“Her nefeste eyledik yüz bin günah/ Bir günaha etmedik hiçbir gün ah”
Bir hırsız, geceleri at çalıp satardı. Ömrünü böyle heba ederdi. Bir defasında da, bulunduğu şehrin en büyük alimi ve evliyasının atını çalmak için ahırına girmişti. Tam atı çözüp götüreceği sırada, iki nur yüzlü zat ortaya çıktı. Onları gören hırsız, kendini hemen at gübrelerinin arasına atıp gizlendi. Korku ve telaş içinde boğazına kadar pisliğe battı. Bu sırada öncekinden daha parlak bir nur gözüktü. İçinden o zamanın en büyük velisi olan ev sahibi çıktı. Öncekiler onu görünce hürmet göstererek selam verdiler. Ev sahibi diğerlerine niçin geldiklerini sorunca; efendim kırklardan biri vefat etti, yerine kimi tayin edeceğiz? Size arz etmek istedik, dediler. Atların sahibi olan büyük evliya; "Onun yerine, at hırsızını tayin ettik." dedi. Soran iki zât da evliya olup ricali gayb denilen velilerden idiler. At hırsızlığı yapmaya gelen kimsenin, gübreler arasına gömülüp saklandığını biliyorlardı. Hemen yanına varıp, onu gübreler arasından çıkardılar, gönlünü alıp, tebrik ederek kucakladılar. Atların sahibi ve zamanın kutbu olan evliya zatın da yanına gelip, elini öptüler. Sonra hep birlikte vefat eden arkadaşlarının cenazesini kaldırmaya gittiler. Bu hikayeyi anlatan Abdullah-ı İlâhi hazretleri, sohbetinde bulunanlara bunu anlattıktan sonra şöyle dedi: "Şimdi at hırsızlığı yapmaya giden kimse, nasıl bir çalışma yaptı da ricali gayb denilen evliya arasına girdi diye bir sual hatıra gelebilir. O zavallının gübreler arasında mahcubiyetinden ne kadar pişmanlık çektiği bellidir. O çaresiz anında, bütün kalbiyle öyle pişman oldu ki, o zamana kadar yaptığı işlere öyle bir tövbe etti ki, gönlü bütün kötülüklerden temizleniverdi.” buyurdu.
Günah, Allahü tealaya asi olarak cürüm işleyip manen lekelenmek, kirlemek demektir. Kelimenin Türkçedeki karşılıkları yazık ve kötülük kelimeleridir. Genellikle bu iki kelime yazık günah şeklinde, beraber kullanılır. Tövbe ise, hatasını kabul edip pişmanlık duyarak özür dilemek, bir daha yapmamaya söz vermek, böylece temizlenmek ve arınmak demektir. Manevi kirlerden arınmanın yolu, tövbeden geçmektedir. Dünyada pişmanlık duyup af dilemek, büyük nimettir. Ahirette herkes pişmanlık duyacaktır, lakin o pişmanlığın bir faydası olmayacaktır. Bu nedenle ecdadımız camilerin kitabelerinde, “Vakit geçmeden namaza, ölüm gelmeden tövbeye acele ediniz.” hadis-i şerifini yazarlardı. Hafıza-i beşer unutkanlıkla malul olduğundan büyüklerimizin iki sözünün biri tövbe ve istiğfar olurdu. Zira ölüm, çok zaman hiç beklenmedik anda insanın karşısına çıkmaktadır.
İnsan olarak elbette masum melek değiliz. Ancak irade ve mesuliyet sahibi olduğumuz da herkesin malumudur. Buna rağmen insanoğlu gizli/aşikar hata ve yanlış işler yapar, yeri gelir büyük günahlar, suçlar işler. İnsan olmanın icabı ise hatasını kabul etmek, günahından dolayı pişmanlık duyup özür/af dilemek ve bir daha yapmamaya söz vermektir. Samimi olarak pişmanlık ve özür dileyeni insanlar da Allahü teala da af eder. Allahü teala şartlarına uygun yapılan tövbeyi kabul edeceğini vaat buyurmuştur. “Tövbe eden, günah işlememiş gibidir” hadisi şerifi her Cuma hutbesinde imam tarafından sesli olarak okunmaktadır. “Ettaibu minezzenbi kemen la zenbeleh.” Hadisi şerifi ne büyük müjdedir.
Tövbe, yeniden doğmak, hayata yeniden başlamak demektir. Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur. Şayet tövbe ederse, o leke silinir. Tövbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalp, kapkara olur. Bu nedenle kişi tövbe ederek geçmişte yaptığı hataları unutmalı, artık geleceğe bakmalıdır. Tövbe edilen günahlar silinip yok olduğundan kişi de artık onları konuşmamalıdır. Ancak kul haklarına tövbe etmenin birinci şartı, helalleşmektir. O halde buyurun bir dahi aşk ile,“Tövbe ya Rabbi hata rahına gittiklerime/ Bilip ettiklerime, bilmeyip ettiklerime”
“İnsanoğlu bir bakarsın taş olur, baş yarar
Taşı üst üste kor, binalar yapar
Bir yandan durmadan olanı yıkar
Ve bir gün yatırılır boylu boyunca
Şehrin musalla taşına
Yine bir taş dikilir nihayet başına”
(İdris İsprioğlu)