneklerinden biri de büyük halk ozanı Karacaoğlan'dır. O da Torosların bu heybetli silsilesini "Bulgar Dağı" adıyla şiirlerine taşımış ve dağın ihtişamını şu dizelerle ölümsüzleştirmiştir:
Yürü behey Bulgar Dağı!
Senden yüce dağ olma mı?
Sende yaylayan güzelin,
Yanakları ağ olma mı?
Bulgar Dağı iki çatal,
Arasında güller biter.
Bir yiğide bir yâr yeter,
İki seven del'olma mı?
Bulgar Dağı pare pare,
Kimi al giyer, kimi kare.
Selâm eylen nazlı yâre,
Ayrılanlar bir olma mı?
Dağ, şair için yalnızca bir taş ve kayadan ibaret değildir; ayrılıkların şahidi, sevgilinin hatırasını saklayan sessiz bir dosttur. Asırlardır aynı rüzgârların estiği bu dağlar, hem göç yollarına hem de gönül yollarına rehberlik etmiş; nice ozanın sazına, nice yolcunun türküsüne ilham vermiştir.
Ulukışla'nın tarih sahnesindeki asıl önemi ise stratejik konumundan kaynaklanır. İç Anadolu'dan Akdeniz'e uzanan bütün yollar, yüzyıllar boyunca bu bölgeden geçmiştir. Tarihî İpek Yolu'nun önemli güzergâhlarından biri burada çatallanarak batıya ve kuzeye yönelmiş, kervanlar bu vadilerden geçerek Anadolu'nun dört bir yanına dağılmıştır. Bu sebeple Ulukışla, ticaretin, kültürün ve medeniyetlerin buluşma noktası olmuştur.
Bu stratejik önem, Osmanlı sadrazamlarından Öküz Mehmet Paşa'nın burada görkemli bir kervansaray yaptırmasının da temel nedenlerinden biridir. Günümüzde de ayakta duran bu eser, yüzyıllar boyunca Anadolu yollarında yürüyen insanların dualarını, yorgunluklarını ve umutlarını saklayan sessiz bir tarih kitabıdır. Deve kervanlarının çan sesleri, tüccarların telaşı ve uzak diyarlardan gelen yolcuların hikâyeleri hâlâ bu taşların arasında yankılanıyor gibidir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında Hamidiye (Maden) kazasında olan ilçe merkezi Ulukışla'ya taşınmıştır. Bu süreçte ilçenin ilk müftüsü Mehmet Bahaeddin Efendi'nin gösterdiği gayret, Ulukışla'nın geleceğini belirleyen en önemli adımlardan biri olmuştur. Belediye ve kaymakamlık binalarının yapılması, cadde ve sokakların planlanmasıyla birlikte Ulukışla yeni Cumhuriyet'in gelişen ilçelerinden biri hâline gelmiştir.
Millî Mücadele yıllarında ise Ulukışla çok daha büyük bir görev üstlenmiştir. Fransız işgal kuvvetlerine karşı oluşturulan Kuvâ-yı Milliye birliklerinin önemli merkezlerinden biri olmuş, Niğde ve Bor'dan gelen gönüllüler burada toplanarak vatan müdafaasına katılmıştır. Gülek Boğazı'nın kontrolü, Anadolu'nun güney kapısının korunması anlamına geliyordu. Eğer bu geçit düşman kontrolüne geçseydi, Anadolu'nun iç bölgeleri ciddi bir tehdit altına girebilirdi. Bu noktada Ulukışla, bağımsızlık mücadelesinin önemli karargâhlarından biri olmuştur.
Cumhuriyet döneminde demiryollarının gelişmesiyle birlikte Ulukışla'nın önemi daha da artmıştır. Berlin-Bağdat Demiryolu'nun Anadolu'daki en önemli duraklarından biri olan ilçe, yıllarca doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağlayan demir ağların merkezinde yer almıştır. Tarihî istasyon binası ve taş köprüler bugün hâlâ o günlerin hatırasını yaşatmaktadır. Daha sonra Kayseri üzerinden doğuya uzanan demiryolunun da buraya bağlanmasıyla Ulukışla gerçek anlamda bir ulaşım kavşağı hâline gelmiştir. Günümüzde hızlı tren projeleriyle birlikte bu tarihî rolünü yeniden güçlendirmektedir.
Ulukışla'nın değeri yalnızca yollarla sınırlı değildir. Yaz aylarında Torosların serinliğini arayan yaylacılar için ilçe adeta ikinci bir memleket olur. Akdeniz'in bunaltıcı sıcaklarından kaçan insanlar nesiller boyunca bu yaylalara gelmiş, yaz mevsimini burada geçirmiştir. Böylece yazın nüfus birkaç kat artar; sokaklar, çarşılar ve yaylalar yeniden canlanır. Bu hareketlilik yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda kültürel bir zenginlik de oluşturur.
Bolkar Dağları'nın zirvelerinde saklanan Karagöl ve Çiniligöl ise Anadolu'nun en büyüleyici tabiat harikalarındandır. Berrak suları, endemik bitki örtüsü ve eşsiz doğal yapısıyla bu göller yalnızca fotoğraf tutkunlarının değil, bilim insanlarının da dikkatini çekmektedir. Dünyada yalnızca bu bölgede yaşayan Toros Kurbağası, yaban keçileri ve birçok endemik bitki türü, Ulukışla'nın doğal zenginliğinin en önemli göstergeleridir. İlkbaharda rengârenk çiçeklerle bezenen Bolkar etekleri, adeta açık hava botanik bahçesine dönüşür.
İlçenin bir diğer önemli değeri ise Çiftehan Kaplıcaları'dır. Yüzyıllardır şifa arayan insanların uğrak noktası olan bu kaplıcalar, doğal mineralli sularıyla Türkiye'nin önemli termal merkezlerinden biri olmayı sürdürmektedir. Dört mevsim ziyaret edilen tesisler, Ulukışla'nın sağlık turizmi açısından da güçlü bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir.
Bütün bu özellikleri bir araya getirdiğimizde Ulukışla'nın neden "Yolların Kesiştiği Nokta" olarak anıldığını daha iyi anlarız. Burada yalnızca yollar birleşmez; tarih ile gelecek, tabiat ile insan, kültür ile medeniyet de birbirine kavuşur. Her geçen tren, her geçen araç, aslında binlerce yıllık bir yolculuğun bugünkü devamıdır.
Ulukışla, Anadolu'nun sessiz görünen fakat en çok konuşan ilçelerinden biridir. Onun taşları tarihten, yolları medeniyetten, dağları özgürlükten, yaylaları huzurdan söz eder. Anadolu'yu anlamak isteyen herkes, bir gün mutlaka Ulukışla'nın yollarından geçmeli; bozkırın ortasında duran bu mütevazı ilçenin aslında ne büyük bir medeniyet kavşağı olduğunu kendi gözleriyle görmelidir.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }