<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Niğde Haber Gazetesi</title>
    <link>https://www.nigdehaber.com.tr</link>
    <description>Niğde Haber, Niğde son dakika haberler, Niğde Haber Gazetesi, Niğde Haberleri, Niğde medya, Niğde Haber Ajansı, Haber Niğde, ve Niğde haber sitesi.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.nigdehaber.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 05 May 2026 12:51:40 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Sınav döneminde kontrolsüz ilaç kullanımı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Cansu Gerçek, kamuoyunda "zihin açıcı" olarak bilinen ürünlere ilişkin önemli bilgiler paylaştı.</p>

<p><img alt="A W695534 01" class="detail-photo img-fluid" height="350" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/05/a-w695534-01.jpg" width="350" /><br />
Sınav hazırlık sürecinde dikkat artırma vaadiyle kullanılan ürünler, doğru tedavinin önüne geçebiliyor. Ailelerin bilinçsiz yönlendirmeleri çocukların sağlığını riske atıyor. Türkiye’de milyonlarca öğrencinin geleceğini etkileyen LGS ve YKS sürecinde artan stres ve başarı baskısı, öğrenci ve aileleri "kısa yoldan çözüm" arayışına itiyor. Son dönemde özellikle dikkat ve odaklanmayı artırdığı iddia edilen bazı ilaçların, hekim kontrolü olmadan kullanılması ciddi bir tartışma konusu haline geldi. Dr. Gerçek, bu ürünlerden biri olan sitikolin; beyin hücre zarının yapısında yer alan fosfolipitlerin sentezine katılan, nörolojik süreçlerde rol oynayan bir madde oldğunu belirterek, "Sitikolin, çocuk ve ergen psikiyatrisinde bazı seçilmiş vakalarda destekleyici amaçla kullanılabilir. Ancak hiçbir şekilde temel tedavinin yerine geçmez. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunda birinci basamak tedavi, bilimsel etkinliği kanıtlanmış stimülan ilaçlardır. Sitikolin bu tedavilere alternatif değildir; yalnızca gerekli görüldüğünde ek destek olarak değerlendirilebilir. Kkontrolsüz kullanımın en büyük tehlikesi, çocukların doğru tanı ve tedaviye ulaşmasının gecikmesi ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilme riski. Çünkü her dikkat sorunu aynı nedene dayanmayabilir. Her dikkat sorunu DEHB değildir. Bu nedenle hekime danışmadan yapılan her müdahale, asıl sorunun gözden kaçmasına neden olabileceği gibi farklı sağlık sorunlarına da yol açabilir" dedi.<br />
Dr. Cansu Gerçek özellikle sosyal medya ve kulaktan dolma bilgilerle yapılan yönlendirmelerin ciddi risk taşıdığını belirterek, "Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayın, arkadaş tavsiyesi ile ilaca başlamayın ve gelişme çağındaki çocukların akademik başarısı için kimyasal destek arayışına girmeyin. Sitikolin gibi maddeler, doğru hastada ve doğru endikasyonla kullanıldığında fayda sağlayabilecek nörobiyolojik ajanlar arasında yer alıyor. Ancak bu durum, onların "herkes için uygun" olduğu anlamına gelmiyor. Gelişigüzel ‘zihin açıcı’ kullanımı doğru değildir. Kalıcı başarı, doğru tanı, uygun tedavi ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla mümkündür" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/sinav-doneminde-kontrolsuz-ilac-kullanimi</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 15:28:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2023/11/ilac-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="28000"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Prof. Dr. Koca: “Tetkik değil, hasta tedavi edilmelidir”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/prof-dr-koca-tetkik-degil-hasta-tedavi-edilmelidir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/prof-dr-koca-tetkik-degil-hasta-tedavi-edilmelidir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. İrfan Koca, MR, tomografi ve kan tahlillerinin tanı sürecinin önemli araçları olduğunu belirterek, "Ancak bilimsel çalışmalar, bu tetkiklerin tek başına değerlendirilmesinin yanıltıcı olabileceğini göstermektedir. Uzmanlara göre doğru tanı; hastanın şikayetlerinin ayrıntılı şekilde ele alınması ve dikkatli bir muayene ile mümkündür" dedi.<br />
Prof. Dr. İrfan Koca, tetkiklerin ancak doğru klinik çerçevede anlam kazandığını vurgulayarak, şikayeti olmayan kişilerde bile yüksek oranlarda iz saptanabildiğini söyledi. Literatürde yer alan çalışmalara dikkat çeken Koca, "Şikayeti olmayan bireylerde yüzde 37 - yüzde 96 oranında omurga disklerinde aşınma / fıtık benzeri izler, Omuz görüntülemelerinde yüzde 78’e varan sıvı artışı (bursit), Diz MR’larında yüzde 43’e kadar kıkırdak hasarı, Kalça görüntülemelerinde yüzde 68’e varan eklem kenarı hasarı görülebiliyor. Ancak bu tanıların önemli bir kısmı, hastanın şikayetiyle doğrudan ilişkili olmayabilir" şeklinde konuştu.<br />
<strong>“Tetkikler tek başına belirleyici değildir”</strong><br />
Prof. Dr. Koca, "Yeterli öykü alınmadan ve yeterli muayene yapılmadan gerçekleştirilen tetkikler, tek başına doğru tanıya götürmeyebilir. Ayrıca, bu şekilde tetkik temelli tanı ve tedavi girişimleri, bazı durumlarda yanlış tanı ve uygun olmayan tedavi risklerini de beraberinde getirebilir. Bu nedenle tetkiklerin, hastanın klinik durumu ile birlikte değerlendirilmesi esastır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“GEREKSİZ İŞLEMLER VE YÜKLER OLUŞABİLİR”</strong><br />
Koca, "Şikayetle doğrudan ilişkisi olmayan izler üzerinden hareket edilmesi; gereksiz girişimlere, tedavilere ve bazı durumlarda ameliyatlara yol açabilir. Bunun yanı sıra hastalar gereksiz mali yük altına girebilir ve özellikle tomografi gibi yöntemlerle gereksiz radyasyon maruziyeti söz konusu olabilir. Hastaya yeterli zaman ayrılmadan, öykü alınmadan ve muayene yapılmadan doğrudan tetkiklere yönlendirilmesi; hekim-hasta ilişkisinin niteliğini zayıflatabilir. Oysa tıbbi değerlendirme, bireysel ve bütüncül bir yaklaşım gerektirir" ifadelerine yer verdi.<br />
<strong>“KAS-İSKELET SİSTEMİ HASTALIKLARINDA ÇOĞU ZAMAN AMELİYAT GEREKMEZ"</strong><br />
Kendi alanına ilişkin önemli bir noktayı vurgulayan Koca, "Bel ve boyun fıtıkları, diz ve omuz problemleri gibi birçok kas-iskelet sistemi hastalığında, hastaların önemli bir kısmı ameliyatsız yöntemlerle yönetilebilir. Doğru değerlendirme yapılmadan yalnızca görüntülere bakılarak karar verilmesi, gereksiz cerrahiye yönlendirebilir" Şeklinde açıklamada bulundu.<br />
<strong>”DOĞRU SIRA: ÖYKÜ, MUAYENE, GEREKİRSE TETKİK”</strong><br />
Koca, "Öncelik her zaman hastanın şikâyetinin anlaşılması ve muayenedir. Tetkikler bu sürecin tamamlayıcı bir parçasıdır; tek başına belirleyici değildir. MR veya diğer tetkiklerde görülen her iz, tedavi gerektiren bir hastalık anlamına gelmez. Önemli olan, bu izlerin hastanın şikayetiyle uyumlu olup olmadığının doğru değerlendirilmesidir" diye konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/prof-dr-koca-tetkik-degil-hasta-tedavi-edilmelidir</guid>
      <pubDate>Sun, 03 May 2026 14:55:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/05/a-w695435-01.jpg" type="image/jpeg" length="38316"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Aşı tereddüdü yeni bir salgına dönüşüyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/asi-tereddudu-yeni-bir-salgina-donusuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/asi-tereddudu-yeni-bir-salgina-donusuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, Covid-19 pandemisi sonrası artan aşı karşıtlığına dikkat çekerek, "Aşılar sayesinde kontrol altına alınan hastalıklar yeniden kapımızı çalabilir. Aşı yaptırmamak sadece bireysel değil, toplumsal bir risk oluşturur ve toplumsal bir sorumluluktur" dedi.<br />
Dünya Aşı Haftası kapsamında önemli açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları Uzmanı Dr. Gülay Kılıç, pandemi döneminde aşıların hayati rol oynadığını, ancak bu sürecin ardından toplumda ciddi bir ‘aşı yorgunluğu' ve güvensizlik oluştuğunu belirterek, özellikle çocukluk çağı aşıları ve grip aşısı yaptırmada düşüş gözlemlendiğini ifade etti. Aşılamanın yalnızca bireyi değil, tüm toplumu koruyan bir kalkan olduğunu vurgulayan Dr. Kılıç, "Toplumda özellikle çocukluk çağı aşılanma oranı düştükçe kızamık, kızamıkçık, çocuk felci, boğmaca ve grip gibi hastalıkların yeniden yayılması kaçınılmaz hale gelir. Covid-19 sürecinde bilgi kirliliği çok arttı. Sosyal medyada yayılan yanlış bilgiler, insanların aşıya olan güvenini sarstı. Oysa aşılar, modern tıbbın en büyük başarılarından biridir. Bugün milyonlarca insanın hayatını kurtaran en etkili yöntemdir. Aşı yaptırmak yalnızca kendimizi değil, yaşlıları, çocukları ve bağışıklığı zayıf bireyleri de korumak anlamına gelir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>AŞISIZLAR İÇİN BASİT YARALANMALAR BİLE TEHLİKELİ OLABİLİR</strong><br />
Çocuk felcinin aşı ile önlenebileceğini aktaran Kılıç, aşı olmanın yalnızca pandemiler veya mevsimsel viral hastalıklar açısından değil, bireylerin hastalıkları daha hafif geçirmelerinde de önemli bir rol oynadığının altını çizdi. Kılıç, "Örneğin tetanoz aşısı yaptırmamış bireylerde basit bir çivi ya da diken batması bile ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Keza çocuk felci de aşı ile önlenebilir bir hastalıktır. Ancak aşı olunmadığında ömür boyu sürebilecek fiziksel engelliliklere neden olabilir. Hiçbir ailenin bilim dışı kararlarla çocuklarını ömür boyu sağlıksızlığa mahkûm etmemesi en büyük dileğimizdir. Ayrıca çocukluk çağında yapılan ve ‘rapel' olarak adlandırılan hatırlatma dozları sayesinde bu hastalıklarla karşılaşıldığında aşısız bireyler hastalığı çok daha ağır geçirirken, aşılı bireyler hastalığı daha hafif ve komplikasyonsuz atlatmaktadır" açıklamasında bulundu.<br />
<strong>UZAYAN ÖMÜR İLE ERİŞKİN AŞILARI ÖNEMLİ</strong><br />
Kılıç, gittikçe artan yaş ortalaması ile erişkin aşılamalarının da çok önemli olduğunun altını çizerek, "Kronik hastalıkların, diyabet, kalp, karaciğer, akciğer, böbrek hastalıkları, kanser ve kanser tedavisi, romatolojik hastalıklar gibi risk grubu hastalıkların artması, erişkin aşılamada hastanın özelinde çok önem kazanmıştı. Mevsimsel salgınlar ve hastanın riskine göre İnfluenza A, pnömokok aşıları, RSV, zona aşısı gibi aşıların hekim kontrolünde yaptırılması bireyleri pek çok ciddi hastalık ve komplikasyondan koruyacaktır" diye konuştu.<br />
<strong>TOPLUMSAL BAĞIŞIKLIK KAYBEDİLİRSE SONUÇLARI AĞIR OLUR</strong><br />
Aşıların her zaman hastalığı yüzde 100 engellemeyeceğini ancak ağır seyri büyük ölçüde önlediğini vurgulayan Kılıç, sözlerine şöyle devam etti: ”Grip, Covid-19 ve benzeri solunum yolu hastalıklarında aşılı bireyler hastalığı çok daha hafif geçirir. Hastaneye yatış ve ölüm oranları belirgin şekilde azalır. Bu, göz ardı edilemeyecek kadar önemli bir farktır. Aşılar, sağlık sistemleri üzerindeki yükü azaltır ve salgın dönemlerinde hastanelerin kapasitesini korumada kritik rol oynar. Pandemide öğrendiklerimizi unutmamalıyız. Toplumsal bağışıklık dediğimiz kavram ancak yeterli aşılanma ile mümkündür. Eğer bu koruyucu kalkanı zayıflatırsak, geçmişte kontrol altına aldığımız hastalıklarla yeniden mücadele etmek zorunda kalabiliriz. Aşı tereddüdünün devam etmesi halinde sadece yeni salgınların değil, unutulmuş hastalıkların geri dönüşü de kaçınılmaz olur. Bu nedenle aşı yaptırmak, ertelenmemesi gereken hayati bir adımdır.”<br />
<strong>AŞI İHMALİ BULAŞICI HASTALIKLARI GERİ GETİRİR</strong><br />
Haftanın önemine dikkat çeken Kılıç, ailelere uyarılarda bulunarak şunları söyledi: "Ülkemizde 1980-2000 yılları arasında uygulanan aşı programları sayesinde pek çok bulaşıcı hastalık neredeyse sıfır seviyesine indirilmiştir. Ancak son yıllarda artan göç hareketleri ve küresel dolaşımın hızlanmasıyla birlikte uzun süredir görülmeyen birçok bulaşıcı hastalık ne yazık ki yeniden gündeme gelmiştir. Bu nedenle özellikle çocukluk çağı aşıları, bireysel sağlığın korunmasında her zamankinden daha büyük önem taşımaktadır. Küresel bir dünyada yaşıyoruz ve uluslararası aşılama kuralları giderek daha fazla önem kazanıyor. Birçok ülke turist, öğrenci veya farklı amaçlarla ülkeye giriş yapacak bireylerden aşı kartı ve bulaşıcı hastalıklara ilişkin belgeler talep etmektedir. Özellikle aşısız öğrenciler, önümüzdeki dönemde eğitim ve seyahat süreçlerinde daha fazla zorluk yaşayabilir. Bu nedenle aşı ihmalinden kesinlikle kaçınılmalıdır."<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/asi-tereddudu-yeni-bir-salgina-donusuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 16:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/05/asi-karsitligi-yeni-salgin-dr-web.jpg" type="image/jpeg" length="78420"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Kadınlarda erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülüyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/kadinlarda-erkeklerden-2-3-kat-daha-fazla-goruluyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/kadinlarda-erkeklerden-2-3-kat-daha-fazla-goruluyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, Multipl Skleroz (MS) hastalığına ilişkin önemli bilgiler paylaştı.<br />
MS’in genellikle yaşamın en üretken ve aktif olduğu 20 ile 40 yaşları arasında ortaya çıktığını kaydeden Mehmet Hamamcı, "Ancak çocukluktan yaşlılığa kadar her dönemde görülme ihtimali vardır. Genç erişkinlerde travma dışı nörolojik engelliliğin en yaygın nedenlerinden biridir. Cinsiyet bazında baktığımızda, kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sık görüldüğünü biliyoruz" şeklinde konuştu.<br />
Hastalığın ortaya çıkışında genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminin söz konusu olduğunu ifade eden Hamamcı, "MS doğrudan bir ebeveynden çocuğa geçen kalıtsal bir hastalık değildir; ancak genetik bir yatkınlık zemini vardır. Yatkınlığa sahip kişilerde D vitamini eksikliği, bazı viral enfeksiyonlar ve özellikle sigara kullanımı gibi çevresel tetikleyiciler eklendiğinde hastalık süreci başlayabilir" diye konuştu.<br />
<strong>HER BİREYDE FARKLI GÖRÜLÜYOR</strong><br />
Hastalığın her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini, bu yüzden zaman zaman "bin bir suratlı hastalık" olarak da anıldığını dile getiren Doç. Dr. Hamamcı, "Ancak en sık karşılaştığımız ilk belirtiler arasında; bir gözde ani görme kaybı veya bulanık görme, kol veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı, dengesizlik, çift görme ve açıklanamayan aşırı yorgunluk hali yer alır" dedi.<br />
<strong>"BAŞARIYLA UYGULUYORUZ"</strong><br />
"Tıbbi anlamda MS’i vücuttan tamamen ortadan kaldıran ‘kesin bir tedavi’ henüz bulunmuş değildir" diyen Hamamcı, "Ancak günümüzde MS, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalık haline gelmiştir. Tedavi sürecinde; atak dönemlerinde uyguladığımız yüksek doz kortizon ve/veya plazmaferez (kan temizlenmesi/filtrelenmesi) tedavilerinin yanı sıra, hastalığın seyrini değiştiren, yeni atakları ve kalıcı hasarları önleyen çok sayıda yeni nesil koruyucu ilacımız (haplar, iğneler, akıllı moleküller) mevcuttur. Düzce halkına büyük bir mutlulukla söyleyebilirim ki MS tedavisi, tıpta ve nörolojide en hızlı gelişen alanlardan biridir ve üniversitemizde bu tedaviler uygulanabilmektedir. Örnek vermek gerekirse; Düzce Üniversitesi olarak dirençli ataklarda veya ağır seyreden durumlarda hayati önem taşıyan ‘plazmaferez’ tedavisini de başarıyla uyguluyoruz. Bu imkânlar sayesinde hastalarımızın başka şehirlere gitmesine gerek kalmadığı gibi, çevre illerden gelen hastalara da hizmet veriyoruz" şeklinde konuştu.<br />
<strong>"ERKEN BAŞVURU VE SIKI TAKİP ÖNEMLİ"</strong><br />
Nörolojide "zaman beyindir" yaklaşımıyla hareket ettiklerini kaydeden Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, "Erken başvuru ve sıkı takip, hastanın gelecekteki bağımsızlığının ve yaşam kalitesinin en büyük garantisidir. Bu yüzden hastamız bize akut bir atak (ani görme kaybı, güç kaybı vb.) ile başvurduğunda, atağa yönelik tedaviye hemen başlarız. Amacımız, o andaki hasarı en kısa sürede durdurmak ve mümkünse tamamen geriye döndürmektir. Diğer taraftan, MS’in belirtileri başka birçok hastalıkla benzerlik gösterebilir. Bu nedenle ‘kesin MS’ diyebilmek için, o şikâyetlere yol açabilecek diğer tüm hastalık ihtimallerini tek tek incelememiz gerekir. Hastanın uzun süre kullanacağı koruyucu ilaçlara karar vermek için MS tanısının netleşmesi şarttır. Bu aşamada bazen zaman alan, çok titiz bir ‘ayırıcı tanı’ süreci yürütürüz. Bu nedenle hastalarımızın belirtileri fark ettikleri anda bize başvurması hayati önem taşır. Çünkü biz, bir yandan hastamıza acil tedavisini verirken, diğer yandan ayırıcı tanı sürecini başlatmak isteriz. Eğer bir hastamız başvurduğunda uluslararası tanı kriterlerini henüz karşılamıyorsa, onu yakın takip sürecine alıyoruz. Böylece süreci en başından kontrol altında tutarak kalıcı hasar oluşmadan müdahale etme şansı yakalıyoruz. Özetle; bir yandan hastamızın şikâyetlerini acil olarak dindirmeye çalışırken, diğer yandan akademik bir titizlikle en doğru tanı ve koruyucu ilaçlara karar vermeye çalışıyoruz" diye belirtti.<br />
Yaşam tarzı değişikliklerinin hastalığın tedavisine katkısına da değinen Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, "İlaçlar tedavinin bel kemiğiyse, yaşam tarzı da onu destekleyen kaslardır. Hastalarımıza Akdeniz tipi, taze sebze ve omega-3 ağırlıklı bir beslenme öneriyoruz. Ayrıca işlenmiş gıdalardan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. D vitamini seviyelerini optimal düzeyde tutmak çok kritik. Sigara, MS’in en büyük düşmanlarından biridir ve kesinlikle bırakılmalıdır. Ayrıca yüzme ve yoga gibi vücut ısısını aşırı artırmayan egzersizler, kas gücünü korumak için çok değerlidir." ifadelerine yer verdi.<br />
<strong>"MS SİZİN HAYATINIZI DEĞİL, SİZ MS’İ YÖNETİRSİNİZ"</strong><br />
MS hastalarına ve yakınlarına tavsiyelerde bulunarak açıklamasını tamamlayan Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, "Öncelikle şunu tüm kalbimle söylemek isterim: MS tanısı almak, adımlarını bilimsel bir titizlikle planlayacağımız yeni bir yaşam yolculuğunun başlangıcıdır. 20-30 yıl öncesinin karamsar tabloları, gelişen modern tedaviler sayesinde büyük ölçüde geride kaldı. Bugün elimizde çok güçlü tıbbi seçenekler ve derin bir bilgi birikimi var. Bu yolculuğun her durağında, her virajında; en ufak bir endişenizde bile biz sizinle yan yana olacağız. Unutmayın ki bu süreçte asla yalnız değilsiniz. Tüm ekibimizle birlikte, her başarınızda gururlanmak, zorlandığınızda ise yanınızda olmak için buradayız. Moralinizi ve yaşam enerjinizi yüksek tutun; çünkü sizin inancınız, modern tıp ve kararlılıkla birleştiğinde, MS sizin hayatınızı değil, siz MS’i yönetirsiniz" şeklinde konuşmasını tamamladı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/kadinlarda-erkeklerden-2-3-kat-daha-fazla-goruluyor</guid>
      <pubDate>Fri, 01 May 2026 15:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w688730-01.jpg" type="image/jpeg" length="64862"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Koruyucu sağlık hizmetleri sahaya taşındı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/koruyucu-saglik-hizmetleri-sahaya-tasindi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/koruyucu-saglik-hizmetleri-sahaya-tasindi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü koordinasyonunda faaliyet gösteren Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi ekipleri, Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu Kasabasında vatandaşlara yerinde hizmet verdi.<br />
<img alt="Koruyucu Sağlık Hizmetleri Sahaya Taşındı 4" class="detail-photo img-fluid" height="413" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/koruyucu-saglik-hizmetleri-sahaya-tasindi-4.jpg" width="550" /><br />
Gün boyunca sürdürülen çalışmalar kapsamında çok sayıda vatandaş yerinde muayene ve danışmanlık hizmeti aldı.<br />
Kasaba meydanında ve ev ziyaretlerinde gerçekleştirilen uygulamalarda: Sigara bırakmak isteyen vatandaşlara bireysel değerlendirme ve bilgilendirme yapıldı.2–6 yaş arası çocukların gelişim takipleri gerçekleştirildi, ailelere rehberlik edildi. Rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları yapıldı.<br />
Sağlıklı beslenme ve kilo kontrolü konusunda birebir danışmanlık verildi.Koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri sunuldu. Evde sağlık hizmeti alan hastaların kontrolleri yerinde gerçekleştirildi.<br />
<img alt="Koruyucu Sağlık Hizmetleri Sahaya Taşındı 1" class="detail-photo img-fluid" height="413" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/koruyucu-saglik-hizmetleri-sahaya-tasindi-1.jpg" width="550" /><br />
Çukurkuyu’lu vatandaşlar hem sağlık taramasından geçti hem de merak ettikleri konularda uzman personelden doğrudan bilgi alma fırsatı buldu.<br />
Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, koruyucu ve önleyici sağlık hizmetlerini vatandaşın ayağına götürmeyi amaçlayan bu çalışmalarla kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini güçlendirmeye devam ediyor.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/koruyucu-saglik-hizmetleri-sahaya-tasindi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Apr 2026 12:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/koruyucu-saglik-hizmetleri-sahaya-tasindi-2.jpg" type="image/jpeg" length="44199"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı uyardı: Baharda cilt hastalıkları artıyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmani-uyardi-baharda-cilt-hastaliklari-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzmani-uyardi-baharda-cilt-hastaliklari-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Bodrum Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Prof. Dr. Muhsin Akbaba, bahar aylarında artan güneş ışınları, yükselen sıcaklık, polen yoğunluğu ve terleme gibi çevresel faktörlerin cilt sağlığını doğrudan etkilediğini belirterek, "Bu dönemde hem mevcut deri hastalıkları alevlenebilir hem de bazı cilt sorunları ilk kez ortaya çıkabilir" dedi.<br />
<img alt="A W693258 01" class="detail-photo img-fluid" height="634" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w693258-01.jpg" width="450" /><br />
<strong>“GÜNEŞ ALERJİSİ BAHARDA DAHA SIK GÖRÜLÜYOR”</strong><br />
Bahar aylarında cildin dış etkenlere karşı daha hassas hale geldiğini vurgulayan Akbaba, "Kış aylarında güneşten uzak kalan cilt, bahar aylarında ani şekilde güneşe maruz kaldığında savunmasız kalır. Bu nedenle baharın ilk dönemlerinde güneş alerjisi vakalarında belirgin bir artış gözlemliyoruz. Bu durum genellikle güneşe çıkıldıktan kısa süre sonra ortaya çıkar. Özellikle yüz, boyun, kol ve dekolte gibi güneşe açık bölgelerde kaşıntılı, kızarık ve kabarık döküntüler görülür" diye konuştu.<br />
<strong>“BİTKİ TEMASI KALICI LEKELER BIRAKABİLİR”</strong><br />
Açık havada geçirilen sürenin artmasıyla birlikte bitkilerle temasın da arttığını belirten Akbaba, şu uyarılarda bulundu:"Özellikle limon, incir ve bazı yabani bitkilerle temas sonrası gelişen fitodermatit sık görülür. Bu durumda ciltte önce kızarıklık ve yanma hissi oluşur ardından güneş ışığıyla etkileşime girerek kahverengi lekeler ortaya çıkabilir. Bu lekeler bazı hastalarda uzun süre kalıcı olabilir.”<br />
<strong>"TERLEME MANTAR ENFEKSİYONLARINI TETİKLİYOR"</strong><br />
Hava sıcaklıklarının yükselmesiyle birlikte artan terlemenin cilt üzerinde nemli bir ortam oluşturduğunu belirten Akbaba, "Bu durum mantar enfeksiyonları için uygun zemin hazırlar. Özellikle ayaklarda, kasık bölgesinde ve vücudun kıvrım alanlarında kaşıntılı, kızarık ve bazen pullanma ile seyreden lezyonlarla kendini gösterir. Kişisel hijyenin yanı sıra uygun kıyafet seçimi de mantarı önleme noktasında önemlidir. Sentetik ve hava almayan kıyafetler enfeksiyonları artırabilir" uyarısında bulundu.<br />
<strong>"POLEN VE ÇEVRESEL FAKTÖRLER ALERJİYİ ARTIRIYOR"</strong><br />
Bahar aylarında polen yoğunluğunun artmasıyla sadece solunum yollarının değil, cilt hastalıklarının da tetiklendiğini söyleyen Akbaba, "Kontakt dermatit vakalarında da bu dönemde belirgin artış görülür. Polenler, bitkiler ve bazı kozmetik ürünleri ciltte kaşıntı, kızarıklık ve hassasiyete yol açabiliyor. Ayrıca atopik dermatit (egzama) hastalarında da bu dönemde alevlenmeler görülebilir. Cilt bariyeri zaten hassas olan bireylerde çevresel alerjenler kaşıntı ve kuruluğu daha da artırır" dedi.<br />
<strong>"ANİ GÜNEŞ MARUZİYETİ YANIKLARA NEDEN OLABİLİYOR"</strong><br />
Bahar aylarında güneş daha masum gibi algılansa da UV etkisinin oldukça güçlü olduğunu söyleyen Akbaba, "Özellikle ilk güneşlenmelerde cilt korunmasız kalabiliyor. Bu durum güneş yanıklarına neden olabiliyor. Ciltte kızarıklık, hassasiyet, yanma hissi ve bazı durumlarda su toplaması gibi bulgular ortaya çıkabiliyor" diye konuştu.<br />
<strong>"AKNE ŞİKAYETLERİ ARTIŞ GÖSTEREBİLİR"</strong><br />
Artan sıcaklık ve terlemeyle birlikte ciltte yağ üretiminin de arttığını belirten Akbaba, ”Akneye yatkın bireylerde sivilce oluşumu artabilir. Gözeneklerin tıkanmasıyla birlikte iltihaplı lezyonlar oluşabilir. Bu dönemde uygun cilt temizliği ve bakımı önem kazanır" dedi.<br />
<strong>"BASİT ÖNLEMLERLE KORUNMAK MÜMKÜN”</strong><br />
Bahar aylarında cilt sağlığını korumak için alınacak basit önlemlerin büyük fark gösterebileceğini vurgulayan Akbaba, şunları kaydetti:"Güneşten korunmak en önemli adımdır. Yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımının yanı sıra cilt tipine uygun nemlendiriciler düzenli olarak kullanılarak cilt bariyeri güçlendirilmeli. Ayrıca pamuklu ve hava alabilen kıyafetler tercih edilmeli, terleme sonrası cilt temizlenmeli ve bitki teması sonrası cilt yıkanmalıdır. Bahar aylarında ortaya çıkan veya artış gösteren cilt problemleri hafife alınmamalı özellikle uzun süren, şiddetlenen ya da yayılım gösteren lezyonlarda bir dermatoloji uzmanına başvurulması önemlidir.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmani-uyardi-baharda-cilt-hastaliklari-artiyor</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 16:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/cilt-hastaliklari-baharda-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="27741"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gürok:”Online kumar büyük bir halk sağlığı sorunudur”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/gurokonline-kumar-buyuk-bir-halk-sagligi-sorunudur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/gurokonline-kumar-buyuk-bir-halk-sagligi-sorunudur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Fırat Üniversitesi Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Gürhan Gürok, "Görmezden gelinmeyeceğimiz büyük bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan araştırmalar, her 2 kişiden birinin yaşamlarının son 1 yılında kumar oynadığını denediğini gösteriyor" dedi.<br />
Prof. Dr. Mehmet Gürkan Gürok, online kumar bağımlılığının günümüzde giderek artan ve artık bir salgın haline gelen ciddi bir halk sağlığı sorunu olduğunu belirterek önemli uyarılarda bulundu.<br />
Online kumar bağımlılığının son zamanlarda bir salgın haline geldiğini dile getiren Prof. Dr. Mehmet Gürhan Gürok, "Görmezden gelinmeyeceğimiz büyük bir halk sağlığı sorunudur. Yapılan araştırmalar her 2 kişiden birinin yaşamlarının son 1 yılında kumar oynadığını denediğini gösteriyor. Kişinin ağır bedeller ödediğ ciddi bir olay. Çok yaygın ve ciddi bedeller ödenen bir olay. Geçmişte kumarhanelerin yasaklı ve ulaşılması zor olması erişim zorlaştığı için insanlar uzak kalabiliyorlardı. Son zamanlarda online platformların herkesin cebinde olması sanki insanların kumarhaneleri cebinde taşıması anlamına gelebiliyor. Özellikle gençlerin sık iştirak ettiği mekanlarda ve bilgisayar oyunlarında online kumar reklamlarının fazla. Özellikle ergenler ve 25 yaş altı gençler çok daha büyük risk altında. Bu süreç sağlıklı karar verme ve kendini durdurabilme mekanizmalarını bozarak kısa sürede kişinin tüm yaşamını etkisi altına alıyor. Ekonomik, ailesel, sosyal ve psikolojik sorunlara yol açıyor" diye konuştu.<br />
Davranışsal bağımlılıkların maddeye değil belirli bir davranışa karşı kontrol kaybı ile ortaya çıktığını vurgulayan Dr. Mehmet Gürok, "Bu grubun en önemli başlığını kumar bağımlılığı oluşturuyor. Kişinin kumara planladığından daha fazla zaman ayırması, yalan söylemeye veya borç almaya başlaması, borcunu kapatmak için oynaması ve ağır bedeller ödemesine rağmen kumarı bırakamaması bağımlılığın temel göstergeleri arasında yer alıyor. Kumar matematiği kaybetmeye programlanmış bir sistem üzerine kuruludur. Kumar beyni etkileyerek risk algısını bozuyor. Kişinin kaybetse bile kazanıyormuş gibi hissetmesine neden oluyor. Online kumarda kazanma olasılığı istatistiksel olarak yüzde 3’ün altındadır. Kazanılan para ise çoğu zaman tekrar aynı ortamda harcanıyor. Dürtüsel ya da sosyal olarak içe kapanık kişiler, depresyon ve sosyal fobi gibi psikiyatrik rahatsızlıkları bulunan bireyler daha yüksek risk taşıyor. Bağımlılık tedavisinin standart bir reçetesi yok. Sürecin kişiye özel planlanması gerekiyor. Yasal tedbirlerin alınması, ailelerin ve gençlerin bilinçlendirilmesi büyük önem taşıyor. Psikoterapi, ilaç tedavisi ve gerekli durumlarda yatarak tedavi seçenekleri bulunuyor. Bağımlılığın ciddiye alınması ve tekrarlayabileceğinin bilinmesi tedavi sürecinde kritik rol oynuyor" şeklinde konuştu.<br />
Bağımlı bireylerin yalnızca yüzde 2’sinin durumunu kabul ettiğini, inkârın kayıpları artırdığını ve intihar riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirten Dr. Mehmet Gürok, "Tedavi sadece bireyi değil ailesini ve sosyal çevresini de kapsaması gerekiyor. Ailelerin süreçte vazgeçilmez bir rolü vardır. Bağımlılık bir irade zayıflığı değil, stres ve sorumluluktan sağlıksız bir kaçış yoludur. Erken farkındalık ve erken müdahale hem bağımlılığın ilerlemesini hem de yaşanabilecek kayıpları önlemede büyük önem taşıyor" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/gurokonline-kumar-buyuk-bir-halk-sagligi-sorunudur</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 14:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w693062-01.jpg" type="image/jpeg" length="55861"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Mobil Sağlık Ekibi Çukurkuyu’da hizmet verecek]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/mobil-saglik-ekibi-cukurkuyuda-hizmet-verecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/mobil-saglik-ekibi-cukurkuyuda-hizmet-verecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, Niğde’nin Bor ilçesine bağlı Çukurkuyu Kasabası’nda vatandaşlara yerinde ve ücretsiz sağlık hizmeti sunacak.<br />
Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, kent merkezine uzak kasaba ve köylerde yaşayan vatandaşların sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmak amacıyla mobil sağlık taramaları düzenlemeye devam ediyor. Bu kapsamda Bor Çukurkuyu Kasabası’nda kapsamlı bir program gerçekleştirilecek.<br />
Toplum Sağlığı Merkezi ve Sağlıklı Hayat Merkezi bünyesinde sunulan birinci basamak sağlık hizmetleri, vatandaşlara yerinde ve ücretsiz olarak ulaştırılacak. Mobil Sağlıklı Hayat Ekibi tarafından yürütülecek çalışmalarda şu hizmetler verilecek: Mobil Sigara Bırakma Polikliniği: Doktor tarafından sigara bırakma danışmanlığı. Çocuk Gelişimi Hizmetleri: 2–6 yaş grubu çocukların büyüme ve gelişim değerlendirmeleri, ailelere bilgilendirme.<br />
KETEM Kanser Taramaları: Rahim ağzı (serviks) ve kolorektal kanser taramaları. Sağlıklı Beslenme ve Obezite ile Mücadele: Diyetisyen tarafından sağlıklı beslenme danışmanlığı. Ağız ve Diş Sağlığı Hizmetleri: Koruyucu ağız ve diş sağlığı hizmetleri. Evde Sağlık Hizmetleri: Evde sağlık hizmeti alan hastaların ve yaşlıların sağlık durumlarının uzman hekim tarafından değerlendirilmesi. Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, bu çalışmalarla hem sağlık hizmetlerini tanıtmayı hem de vatandaşların ihtiyaçlarını yerinde karşılamayı hedefliyor.<br />
(Haber Merkezi)</p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>BOR, GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/mobil-saglik-ekibi-cukurkuyuda-hizmet-verecek</guid>
      <pubDate>Wed, 29 Apr 2026 13:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/mobil-saglik-ekibi-cukurkuyuda-hizmet-verecek-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="94445"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Şişkinlik sanılan şey kitle olabilir]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/siskinlik-sanilan-sey-kitle-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/siskinlik-sanilan-sey-kitle-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Bölümü’nden Prof. Dr. Koray Topgül, bazı kitlelerin ancak belirli bir boyuta ulaştıktan sonra şikâyet oluşturduğunu belirterek, "Özellikle geçmeyen karın ağrısı ve şişkinlik gibi belirtiler dikkate alınmalı. Basit bir ultrason incelemesiyle birçok durumu erken aşamada tespit etmek mümkün" dedi.<br />
Karın boşluğu, geniş yapısı nedeniyle kitlelerin uzun süre fark edilmeden büyümesine zemin hazırlayabilir. Bu nedenle birçok hasta, ancak kitle belirli bir boyuta ulaşıp çevre dokular üzerinde etkili olmaya başladığında şikâyet hissetmeye başlar. Medicana International İzmir Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Koray Topgül, "Karın içinde yer alan kitleler, ister iyi huylu ister kötü huylu olsun, basıya neden olacak boyuta ulaşana kadar genellikle herhangi bir belirti vermez. Bazen bu kitleler sessiz şekilde 10 santimetre ve üzeri boyutlara kadar büyüyebilir. Ancak bağırsakları tıkayacak ya da sinirlere bası yaparak ağrı oluşturacak seviyeye geldiklerinde semptomlar ortaya çıkar. Bu belirtiler çoğu zaman şiddetli olmadığı için hastalar tarafından göz ardı edilebilir. Bu da hastalığın fark edilmesini geciktirebilir" diye konuştu.<br />
<strong>ÇOĞU ZAMAN TESADÜFEN ORTAYA ÇIKIYOR</strong><br />
Karın içi kitlelerin önemli bir kısmının, başka bir nedenle yapılan tetkiklerde fark edildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Koray Topgül, bu oranların sanılandan yüksek olduğuna belirtti. Prof. Dr. Koray Topgül, "Karın içi kitlelerin yaklaşık yüzde 20 ila 40’ı tesadüfen tespit edilir. Özellikle böbrek üstü bezlerine ait lezyonlar bu şekilde tespit edilme oranı yüksektir. Sevindirici olan nokta ise bu kitlelerin yüzde 60 ila 80’inin iyi huylu olmasıdır. Kötü huylu olanlar bile çoğu zaman henüz semptom oluşturacak boyuta ulaşmadıkları için erken evrede yakalanabilir" dedi. Kitlelerin ne zaman fark edileceğinin, sadece iyi ya da kötü huylu olmasına değil, bulunduğu bölgeye de bağlı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Koray Topgül, sözlerini şöyle sürdürdü: "Kitlenin karın içindeki yerleşim yeri, semptomların ne zaman ve nasıl ortaya çıkacağını belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Örneğin karaciğerin diyaframa yakın bölgelerinde yer alan bir kitle, hastada omuz ya da sağ üst karın bölgesinde ağrı hissi oluşturabilir. Bu nedenle her hastada belirtiler farklı şekillerde ortaya çıkabilir.<br />
<strong>HAFİFE ALMAYIN, ÖNEMLİ İPUÇLARI OLABİLİR</strong><br />
Prof. Dr. Koray Topgül, karın içi kitlelerin verdiği erken sinyallerin çoğu zaman göz ardı edildiğini kaydederek, "En sık karşılaşılan belirti ağrıdır. Bunun yanında geçmeyen ya da giderek artan şişkinlik, daha önce yaşanmayan tarzda karın ağrıları ve tekrarlayan rahatsızlık hissi önemli ipuçlarıdır. Bu şikâyetler genellikle çok şiddetli olmadığı için hastalar tarafından önemsenmez. Ancak bu durum tanının gecikmesine yol açabilir" ifadelerini kullandı. Karın içi kitlelerin değerlendirilmesinde en kritik rolü radyolojik yöntemlerin üstlendiğini aktaran Prof. Dr. Koray Topgül, şöyle devam etti: "Fizik muayene ve hasta öyküsü önemli olmakla birlikte, ultrason, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans gibi görüntüleme yöntemleri tanıda belirleyici rol oynar. Bu yöntemler kitlenin yapısı hakkında büyük oranda bilgi verir. Şüpheli durumlarda biyopsi alınarak patolojik inceleme yapılması kesin tanıyı sağlar. Cerrahi karar ise her hastada farklı şekilde değerlendirilir. Acil bir durum yoksa cerrahi kararı, görüntüleme belirtileri ve varsa biyopsi sonuçlarına göre verilir. Kanser şüphesi olan vakalar genellikle tümör konseylerinde değerlendirilir. Bazı hastalar sadece düzenli görüntüleme ile takip edilirken, kötü huylu olma ihtimali yüksek ya da semptomları artan durumlarda cerrahi tedavi gündeme gelebilir. Örneğin karın içi kitle kanamaya yol açıyorsa, bağırsak tıkanıklığına neden oluyorsa ya da enfeksiyon gelişmişse acil müdahale gerekebilir. Şiddetli ağrı da bu durumlara eşlik ediyorsa zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."<br />
<strong>EN BÜYÜK HATA, BELİRTİLERİ ERTELEMEK</strong><br />
Hastaların en sık yaptığı hatanın belirtileri görmezden gelmek olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Koray Topgül, "Hastalar çoğu zaman ‘bir şey çıkar’ korkusuyla şikâyetlerini erteliyor. Oysa yeni ortaya çıkan karın ağrısı ya da şişkinlik gibi belirtiler mutlaka değerlendirilmelidir. Basit bir ultrason incelemesiyle birçok durumu erken aşamada tespit etmek mümkündür. Bu nedenle belirtileri dikkate almak ve gecikmeden kontrol yaptırmak büyük önem taşır" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/siskinlik-sanilan-sey-kitle-olabilir</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 17:35:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w692219-01-1.jpg" type="image/jpeg" length="73731"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Diz protezi her zaman kalıcı mı?]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/diz-protezi-her-zaman-kalici-mi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/diz-protezi-her-zaman-kalici-mi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezinin hangi durumlarda uygulandığını ve ameliyat sürecinin nasıl ilerlediğini anlattı.<br />
"Diz protezinde zaman içinde oluşabilecek enfeksiyon, gevşeme veya dengesizlik gibi durumlar ikinci bir ameliyatı gerekli kılabilir" diyen Nev Sağlık Grubu Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Op. Dr. Murat Altıntaş, revizyon diz protezi hakkında açıklamalarda bulundu.<br />
<img alt="A W692411 02" class="detail-photo img-fluid" height="320" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w692411-02.jpg" width="550" /><br />
<strong>REVİZYON DİZ PROTEZİ NEDİR?</strong><br />
Revizyon diz protezinin, daha önce diz protezi ameliyatı olan hastalarda yapılan protez değiştirme ameliyatı olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, bazı durumlarda eklemdeki protezin yalnızca bir parçasının değiştirilmesinin yeterli olabildiğini ifade etti. Ancak bazı hastalarda tüm protez parçalarının tamamen değiştirilmesi gerekebildiğini belirten Altıntaş, bu ameliyatın ayrıntılı bir ameliyat öncesi planlama gerektirdiğini söyledi.<br />
Revizyon ameliyatlarında özel protez setleri ve malzemeleri kullanıldığını vurgulayan Altıntaş, bu operasyonların aynı zamanda tecrübe gerektirdiğini ve iyileşme süresinin diğer diz protezi ameliyatlarına göre daha uzun olabildiğini ifade etti. Diz protezlerinin uzun yıllar sorunsuz kullanılabildiğini de belirten Altıntaş, diz protezi yapılan hastaların yaklaşık yüzde 90’ının protezlerini ortalama 20 yıl boyunca problem yaşamadan kullanabildiğini söyledi.<br />
<strong>REVİZYON AMELİYATI NEDEN YAPILIR?</strong><br />
Revizyon diz protezi ameliyatının en sık nedenlerinden birinin enfeksiyon olduğunu belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, diz protezi ameliyatlarından sonra enfeksiyon riskinin yüzde 1’den az olduğunu ancak gelişmesi durumunda hastalarda dizde ağrı, şişlik, kızarıklık, ısı artışı ve bazen akıntı gibi şikayetlerin görülebildiğini dile getirdi.<br />
Dizde boşluk ve dengesizlik oluşmasının da revizyon ameliyatı gerektirebilen durumlar arasında yer aldığını belirten Altıntaş, ayakta dururken, dizi hareket ettirirken veya yürürken gerekli bağ dengesi bozulduğunda dizin işlevselliğinin de bozulabileceğini ifade etti.<br />
Bunun yanında, dizde sertlik oluşmasının da revizyon ameliyatını gerektirebileceğini belirten Altıntaş, geniş kas dokusu veya dizdeki protez bileşenlerinin konumunun hareket açıklığını engelleyebildiğini söyledi. Ayrıca zaman içinde protez parçalarında aşınma ve gevşeme görülebileceğini ifade eden Altıntaş, protez çevresinde oluşan kırıkların da revizyon ameliyatı gerektirebilen nedenler arasında yer aldığını belirtti.<br />
<strong>AMELİYAT NASIL YAPILIR?</strong><br />
Revizyon diz protezi ameliyatının önceki diz ameliyatındaki yara izinin bulunduğu bölgeden ekleme ulaşılarak yapıldığını belirten Op. Dr. Murat Altıntaş, ameliyat sırasında enfeksiyon olup olmadığının tekrar değerlendirildiğini ifade etti. Protezin hangi parçalarının yıprandığı, gevşediği veya yerinden çıktığını belirlemek için protezin metal ve plastik parçalarının detaylı şekilde incelendiğini söyledi.<br />
Kemiği korumak amacıyla protez parçalarının dikkatli bir şekilde çıkarıldığını ifade eden Altıntaş, daha önce çimento kullanılmışsa çimento artıklarının temizlendiğini belirtti. Revizyon protezi için kemik yüzeylerinin hazırlandığını kaydeden Altıntaş, önemli kemik kaybı bulunan durumlarda protezin ana bileşenlerine metal takviyeli bloklar eklenebildiğini dile getirdi.<br />
Diz protezi implantının çimentolu olarak kemiğe yerleştirildiğini ve tutunmasının sağlandığını belirten Altıntaş, ameliyatın sonunda eklem içinde birikebilecek kan ve sıvının boşaltılması için dren yerleştirildiğini, ardından eklem kapsülünün onarıldığını sözlerine ekledi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/diz-protezi-her-zaman-kalici-mi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Apr 2026 15:22:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w692411-01.jpg" type="image/jpeg" length="50372"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Güncel gelişmelere bağlı depresyon ruh sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/guncel-gelismelere-bagli-depresyon-ruh-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/guncel-gelismelere-bagli-depresyon-ruh-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Çamlıca Hastanesi’nden Klinik Psikolog Cansu Kaya, bu sürecin fark edilmeden derinleşebildiğini, bireylerde kronik stres, umutsuzluk ve duygusal tükenmişliğe yol açabildiğini belirtti.<br />
Kaya ayrıca, “son yıllarda artan küresel gerilimler, yaşam şrtlarındaki belirsizlikler ve toplumsal zorluklar, bireylerin ruh sağlığını etkileyerek "gündem kaynaklı depresyon" ve "gündem kaynaklı kaygı"ya neden olabiliyor” dedi.<br />
İnsan beyninin evrimsel olarak tehditleri algılamak üzere yapılandığını belirten Klinik Psikolog Cansu Kaya, "Psikolojide ‘savaş ya da kaç’ tepkisi olarak bilinen bu mekanizma, modern dünyada yalnızca fiziksel tehditlerle değil; yaşam şartlarını etkileyen krizler, savaşlar ve toplumsal ayrışmalar gibi soyut stres kaynaklarıyla da sürekli tetikleniyor" dedi. Sürekli değişen gündemin, beynin belirsizliği tehlike olarak yorumlama eğilimini güçlendirdiğini ifade eden Psk. Cansu Kaya, "Kişinin doğrudan etkileyemediği olaylara maruz kalması, kontrol kaybı hissini artırarak öğrenilmiş çaresizlik benzeri bir tabloya yol açabiliyor" açıklamasında bulundu.<br />
<strong>SOSYAL MEDYA, STRESİN ANA TAŞIYICISI HALİNE GELDİ</strong><br />
Sosyal medyanın stresin yayılmasında önemli bir rol oynadığını belirten Psk. Cansu Kaya, kesintisiz haber akışı ve kriz odaklı içeriklerin bireyin zihinsel yükünü artırdığını söyledi. Kaya, "Doomscrolling olarak adlandırılan sonsuz kaydırma alışkanlığı, bireyin sürekli olumsuz haberlere maruz kalmasına neden oluyor. Algoritmaların benzer içerikleri tekrar tekrar göstermesi ve duygusal bulaşma etkisi, dünyayı olduğundan daha tehlikeli ve umutsuz algılamamıza yol açabiliyor" dedi.<br />
Gündem kaynaklı depresyonun yalnızca bireysel değil, toplumsal sonuçlar da doğurabileceğine dikkat çeken Psk. Cansu Kaya, bu durumun zamanla duygusal uyuşma, toplumsal olaylardan geri çekilme, artan öfke ve toplumsal ayrışma gibi etkilere neden olabileceğini belirtti. Bazı bireylerde ise bu sürecin tükenmişlik ve klinik depresyonla kesişebileceğini ifade etti.<br />
<strong>"DUYARSIZLAŞMAK DEĞİL, DAYANIKLI KALMAK ÖNEMLİ"</strong><br />
Gündem kaynaklı stresle başa çıkmanın mümkün olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Cansu Kaya, şu önerilerde bulundu: "Günlük haber tüketimini sınırlamak, Bireysel kontrol alanlarına odaklanmak, Uyku, beslenme ve fiziksel aktiviteye dikkat etmek, Sosyal bağları güçlendirmek ve Sosyal medya kullanımında dijital hijyen sağlamak."<br />
Psikolog Cansu Kaya, "Amaç gündemden tamamen kopmak değil; bilgi sahibi olurken ruh sağlığını da koruyabilmek. Yani duyarsızlaşmak değil, dayanıklı kalabilmek" diyerek sözlerini tamamladı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/guncel-gelismelere-bagli-depresyon-ruh-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 16:59:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w687101-01.jpg" type="image/jpeg" length="34438"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medya trendleri cildi yaşlandırıyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/sosyal-medya-trendleri-cildi-yaslandiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/sosyal-medya-trendleri-cildi-yaslandiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medipol Acıbadem Bölge Hastanesi'nden Dermatoloji Uzmanı Uzm. Dr. Makbule Dündar, bilinçsiz cilt bakımına karşı önemli uyarılarda bulundu.<br />
Özellikle çocuklar ve gençler arasında kontrolsüz şekilde uygulanan maske ve asitli ürünler, kalıcı cilt sorunlarına yol açabiliyor. Özellikle viral videoların etkisiyle bilinçsizce kullanılan kozmetik ürünlerin nodüler aknelere ve cilt yanıklarına neden olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Makbule Dündar, en doğru yolun cilt analizi olduğunu hatırlattı.<br />
<strong>"5-6 YAŞINDAKİ ÇOCUKLAR ASİTLİ MASKE YAPIYOR"</strong><br />
Sosyal medyanın etkisiyle cilt bakımına yönelen çocuklara dikkat çeken Dr. Dündar, "Ne yazık ki 5-6 yaşındaki kız çocuklarının bile yüzlerine maske yaptığını, asitli ürünler kullandığını görüyoruz. Bu durum gerçekten ürkütücü. Her ürün her cilt için uygun değil. Bazı içerikler oldukça başarılı ve kaliteli. Biz bu tarz ürünleri yanık tedavilerinde, derin yaralanmalar sonrası doku yenilenmesi için kullanıyoruz. Ancak bu ürünler sosyal medyada ‘akne izlerine çözüm' gibi sunuluyor. Oysa yoğun içerikli bu ürünler, akneli ve yağlı ciltlerde durumu daha da kötüleştiriyor" diye konuştu.<br />
<strong>"ÖNCE CİLT ANALİZİ, SONRA ÜRÜN"</strong><br />
Yanlış kullanımın gözenek tıkanıklığına ve daha zor tedavi edilen nodüler-kistik aknelere yol açabildiğini ifade eden Dr. Dündar, "Akne izi ile her iz aynı değildir. Yanık iziyle sivilce izi aynı şekilde tedavi edilmez. Asitli peelingler de bilinçsiz kullanılıyor ve ciltte yanıklara neden olabilir. Glikolik asit, laktik asit gibi uygulamaları biz de yapıyoruz. Ancak bu işlemler herkes için uygun değil. Hassas ve ince ciltlerde ciddi cilt yanıkları oluşabilir. İnternette viral olan her maske herkese uygun değildir. Hangi yaşta olursak olalım, öncelikle bir dermatoloğa gidip cilt analizi yaptırmalıyız. Cilt tipimizi ve risklerimizi öğrendikten sonra ürün seçmeliyiz. Araştırma yapmak önemli ama öncelik mutlaka dermatoloji uzmanı olmalı" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/sosyal-medya-trendleri-cildi-yaslandiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Apr 2026 12:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/sosyal-medya-trendleri-cildi-yaslandiriyor-web-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="38580"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ekran bağımlılığı alarm veriyor!]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana International Samsun Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği’nden Göz Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, artan ekran kullanımının göz sağlığı üzerinde ciddi riskler oluşturduğunu belirterek, mevcut alışkanlıkların devam etmesi halinde 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olabileceğini söyledi.</p>

<p><img alt="Ekran Bağımlılığı Alarm Veriyor Dr Görseli" class="detail-photo img-fluid" height="283" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor-dr-gorseli.jpg" width="500" /><br />
Teknolojinin hayatın merkezine yerleşmesiyle birlikte ekran bağımlılığı bebeklikten yetişkinliğe kadar her yaş grubunda yaygınlaşırken, uzun süre yakına odaklanmanın gözlerde kalıcı sorunlara yol açabileceği ifade ediliyor. Dr. Öğr. Üyesi Gökhan Özgür, özellikle ekran karşısında geçirilen sürenin giderek artmasının göz sağlığını tehdit ettiğini vurguladı. Günlük yaşamda insanların büyük bölümünün saatlerce yakın mesafeye odaklandığını belirten Özgür, bu durumun özellikle yetişkinlerde göz kuruluğu, yanma, batma, kızarıklık ve geçici bulanık görme gibi şikayetlere yol açtığını dile getirdi. Bu sorunların yaşam kalitesini düşürdüğünü kaydeden Özgür, ekran kullanımının mümkün olduğunca sınırlandırılması gerektiğini söyledi.<br />
Dr. Özgür, "Ekran süresi hepimizde olduğu gibi dünyada da gerçekten saatler açısından müthiş bir artış gösterdi. Neredeyse hiçbirimiz uzaklara bakmıyoruz. Genelde uzak deyince bir araç kullanımı geliyor aklımıza. Onun dışında hepimizin günlük pratikte 4-5 saat, 8-10 saat belki yakınla ilgili geçirdiğimiz zaman var. Bu yakınla geçirdiğimiz zaman çoğu zaman da ekranlarla ilgili geçirilen zaman. Çocuklarda ve yetişkinde buradaki zararlar değişiyor. Yetişkinler de geniş bir hasta grubunu oluşturuyor. Çağrı merkezi çalışanları, muhasebe, bankacı gibi meslek grupları eğer uzun süre ekrana bakıyorsak biz numara anlamında bozulmadan ziyade göz kuruluğuyla alakalı şikayetler var. Ama bu da ciddi yaşam kalitesini etkiler. Yanmalar, batmalar, kızarıklıklar, bulanık görmeler, geçici de olsa bunlar. Ekran süreleriyle ilgili olabildiğince mecbur olanın dışında azaltmak, bilgisayarda geçirdiğimiz zamanın dışında telefonla geçirdiğimiz zamanı kısıtlamak ve suni gözyaşlarıyla desteklemek diyoruz. Kalıcı bir sorun oluşturmaz ama konforumuzu etkiler, yaşam kalitesini etkiler" dedi.<br />
<strong>"2050'DE DÜNYA NÜFUSUNUN YARISI MİYOP OLACAK"</strong><br />
Artan ekran bağımlılığının büyük bir toplum sağlığı sorunu olmaya çok yaklaştığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Özgür, "Çocuklarda iş değişiyor. Çocuklarda göz gelişimi devam ettiği için uzun süre yakına bakmak, hele ki bu parlak ekransa ve yakındaki mesafe yaklaştıkça miyopi ile ilgili riskler artıyor. Bununla ilgili geleceğe dönük projeksiyonlar var. Mesela eğer bu ekran süreleri bu şekilde devam ederse ki herkes artık yakına bakıyor, ekranlara 2050 yılında dünya nüfusunun yarısının miyop olacağı hesaplanıyor. Bu gerçekten çok büyük bir oran. Çünkü ben hastalarıma diyorum onu, artık uzakta işimiz yok, hepimiz yakına bakıyoruz. Çocuklarda bu ekran süresi artarak devam ediyor, çok da yakından bakıyor çocuklar. Ne kadar yakına uzun süre bakıyorsak, ne kadar yakından bakıyorsak ve bu ekransa bu yakına baktığımız, miyop ile ilgili riskler artıyor. Yani uzağa görememeyle alakalı problemler ve numaralı gözlükler kullanılmaya başlanıyor" diye konuştu.<br />
<strong>"EKRANIN DİBİNE GİRMEDEN 35-40 SANTİM UZAKTAN İZLENMELİ"</strong><br />
Zorunlu durumlarda dahi ekrana çok yakından bakılmaması gerektiğinin altını çizen Özgür, "Miyop'un da derecesi önemli bizde. 3 numaraya kadar hafif miyop sayarız. 3-5 arası, 3-6 arası orta miyop gibidir. Eğer 5-6 numarayı geçiyorsa ileri yüksek miyoplara dönüyor. İleri yüksek miyoplar gözlükle görebilir ama retinayla alakalı, gözün kendi sağlığıyla alakalı ciddi problemler olabilir. İleriye dönük ve bu hesaplanan 2050'de dünya nüfusunun yarısı miyop olacak. Bunun yüzde 10'unun da yüksek miyop olacağı, yani 5-6 numaranın üzerinde olacağı hesaplanıyor. O zaman genel toplum sağlığında ciddi riskler içeriyor. İşin özü ekranla ilgili süreleri mecburiyet yoksa olabildiğince kısıtlamak lazım. Çocuklarımızda da ekstradan buna dikkat etmemiz lazım. Belli süreleri aşmaması lazım mecburi olanların dışında. Bakıyorsa da en azından dibine girmeden 35-40 santim koruyarak ve aralıklı, arada uzağa bakarak, gözünü dinlendirerek geçirmek lazım bu süreyi" şeklinde konuştu.<br />
<strong>"BİR GÖZDE OLAN BOZUKLUK ANLAŞILAMAYABİLİR"</strong><br />
Rutin muayenelerin göz sağlığındaki öneminden de bahseden Özgür, ayrıca şunları söyledi: "Biz yenidoğanla birlikte muayenenin başlamasını öneririz. İlk 3 ayda mümkünse yaptırmak lazım. Sonrasında bir sorun yoksa yıllık kontroller öneririz. Asıl 5 ve 7 yaşları, hele ki okul çağları daha da önemli bizim için. Çünkü miyopi genelde ilkokul çağında başlar. Bir gözde olup bir gözde olmayabilir. Hipermetrop için de aynısı geçerlidir. Çocuğun bir gözü iyi görüyorsa diğer gözünün az görüp görmediğini anlama ihtimali çok düşüktür. Rutin taramalarla veya bizim muayenelerimizde ortaya çıkabilir. Onun için özellikle ilkokul çağında muhakkak yılda bir kontrol yaptırmak lazım."<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/ekran-bagimliligi-alarm-veriyor</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 15:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w691114-03.jpg" type="image/jpeg" length="29910"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ani ve şiddetli baş ağrılarına dikkat!]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/ani-ve-siddetli-bas-agrilarina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/ani-ve-siddetli-bas-agrilarina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Beyin ve Sinir Cerrahisi Bölümü'nden Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, anevrizmanın çoğu zaman patlayana kadar belirti vermediğini aktararak uyarılarda bulundu.<br />
Uçkun "Ani başlayan ve daha önce benzeri yaşanmamış şiddetli baş ağrısı, anevrizma yırtılmasının belirtisi olabilir. Bu durumda zaman kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerekmektedir." Dedi.<br />
<img alt="A W688756 01" class="detail-photo img-fluid" height="375" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w688756-01.jpg" width="250" /><br />
Beyin cerrahisi pratiğinde sık karşılaşılan ve ciddi sonuçlara neden olabilen beyin anevrizmaları, çoğu zaman belirti vermeden ilerleyebiliyor. Halk arasında 'baloncuk' olarak bilinen bu durum, beyin damar duvarının zayıflayarak dışa doğru genişlemesiyle oluşuyor. Medicana International İzmir Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, anevrizmaların genellikle sessiz seyrettiğini ve çoğu hastada patlayana kadar fark edilmediğini aktardı. Anevrizmanın yırtılması sonucu ortaya çıkan tablo ise acil müdahale gerektiren ciddi bir sağlık durumu olarak değerlendirildiğini dile getiren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, "Anevrizma, çoğu zaman patlayana kadar varlığını hissettirmeyen bir 'saatli bomba' gibidir. İstatistikler bize gösteriyor ki ülkemizde milyonlarca insan beyninde bir anevrizma taşıyor ancak bunun farkında değil. Sorun şu ki, bu baloncuk patladığında oluşan subaraknoid kanama, hastaların yaklaşık yarısını hastaneye dahi ulaşamadan kaybedilmesine neden olabiliyor. Bu nedenle cerrahlar için en değerli müdahale, o baloncuk henüz patlamadan yapılan müdahaledir" sözlerini kaydetti.<br />
<strong>AĞRI KESİCİ İÇİP UYUMAK EN BÜYÜK HATA</strong><br />
Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, her ağrı için anevrizma şüphesi taşımamak gerektiğini ancak ağrının düzeyi noktasında dikkat edilmesi gereken önemli noktalar olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, sözlerine şöyle devam etti:"Eğer aniden başlayan, daha önce hiç tecrübe etmediğiniz kadar şiddetli, ‘kafamın içinde bir şeyler koptu ya da patladı' dedirten bir baş ağrısı yaşıyorsanız, bu bir anevrizma rüptürü (yırtılması) olabilir. Bu durumda ağrı kesici içip uyumaya çalışmak yapılabilecek en büyük hatadır. Dakikalar, hatta saniyeler hayati önem taşır. Hipertansiyon, sigara kullanımı ve ailede anevrizma öyküsü olması gibi durumlar ayrıca önem taşımaktadır. Özellikle dirençli tansiyonu olan hastaların, beyin damar yapılarını en az bir kez görüntülemesi (MR veya BT anjiyo) hayat kurtarıcı bir adımdır. Beyin cerrahisinde başarı, sadece teknik beceriyle değil, doğru zamanlama ile gelir. Anevrizma korkulacak bir hastalık değil, geç kalındığında sonuçları ağır olan bir durumdur. Erken teşhis ve modern cerrahi yöntemlerle bu riski yönetmek bugün her zamankinden daha mümkün."<br />
<strong>AÇIK CERRAHİ ŞART DEĞİL</strong><br />
Anevrizma tedavisi hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, gelişen teknoloji sayesinde artık her anevrizmayı açık cerrahi ile tedavi etmek gibi bir zorunluluk kalmadığını söyledi. Prof. Dr. Özhan Merzuk Uçkun, sözlerini şöyle tamamladı:"Anevrizma tedavisinde endovasküler girişimler ve mikro-cerrahi yöntemleri ön plana çıkmaya başladı. Endovasküler girişimlerde, kasıktan girerek, beyindeki anevrizma, içeriden ‘koil' denilen tellerle veya özel stentlerle kapatılabiliyor. Bu yöntemle hastalar kısa sürede sosyal hayatlarına geri döndürebiliyor. Bazı kompleks anevrizmalarda ise mikro-cerrahi yöntemi devreye girebiliyor. Bu yöntemde mikroskop altında anevrizmanın boynuna küçük bir titanyum klips yerleştirerek devre dışı bırakılması sağlanıyor. Özellikle A1 ve AComA olarak adlandırılan bölgelerdeki anevrizmalar, boyutları küçük olsa dahi patlama riski yüksek olan, titizlikle takip ve tedavi edilmesi gereken vakalardır."<br />
<strong>(İHA) </strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/ani-ve-siddetli-bas-agrilarina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Apr 2026 14:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/ani-bas-agrisi-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="66929"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kök hücre nakli' etkili tedavi seçeneği sunuyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/kok-hucre-nakli-etkili-tedavi-secenegi-sunuyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/kok-hucre-nakli-etkili-tedavi-secenegi-sunuyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Diyarbakır Memorial Hastanesi Hematoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, kök hücre naklinin günümüzde birçok kan hastalığı ve kanser türünde önemli bir tedavi seçeneği olarak uygulandığını bildirdi.<br />
Kemik iliği nakli yerine günümüzde "kök hücre nakli" terimini kullanmak daha doğru kabul edilmektedir. Kök hücre nakli; doğuştan gelen veya sonradan gelişen hematolojik iyi huylu ve kötü huylu hastalıklarda, bazı kanser türlerinde ve bağışıklık sistemi hastalıklarında iyileşme sağlayabilen etkili bir tedavi yöntemidir. Günümüzde kök hücre nakli için üç temel kaynak kullanılmaktadır. Bunlar kemik iliği, granülosit koloni uyarıcı faktörlerle uyarılan periferik kök hücreler ve dondurularak saklanan göbek kordonu kanıdır. Diyarbakır Memorial Hastanesi Hematoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Vefki Gürhan Kadıköylü, kök hücre naklinin günümüzde birçok kan hastalığı ve kanser türünde önemli bir tedavi seçeneği olarak uygulandığını belirtti.<br />
Allojeneik kök hücre nakli; insan lökosit antijenleri (HLA) uyumlu kardeşlerden veya akrabalardan yapılabileceği gibi HLA uyumlu akraba dışı vericilerden de gerçekleştirilebilmekte olduğunu söyleyen Prof. Dr. Kadıköylü, "Bazı durumlarda HLA uyumsuzluğu bulunan vericilerden de yüksek riskli olarak nakil uygulanabilmektedir. Otolog kök hücre naklinde ise hastanın kendi kök hücreleri kullanılmaktadır. Bu yöntem özellikle bazı kanser türlerinde uygulanan yüksek doz kemoterapi sonrası kemik iliğinin yeniden toparlanmasını sağlamak amacıyla tercih edilmektedir" dedi.<br />
Prof. Dr. Kadıköylü, kök hücre nakli ile ilgili ilk deneysel çalışmaların 1950'li yıllarda yapıldığına değinerek, "İlk kemik iliği kaynaklı allojeneik nakil 1957 yılında gerçekleştirilmiştir. 1960'lı yıllarda HLA doku gruplarının tanımlanması ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların kullanılmasıyla nakil sonrası gelişebilen komplikasyonların önüne geçilmesi hedeflenmiştir. Aferez yöntemlerinin geliştirilmesiyle birlikte günümüzde kök hücrelerin önemli bir kısmı periferik kandan toplanabilmektedir. Bu yöntemle vericinin damarlarından, herhangi bir ameliyat veya genel anestezi gerektirmeden kök hücre toplanabilmektedir" diye konuştu.<br />
Allojeneik kök hücre naklinin birden fazla tedavi amacı bulunmakta olduğunu aktaran Kadıköylü, "Bunların başında yüksek doz kemoterapi uygulanabilmesi gelmektedir. Nakil sonrasında verilen kök hücreler hastanın kemik iliğine yerleşerek kan hücrelerinin yeniden üretilmesini sağlar ve kemoterapinin oluşturduğu kemik iliği baskılanmasının düzelmesine yardımcı olur. Bir diğer önemli etki ise kök hücrelerde bulunan T lenfositleri ve doğal öldürücü hücrelerin kanserli hücreler üzerinde gösterdiği ‘graft versus tümör' etkisidir. Ayrıca kök hücre nakli bağışıklık sisteminin yeniden düzenlenmesine de katkı sağlayabilmektedir. Kök hücre nakli planlanan hastalarda tedavi öncesinde ayrıntılı bir değerlendirme yapılması gerekir. Hastanın performans durumu, eşlik eden hastalıkları, hastalığın evresi, kemoterapiye verdiği yanıt, enfeksiyon öyküsü ve sitogenetik özellikler bu değerlendirmede önemli rol oynar. Geçmişte allojeneik kök hücre naklinin genellikle 50 yaşın altındaki hastalara uygulanması önerilirken günümüzde hazırlama rejimlerindeki gelişmeler sayesinde daha ileri yaş gruplarında da nakil yapılabilmektedir" şeklinde konuştu.<br />
Prof. Dr. Kadıköylü, kök hücre naklinin günümüzde çok sayıda hastalığın tedavisinde kullanılabilmekte olduğunu kaydederek, "Akut miyeloid lösemi, akut lenfoblastik lösemi, miyelodisplastik sendrom, hodgkin ve non-hodgkin lenfomalar ve multiple miyeloma gibi hematolojik kanserler yer almaktadır. Bunun yanı sıra talasemi majör, orak hücreli anemi gibi bazı kalıtsal kan hastalıkları, bağışıklık sistemi hastalıkları, bazı solid tümörler ve kalıtsal metabolik hastalıklar da kök hücre nakli uygulanabilen hastalıklar arasında bulunmaktadır. Otolog kök hücre nakli ise özellikle multiple miyeloma, hodgkin ve non-hodgkin lenfoma gibi bazı hematolojik kanserlerde ve bazı solid tümörlerde uygulanabilmektedir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/kok-hucre-nakli-etkili-tedavi-secenegi-sunuyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 17:04:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w683276-01.jpg" type="image/jpeg" length="34786"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sosyal medyadaki "paket egzersizlerin" faturası ağır olabilir]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/sosyal-medyadaki-paket-egzersizlerin-faturasi-agir-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/sosyal-medyadaki-paket-egzersizlerin-faturasi-agir-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>VM Medical Park Kocaeli Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ulaş Serarslan, Sosyal medyadaki şaşırtıcı "öncesi-sonrası" fotoğrafları ve fenomenlerin önerdiği ağır antrenmanlar ciddi sakatlıklara yol açabiliyor dedi.<br />
İnternette satılan veya paylaşılan paket egzersiz programlarının herkes için uygun olamayacağını vurgulayarak "Herkese uyan bir egzersiz yoktur. Mutlaka işi bir bilenden, uzmandan akıl alarak spora başlamak gerekiyor" diyerek sağlıklı yaşam için doğru bilinen yanlışlara dikkati çekti.<br />
Sağlıklı yaşam için yapılan sporun, yanlış teknikler ve bilinçsiz yüklenme nedeniyle sakatlığa dönüştüğünü belirten uzmanlar, özellikle ısınmadan başlanan egzersizler ile kişiye uygun olmayan antrenman programlarının kas, bağ ve eklem yaralanmalarını artırdığına dikkat çekiyor.<br />
Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Ulaş Serarslan, günümüzde birçok kişinin sporu bilimsel kurallardan uzak, kulaktan dolma bilgilerle yaptığını söyledi. Serarslan, sporun kişiye özel planlanması gerektiğini, yaş, cinsiyet, kas gücü, eklem sağlığı ve aerobik kapasite dikkate alınmadan yapılan egzersizlerin ciddi sakatlıklara yol açabileceğini belirtti. Özellikle ısınmadan başlanan antrenmanlar, yanlış yüklenme ve yetersiz dinlenmenin sağlıklı olmak için yapılan sporu, tam tersine sağlık sorununa dönüştürebildiğini kaydetti.<br />
<strong>"SPORUN İLK VE BİRİNCİ KURALI ISINMA"</strong><br />
Spora başlamadan önce uygun ısınma ve esneme egzersizlerinin mutlaka yapılması gerektiğini belirten Serarslan, "Maalesef sporda yapılan en büyük hatalardan biri, hatta en önemlisi uygun ısınma ve esneme egzersizlerini yapmadan spora başlamak. Eğer bu kurala riayet etmeden egzersize başlarsak zaten gergin olan kaslarımız spor sırasında daha da zorlanıyor ve çok daha fazla hasar görme ihtimaline maruz kalıyor. Bu yüzden sporun ilk ve birinci kuralı, başlamadan önce uygun ısınma egzersizlerini belirli bir süre yapmak, daha sonra sportif faaliyetlere geçmektir. Vücudu spora başlamadan önce birdenbire zorlamamamız lazım. Önce hafif hareketlerle, yavaş egzersizlerle başlayarak, yüksek ağırlıkların altına girmeden, ani zorlayıcı hareketler yapmadan sadece vücudu ısıtmaya yönelik hafif egzersizlerle başlanmalı. Kasların esnekliğini kazandığını hissettikten sonra daha ağır egzersizlere geçmek gerekiyor. Aksi halde kaslar ve eklemler çok daha kolay şekilde sakatlanabiliyor" dedi.<br />
<strong>"KASLAR ÖZELLİKLE DİNLENİRKEN VE DİNLENME HALİNDE GELİŞİR"</strong><br />
"Yanlış antrenman" kavramının yalnızca hareketlerin hatalı yapılmasından ibaret olmadığını söyleyen Serarslan, "Yanlış antrenman derken sadece teknik yanlıştan söz etmemiz mümkün değil. Sağlıklı spor, birçok faktörün bir araya gelmesiyle yapılan bir şey. Antrenmanın süresi, yoğunluğu, güç egzersizlerinde kaldırılan ağırlıklar, bunların hepsini tedrici olarak artırmak gerekiyor. Düşük yoğunluktan başlayıp haftalar içerisinde yavaş yavaş artırarak güç kazandıkça zorlamayı artırmak gerekir. Bu kurallardan bir tanesini bile atlamak, o egzersizin yanlış yapıldığı anlamına gelebilir. Doğru bilinen yanlışlardan bir tanesi, ne kadar yoğun egzersiz yaparsak kaslarımızın o kadar gelişeceği yönündedir ama bu yanlış. Kaslar özellikle dinlenirken ve dinlenme halinde gelişir. Her egzersiz sırasında kaslarımızda ödem, mikro yırtıklar ve laktik asit birikimi gibi bazı fizyolojik değişiklikler oluyor. Eğer biz vücuda ve kaslara bu dinlenme fırsatını tanımazsak, daha çok hasar oluşur ve tam tersine beklediğimiz faydayı değil zararlı etkileri görmüş oluruz" diye konuştu.<br />
<strong>"HER GÜN ANTRENMAN YAPMAK GENELDE ÇOK UYGUN BİR YAKLAŞIM DEĞİL"</strong> Özellikle profesyonel olmayan bireylerde her gün spor yapmanın doğru bir yaklaşım olmayabileceğini kaydeden Serarslan, ağır geçen antrenmandan sonra en az 24 saat dinlenilmesi gerektiğine dikkati çekti. Op. Dr. Ulaş Serarslan, "Eğer profesyonel sporcu değilseniz, sporu sadece sağlık ve hobi amaçlı yapıyorsanız her gün antrenman yapmak genelde çok uygun bir yaklaşım değil. Biz haftada iki ya da üç gün antrenmanı öneriyoruz. İnsanlar bazen ne kadar fazla yaparlarsa o kadar iyi sonuç alacaklarını düşünüyor ama vücudun toparlanması için yeterli süre tanınmazsa sakatlık kaçınılmaz hale geliyor" şeklinde konuştu.<br />
<strong>"SOSYAL MEDYA SAĞLIKLI SPOR İÇİN BAZEN TUZAK OLABİLİYOR"</strong><br />
İnternet ve sosyal medyada görülen her egzersiz programının doğru kabul edilmemesi gerektiğine de dikkati çeken Serarslan, şöyle devam etti: "En büyük yanlışlarımızdan biri de sosyal medyada veya internette gördüğümüz şeyleri doğru olarak kabul edip hemen uygulamaya geçmek. Halbuki sosyal medya sağlıklı spor için bazen tuzak olabiliyor. Orada gördüğümüz ağır antrenmanlar, öncesi-sonrası paylaşımları ya da paket programlar bizi yanıltabiliyor. Bir kişi için uygun olan program sizin için uygun olmayabilir. Bu yüzden gördüğümüz her şeyi doğru kabul etmeyip mutlaka işi bir bilenden, uzmandan akıl alarak spor yapmak gerekiyor. Egzersiz tamamen kişiseldir. Her kişinin fizyolojisi, vücut yapısı farklıdır. Sosyal medyada ve internette gördüğünüz paket programlar biri için uygunken sizin için uygun olmayabilir. Vücut yapınız, cinsiyetiniz, yaşınız, o anki aerobik kapasiteniz, kas gücünüz, eklem sağlığınız; bunların hepsi sizin için uygun egzersizi belirlemek adına göz önünde bulundurulması gereken faktörlerdir. Herkese uyan bir egzersiz yoktur. Egzersiz mutlaka kişiye özel planlanmalı ve ona göre uygulanmalıdır.”<br />
<strong>EN SIK GÖRÜLEN YARALANMALAR DİZ VE TENDONLARDA</strong><br />
Klinik pratikte en sık karşılaştıkları spor yaralanmalarına da değinen Serarslan, özellikle halı sahada yapılan futbolun sakatlık riskini artırdığını belirterek, "Bizim klinik pratiğimizde en sık karşılaştığımız sakatlıkları birkaç gruba ayırabiliriz. Birincisi ani travmayla gelişen akut yaralanmalar, ikincisi ise zamanla tekrarlayan zorlanmalara bağlı oluşan kronik problemler. En çok karşılaştığımız akut travmalar arasında diz yaralanmaları, ön çapraz bağ yaralanmaları, menisküs yaralanmaları, kas travmaları, kas yırtıkları, omuz çıkıkları, omuz bağ ve kas yırtıkları ile özellikle aşil tendon yaralanmaları yer alıyor. Türkiye'de halı sahada futbol çok yaygın ama bu zemin sakatlık açısından da çok riskli bir alan oluşturuyor" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>"VÜCUT SAKATLIKTAN ÖNCE MUTLAKA UYARI VERİR"</strong><br />
Zamanla gelişen sakatlıklarda vücudun önceden sinyal verdiğini de ifade eden Serarslan, "Bu bahsettiğim tabii akut, ani gelişen travmalar değil; daha çok zamanla gelişen sakatlıklarda vücut mutlaka size bir uyarı verir. Bu genelde ağrı şeklinde olur. Bazen bu ağrıya şişlikler, kas krampları ve kas sertlikleri de eşlik eder. Eğer bir eklemde veya vücudun herhangi bir yerinde dinlenmeye rağmen geçmeyen ağrı, şişlik ya da istirahat halinde ağrı oluyorsa mutlaka bu uyarıyı dikkate alıp bir uzmana danışmak gerekir" dedi.<br />
“Sakatlığa rağmen spora devam etmek geri dönüşsüz sonuçlar doğurabilir”<br />
Küçük görülen sakatlıkların ihmal edilmemesi gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Serarslan, sakatlık varken spora devam etmenin hem amatör hem de profesyonel sporcularda ciddi sonuçlar doğurabildiğini söyleyerek sözlerini şöyle tamamladı: “Bazen insanlarımız maalesef ufak sakatlıkları göz ardı edebiliyorlar. Sakatlıklara rağmen spora devam etmek geri dönüşsüz bazı sonuçlara yol açabiliyor. Bu konuda sadece amatör spor yapanlardan bahsetmiyorum, elit düzeyde, profesyonel düzeyde bu sporu yapanlar da bazen aynı hatayı tekrarlayabiliyorlar. Hatta yakın zamanda dünyada ses getiren ciddi bir sakatlık oldu. Kış olimpiyatlarında dünyaca ünlü kayakçı Lindsey Vonn, ön çapraz bağı kopuk olduğu halde özel bir dizlikle olimpiyatlarda yarışmaya karar verdi. Dünyanın en elit sporcularından biri olmasına rağmen maalesef yarışmanın ilk metrelerinde ciddi bir kaza yaparak çok ciddi parçalı bir kırıkla karşılaştı. Yani bu her zaman sadece amatör sporcuların başına gelen bir şey değil, profesyonel sporcular da bazen bu hatalara düşebiliyorlar. İşte burada aşırı hırs, aşırı ego gibi şeyler devreye giriyor. Bu nedenle sakatlık varken spora devam etme konusunda çok ciddi önlemler almak lazım.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK, SPOR</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/sosyal-medyadaki-paket-egzersizlerin-faturasi-agir-olabilir</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 13:34:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w690482-06.jpg" type="image/jpeg" length="88795"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastanede IOS cihazı hizmete girdi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/hastanede-ios-cihazi-hizmete-girdi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/hastanede-ios-cihazi-hizmete-girdi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk İmmünolojisi ve Alerji Hastalıkları Kliniği’nde, solunum yollarının değerlendirilmesinde kullanılan İmpuls Osilometri (IOS) cihazı hizmete sunuldu.<br />
Kolay, hızlı ve ağrısız bir test yöntemi olan IOS, özellikle çocuklar ve nefes testine uyum sağlayamayan hastalar için ideal bir ölçüm imkânı sağlıyor. Test sırasında kişinin yalnızca normal şekilde nefes alıp vermesi yeterli olurken, cihaz küçük titreşimlerle hava yollarının açıklık durumunu ölçüyor.<br />
Hastane Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, cihazın kazandırılmasına katkı sağlayan Niğde İl Genel Meclis Başkanı Asım Acar’a teşekkür ederek, bu teknolojinin hastalara önemli bir kolaylık sağlayacağını ifade etti.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/hastanede-ios-cihazi-hizmete-girdi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Apr 2026 11:50:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/hastanede-ios-cihazi-hizmete-girdi-1.jpg" type="image/jpeg" length="19900"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklıysanız az su içtim diye endişelenmeyin]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/saglikliysaniz-az-su-ictim-diye-endiselenmeyin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/saglikliysaniz-az-su-ictim-diye-endiselenmeyin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Medicana Sağlık Grubu Nefroloji Bölümü'nden Uzm. Dr. Sinan Erten, "Sağlıklı bireyler susadıkça istedikleri kadar su tüketebilir. Sağlıklı bireylerin ‘bugün çok mu su içtim ya da az mı içtim' diye endişe içinde olması gereksizdir" dedi.<br />
Su her canlının hayatta kalmak için ihtiyaç duyduğu temel gıdalardan biri. Sağlıklı bir beden için susuz kalmak düşünülemez. Peki su tüketiminde neleri yanlış yapıyoruz? Su için öğütlenen gibi ‘günde 2,5 litre mi tüketmek' gerekiyor? Bu ve benzeri sorulara Medicana International İzmir Hastanesi Nefroloji Uzmanı Uzm. Dr. Sinan Erten açıklık getirdi. Günlük su ihtiyacının belirlenmesi noktasında dikkat edilmesi gerekenleri sıralayan Uzm. Dr. Sinan Erten, "Günlük su ihtiyacı; kişinin yaşı, vücut kitle endeksi, iklim durumu, egzersiz seviyesi gibi birçok nedenlerden dolayı farklılık göstermektedir. ‘Günde 2-3 litre su tüketilmelidir' gibi öneriler her kişi için her zaman uygun olmayabilir. Bu konuda oluşan kafa karışıklığını azaltmak adına günlük su tüketiminin minumum değeri 500 cc yani yarım litre olduğunu akıldan çıkartmamak gerekir. Ayrıca günlük gıdalardan 800 cc ve vücuttaki kimyasal olaylardan 300 cc kadar su oluşmaktadır" sözlerini kaydetti.<br />
<strong>SAĞLIKLIYSANIZ AZ SU İÇTİM DİYE ENDİŞELENMEYİN</strong><br />
Vücudun su tüketimine ilişkin bilgi veren Uzm. Dr. Sinan Erten, "Vücudumuza aldığımız suyun vücutta dengesini sağlayan iki önemli organımız vardır. Böbrek ve beyindeki hipofiz bezidir. Böbrekler gereğinden fazla su tükettiğimizde idrar çıkışını arttırarak ya da az su tükettiğimizde idrar çıkışını azaltarak dengeyi sağlarken; Hipofiz bezi ise vücudun su miktarı azaldığında susama merkezini uyararak su içmemizi sağlamaktadır. Sonuç olarak sağlıklı bireyin bugün çok mu su içtim ya da az mı içtim diye endişe içinde olması gereksizdir" dedi. Öte yandan yaşlandıkça görme ve duyma duyularında zayıflama olduğu gibi susama hissinde de eski hassasiyetin kalmadığının görüldüğünü belirten Uzm. Dr. Sinan Erten, "50 yaşından itibaren her 10 senede bir böbrek fonksiyonlarında yüzde 10 azalma görülmesi nedeniyle böbreğimizin su dengesini sağlamada eski hassasiyeti de azalır" dedi.<br />
<strong>SU TÜKETİMİ ARTIRMADA ZARAR GÖRÜLMÜYOR</strong><br />
Su tüketimini artırmanın sağlıklı bireylerde herhangi bir zararı olmadığını aktaran Uzm. Dr. Sinan Erten, "Böbrek taşı olan kişilerde taşın cinsinden bağımsız olarak tekrar oluşmasını azaltarak faydalı olabilir. Yaşlı bireylerde, su tüketimi artırıldığında bazı ilaçlar hiponatremiye (sodyum düşüklüğü) yol açabilir. Bu da bilinç kaybına kadar varan nörolojik semptomların görülmesine neden olabilir. Böbrek ve kalp hastalarında su kısıtlaması gerekmez. Bu hastalarda önemli olan tuz kısıtlamasıdır. Kişi tuzlu yerse su kısıtlanması mümkün olmamakta susadıkları için çok su içerek kalp yetmezliğini tetikleyebilirler. Tuzu kısıtladığımızda su tüketimi de azalacaktır" açıklamalarını kaydetti. Ayrıca gece yatmadan önce su tüketilmesinin böbreklere bir faydası olmadığını dile getiren Uzm. Dr. Sinan Erten, "Aksine tuvalet ihtiyacı için kişinin uyanmasına ve uykunun bölünmesine neden olabilir" dedi.<br />
<strong>MARATON KOŞMUYORSANIZ SUSADIKÇA İÇİN</strong><br />
Özellikle yaz aylarında terlemeyle birlikte su kaybının artığını hatırlatan Uzm. Dr. Sinan Erten, "Yaz aylarında terle su kaybı arttığı için su tüketimini artırmak, susadıkça bol su içmek gerekir. Maraton koşusu yapanlarda kayıplarını sadece su ile karşıladıklarında ciddi hiponatremi görülebilir. Maraton koşusu yapmıyorsanız susadıkça su ihtiyacını antrenman sırasında ve sonrası karşılayabilirsiniz. İdrar rengi yediğimiz ve içtiğimiz gıdalardan etkilendiğinden kesin kural olmamakla beraber, koyu sarı renk su ihtiyacının olduğunu gösterebilirken rengin açılması su ihtiyacımızın azaldığını gösterebilir. Sonuç olarak sağlıklı bireyler susadıkça istedikleri kadar su tüketebilirler. Hastalığı olanlar hastalığın şiddeti ve evresine göre su tüketimini doktorlarına danışmalarında fayda vardır" açıklamalarını yaptı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/saglikliysaniz-az-su-ictim-diye-endiselenmeyin</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 16:58:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w687139-01.jpg" type="image/jpeg" length="97979"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Temel Yenidoğan Bakım Eğitimi verildi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/temel-yenidogan-bakim-egitimi-verildi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/temel-yenidogan-bakim-egitimi-verildi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı tarafından, bebeğe eli değen tüm sağlık personeline yönelik Temel Yenidoğan Bakım Eğitimi gerçekleştirildi.<br />
Eğitim sonunda düzenlenen sertifika törenine katılan Doğan Bahadır İnan, temel yenidoğan bakımının bebek ölümlerini önlemedeki hayati rolüne dikkat çekti. Ayrıca 21–28 Nisan Ebeler Haftası kapsamında, ebelerin anne ve bebek sağlığındaki vazgeçilmez önemini vurgulayarak tüm ebelerin haftasını kutladı.<br />
<strong>YENİDOĞAN BAKIMININ ÖNEMİ</strong><br />
Bilimsel hesaplamalara göre; temel yenidoğan bakım uygulamaları yaygınlaştığında, yenidoğan ölüm hızlarında %41 ila %72 oranında azalma sağlanabiliyor. Yüksek teknoloji ve uzmanlık gerektiren hastane bakımının yanında; Temel bakım hizmetlerinin geliştirilmesi, Standart uygulamaların sahada yaygınlaştırılması, Güncel ve doğru bilginin tüm sağlık personeline ulaştırılması büyük önem taşıyor.<br />
<img alt="Temel Yenidoğan Bakım Eğitimi Verildi 2" class="detail-photo img-fluid" height="412" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/temel-yenidogan-bakim-egitimi-verildi-2.jpg" width="550" /><br />
<strong>EĞİTİM PROGRAMININ HEDEFLERİ</strong><br />
Başlatılan eğitim programı ile ülke genelinde:<strong> </strong>Temel yenidoğan bakımında standardizasyonun sağlanması. Sağlık personelinin bilgi ve becerisinin artırılması. Sağlıklı doğan her bebeğe doğru ve eksiksiz bakım verilmesi amaçlanıyor.<br />
Eğitim içeriğinde yer alan başlıca konular şunlar oldu: Göbek bakımı<strong>.</strong> Canlandırma ihtiyacını belirleme<strong>. </strong>Olağan yenidoğan bakımı<strong>. </strong>Hipotermiden korunma<strong>. </strong>K vitamini uygulaması<strong>.</strong> Göz bakımı<strong>.</strong> Erken emzirme<strong>. </strong>Ulusal tarama programları<strong>.</strong> İşitme taraması<strong>.</strong> Aşı uygulamaları<strong>. </strong>Anneye danışmanlık.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/temel-yenidogan-bakim-egitimi-verildi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/temel-yenidogan-bakim-egitimi-verildi-4.jpg" type="image/jpeg" length="98352"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Baharla birlikte gelen polen mevsimi kabusunuz olmasın]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/baharla-birlikte-gelen-polen-mevsimi-kabusunuz-olmasin</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/baharla-birlikte-gelen-polen-mevsimi-kabusunuz-olmasin" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Bursa Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Burgazlıoğlu, Bahar aylarıyla birlikte en sık gözlenen rahatsızlıkların başında polenlerin gözle görülemese de sinüzitten nefes darlığına kadar pek çok sağlık sorununa yol açabildiğini belirterek korunma yolları hakkında bilgi verdi.<br />
<img alt="A W689661 01" class="detail-photo img-fluid" height="451" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/a-w689661-01.jpg" width="300" /><br />
Polen alerjisinin mevsimine girildiğini söyleyen Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Başak Burgazlıoğlu, "Bahar aylarında polenler ortaya çıkmaktadır. Polenler, alerjik kişilerde pek çok soruna neden olmaktadır. Bunların arasında burun akıntısı, kaşıntısı, gözlerde kaşıntı, sulanma, hapşırma, sinüzit, nefes darlığı bulunmaktadır. Bu mevsimde polenlerden korunmak için bazı çözüm yolları bulunmaktadır" dedi.<br />
Uzm. Dr. Başak Burgazlıoğlu, polen alerjisi ile ilgili alınacak önlemleri şöyle sıraladı: "Polen alerjisi varsa hayatı kolaylaştırmak için bazı önlemler alınabilir. Polenler sabaha karşı 04.00-05.00 saatlerinde uçuşmaya başlar ve akşam 21.00-22.00'ye kadar etkili olmaya devam ederler. Sabah saatlerinde havada daha yoğundurlar ve etkileri ilerleyen saatlerle azalır. Mümkünse sabah erken saatlerde dışarı çıkılmamalı; mutlaka çıkmak gerekiyorsa maske takılmalı veya bir mendille ağız, burun kapatılmalı. Açık havada olabildiğince kısa kalınmalı ve doğadan, piknik alanlarından uzak durulmalı. Evler, sabah saatleri yerine akşam saatlerinde havalandırılmalı. Kalkar kalkmaz evi havalandırmak için balkon kapılarını ve pencereleri açmamak gerekir. Alerji yoğunsa ve dış ortama çıkılmadığı ve ilaçlar da düzenli kullanıldığı halde rağmen şikâyetler gerilemiyorsa kapalı ortamlardaki havayı polenlerden arındıracak filtreli havalandırma veya hava temizleme cihazı kullanılmalıdır."<br />
Ev ve araba klimalarının bakımdan geçirilmesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Başak Burgazlıoğlu, "Polen filtreleri mutlaka yılda bir defa temizletilmelidir. Gözlük kullanılıyorsa gözlükler düzenli olarak yıkanmalı. Çünkü gözlüğe yapışan her polen rahatsızlanmaya sebep olacaktır. Günlük kıyafetler, yatak odasında çıkartılmamalı. Çamaşırlar dış ortamda kurutulmamalıdır. Polenler çamaşırların üzerine yerleşebilir. Dışardan eve girildiğinde eller ve yüz mutlaka yıkanmalı. Polen mevsiminde açık havada spor yapmak doğru değildir. Yine gözlerin yan taraflarını kapatan güneş gözlüklerinin faydası olabilir. Polen döneminde ilaç tedavisi ile istenilen sonuç alınamayan ve alerjileri cilt testleri ile doğrulanmış hastalarda aşı tedavisi olarak da bilinen immünoterapi uygulanabilir" diye konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/baharla-birlikte-gelen-polen-mevsimi-kabusunuz-olmasin</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Apr 2026 15:00:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/04/polen-hastalik-gorsel-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="10636"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
