<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Niğde Haber Gazetesi</title>
    <link>https://www.nigdehaber.com.tr</link>
    <description>Niğde Haber, Niğde son dakika haberler, Niğde Haber Gazetesi, Niğde Haberleri, Niğde medya, Niğde Haber Ajansı, Haber Niğde, ve Niğde haber sitesi.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.nigdehaber.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Mon, 03 Aug 2026 21:04:43 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[“Serinlemek isterken kas tutulması ve boyun ağrısına dikkat”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/serinlemek-isterken-kas-tutulmasi-ve-boyun-agrisina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/serinlemek-isterken-kas-tutulmasi-ve-boyun-agrisina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Ulus Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Yıldız Gonca Doğru, özellikle yaz aylarında klimaların bilinçsiz kullanımının kas-iskelet sistemi üzerinde ciddi etkiler oluşturabileceğini belirterek önemli uyarılarda bulundu.<br />
Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava, serinlemek için klima kullanımını kaçınılmaz hale getiriyor. Ancak doğru kullanılmayan klimalar, yalnızca konfor sağlamakla kalmıyor; aynı zamanda kas-iskelet sistemi üzerinde önemli sağlık sorunlarına da zemin hazırlayabiliyor. Özellikle sıcak ortamdan aniden çok soğuk ortamlara geçilmesi veya klimanın doğrudan vücuda üflemesi, boyun tutulması, kas spazmı ve hareket kısıtlılığı gibi şikâyetlerin ortaya çıkmasına neden olabiliyor.<br />
<strong>“ANİ SICAKLIK FARKI KASLARI OLUMSUZ ETKİLİYOR”</strong><br />
Uzm. Dr. Yıldız Gonca Doğru, sıcak havadan soğuk ortama ani geçiş yapan vücudun, ısı dengesini koruyabilmek için damarlarını hızla daralttığını belirterek, bu durumun özellikle boyun, sırt ve omuz bölgesindeki kaslarda spazm ve sertleşmeye yol açabileceğini söyledi.<br />
“Yaz aylarında en sık karşılaştığımız şikâyetlerden biri klima kaynaklı kas spazmlarıdır" diyen Uzm. Dr. Yıldız Gonca Doğru, şöyle devam etti: "Klimanın soğuk havasına uzun süre doğrudan maruz kalmak, özellikle boyun ve sırt kaslarında ağrı, tutulma ve hareket kısıtlılığına neden olabiliyor. Boyun ya da bel fıtığı gibi mevcut omurga rahatsızlığı bulunan kişilerde ise şikâyetler çok daha belirgin hale gelebiliyor.”<br />
<strong>“SABAH BOYNUNUZU ÇEVİREMİYORSANIZ NEDENİ KLİMA OLABİLİR”</strong><br />
Klima çarpmasının en sık etkilediği bölgelerin başında boyun geldiğini belirten Uzm. Dr. Doğru, gece boyunca klima altında uyuyan ya da gün boyu klima akımına maruz kalan kişilerde "akut tortikolis" olarak adlandırılan ani boyun tutulmasının görülebildiğini ifade etti.<br />
Uzm. Dr. Doğru, "Bu durumda kişi sabah uyandığında başını çevirmekte zorlanabilir. Boyunda bıçak saplanır tarzda ağrı hissedilebilir, ağrı omuz ve kürek kemiğine yayılabilir. Bazı hastalarda baş ağrısı ve baş dönmesi de tabloya eşlik edebilir" dedi.<br />
<strong>“HER BOYUN TUTULMASI BASİT BİR KAS SPAZMI OLMAYABİLİR”</strong><br />
Klima çarpmasına bağlı gelişen boyun tutulmalarının çoğu birkaç gün içerisinde düzelirken, bazı belirtilerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Doğru, "Şikâyetler 48 saatten uzun sürüyorsa, ağrı kola doğru yayılıyorsa, uyuşma, karıncalanma veya güç kaybı gelişiyorsa mutlaka uzman değerlendirmesi gerekir. Bu belirtiler sinir kökü basısı ya da boyun fıtığı gibi daha ciddi sorunların habercisi olabilir" dedi.<br />
Uzm. Dr. Doğru; ateş, şiddetli baş ağrısı ve boyun sertliğinin birlikte görülmesi durumunda ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.<br />
<strong>“YÜZ FELCİ RİSKİNİ ARTIRABİLİR”</strong><br />
Halk arasında "klima çarpması yüz felci yapar" inanışının tamamen yanlış olmadığını ifade eden Uzm. Dr. Yıldız Gonca Doğru, uzun süre doğrudan soğuk hava akımına maruz kalmanın yüz sinirini besleyen küçük damarlarda geçici daralmaya neden olabileceğini söyledi. Uzm. Dr. Doğru, "Özellikle araç kullanırken veya evde klima hava akımının doğrudan yüze yönlendirilmesi önerilmez. Tek başına klima yüz felcinin nedeni değildir ancak uzun süreli ve yoğun soğuk hava maruziyeti risk oluşturan faktörlerden biri olabilir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“KLİMA DOĞRU KULLANILMALI”</strong><br />
Klima kullanımında alınacak basit önlemlerin birçok sağlık sorununun önüne geçebileceğini belirten Uzm. Dr. Doğru, şu önerilerde bulundu: "Klima ile dış ortam arasındaki sıcaklık farkı 5-7 dereceyi geçmemeli. Ortam sıcaklığı 22-24 derece arasında tutulmalı. Klima hava akımı doğrudan boyun, omuz ve yüz bölgesine yönlendirilmemeli. Gece klima açık uyunacaksa boynu destekleyen ortopedik yastık tercih edilmeli. Araç içinde klima kullanırken hava akımı doğrudan enseye veya yüze verilmemeli. Uzun süre masa başında çalışan kişiler düzenli aralıklarla boyun ve omuz germe egzersizleri yapmalı. Boyun tutulması 48 saati aşıyor, kola yayılan ağrı, uyuşma veya güç kaybı görülüyorsa mutlaka Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanına başvurulmalı."<br />
<strong>“SORUN KLİMA DEĞİL, YANLIŞ KULLANIM”</strong><br />
Klimaların doğru sıcaklıkta ve uygun şekilde kullanıldığında sağlık açısından risk oluşturmadığını belirten Uzm. Dr. Yıldız Gonca Doğru, "Yaz aylarında serinlemek elbette önemli ancak klimanın bilinçsiz kullanımı kas-iskelet sistemi sorunlarını tetikleyebilir. Basit önlemlerle hem yaz sıcaklarından korunmak hem de boyun ve sırt sağlığını korumak mümkündür" diyerek sözlerini tamamladı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/serinlemek-isterken-kas-tutulmasi-ve-boyun-agrisina-dikkat</guid>
      <pubDate>Mon, 03 Aug 2026 17:43:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w758714-01.jpg" type="image/jpeg" length="15503"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından uyarı:”Kalp modayı değil bilimi sever”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-uyarikalp-modayi-degil-bilimi-sever</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-uyarikalp-modayi-degil-bilimi-sever" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Burak Özen, son dönemde popülerliği artan matcha ve proteinli içeceklerin bilinçsiz tüketimine karşı uyardı. Özen, "Sağlıklı" etiketi taşıyan her ürünün gerçekten sağlıklı olmadığını belirterek, tüketicilerin ürün içeriklerini mutlaka incelemesi gerektiğini belirterek, "Kalp modayı değil bilimi sever" dedi.<br />
Manisa Şehir Hastanesi Kardiyoloji Hekimi Uzm. Dr. Mehmet Burak Özen, sağlıklı yaşam trendleriyle birlikte yaygınlaşan matcha ve proteinli içeceklerin bilinçsiz tüketiminin çeşitli sağlık risklerini beraberinde getirebileceğini belirtti. Sosyal medyada öne çıkan her önerinin bilimsel gerçeklerle örtüşmediğini vurgulayan Özen, özellikle kalp sağlığı açısından ürün içeriklerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.<br />
Matchanın öğütülmüş yeşil çay yapraklarından elde edilen ve antioksidan bakımından zengin bir içecek olduğunu belirten Özen, "Matcha faydalı özelliklere sahip olsa da sosyal medyada anlatıldığı gibi tek başına tüm sorunlara çözüm sunan bir besin değildir" dedi.<br />
Matchanın yüksek miktarda kafein içerdiğine dikkat çeken Özen, "Bitkisel olduğu için sınırsız tüketilebileceği düşüncesi doğru değildir. Özellikle çarpıntısı olanlar, ritim bozukluğu bulunan hastalar, kontrolsüz hipertansiyonu olanlar ve hamilelerin tüketim miktarına dikkat etmesi gerekir" ifadelerini kullandı.<br />
Saf matcha ile kafelerde satılan matcha lattelerin birbirinden farklı olduğuna işaret eden Özen, birçok hazır ürünün süt, aromalı şurup, ilave şeker ve krema içerdiğini belirtti. Antioksidan almak isterken farkında olmadan yüksek kalorili ve yüksek şekerli bir içecek tüketilebildiğini kaydeden Özen, "Kalp sağlığı açısından bizi endişelendiren matchanın kendisi değil, içine eklenen şeker ve yüksek kalori yüküdür. Fazla şeker tüketimi; kilo artışı, insülin direnci, tip 2 diyabet ve uzun vadede kalp-damar hastalıkları riskini artırabilir. Matcha sağlıklı olabilir ancak matcha adı taşıyan her içecek sağlıklı değildir" diye konuştu.<br />
Son yıllarda market raflarında giderek daha fazla yer bulan proteinli içeceklere de değinen Özen, proteinin vücut için vazgeçilmez bir besin ögesi olduğunu ancak herkesin ek protein takviyesine ihtiyaç duymadığını söyledi.<br />
Düzenli ve dengeli beslenen birçok kişinin ilave protein desteğine ihtiyaç duymadığını belirten Özen, "Bu ürünlerin önemli bir kısmı yalnızca protein içermiyor. İlave şeker, doymuş yağ, aroma vericiler ve kıvam artırıcılar da bulunabiliyor. Kalp sağlığı açısından önemli olan sadece protein miktarı değil, ürünün tamamıdır" dedi.<br />
Gereksiz protein takviyesinin çoğu zaman gereksiz kalori alımına yol açtığını ifade eden Özen, düzenli olarak yüksek kalorili proteinli içecek tüketiminin kilo artışına neden olabileceğini, bunun da hipertansiyon, tip 2 diyabet ve kalp-damar hastalıkları açısından önemli bir risk oluşturduğunu belirtti.<br />
Özellikle böbrek hastalarının yüksek proteinli ürünleri hekim önerisi olmadan düzenli kullanmaması gerektiğini vurgulayan Özen, "Proteinli olması, sağlıklı olduğu anlamına gelmez. Kalp modayı sevmez, bilimi sever. Önemli olan bardağın üzerinde yazan değil, bardağın içinde ne olduğudur" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-uyarikalp-modayi-degil-bilimi-sever</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 13:36:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w757472-01.jpg" type="image/jpeg" length="72688"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/ilk-6-ay-sadece-anne-sutu</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/ilk-6-ay-sadece-anne-sutu" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, "1-7 Ağustos Dünya Emzirme Haftası" kapsamında anne sütünün önemine dikkat çekerek bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslenmesi gerektiği uyarısında bulundu.<br />
Müdürlük tarafından yapılan açıklamada, bebeklere verilecek en değerli besinin anne sütü olduğu vurgulandı. Erken çocukluk döneminde sağlıklı gelişimin desteklenmesi amacıyla annelere yönelik bilgilendirmede bulunan sağlık yetkilileri, bebeklerin ilk 6 ay boyunca sudil dahil hiçbir ek gıda verilmeksizin sadece anne sütü ile beslenmesini, 6'ncı aydan sonra ise uygun ek gıdalara başlanarak emzirmenin sürdürülmesini tavsiye etti.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/ilk-6-ay-sadece-anne-sutu</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 13:30:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/nigde-il-saglik-mudurlugu-kendi-cekimimiz.JPG" type="image/jpeg" length="70394"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Mide kanseri erken evrede belirti vermez”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/mide-kanseri-erken-evrede-belirti-vermez</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/mide-kanseri-erken-evrede-belirti-vermez" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>SANKO Üniversitesi Tıp Fakültesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Gastroenteroloji Bilim Dalı’ndan Doç. Dr. Nimet Yılmaz, "Mide kanseri, mide hücrelerinin kontrolsüz çoğalmasıyla oluşan ciddi bir hastalıktır. Genellikle erken evrede belirti vermez, ancak ilerleyen dönemde iştahsızlık, kilo kaybı, mide ağrısı ve kanama ile kendini gösterir" dedi.<br />
Mide kanserinde kanıta dayalı, bireyselleştirilmiş tedavi planının çok önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Yılmaz, dünya genelinde en sık görülen beşinci ve yaşam kaybı açısından dördüncü kanser türü olduğunu; erkeklerde kadınlara göre iki kat daha sık görüldüğünü kaydetti.<br />
<strong>MİDE KANSERİ NEDENLERİ VE RİSK FAKTÖRLERİ</strong><br />
“Mide kanseri vakalarının çoğu rastgele ortaya çıkar, ancak vakaların yüzde 5 ila yüzde 10'unda aile veya genetik bir ilişki vardır" ifadelerini kullanan Doç. Dr. Yılmaz, "Risk faktörleri arasında beslenme alışkanlıkları, fazla tuz tüketimi (Tuzla korunmuş gıdalar), salamura, tütsülenmiş veya işlenmiş et tüketimi, A ve C vitaminleri bakımından fakir diyet sayılmaktadır. Özellikle hijyenik olmayan su ve gıda yoluyla bulaşan Helikobakter Pylori adı verilen bakteriden kaynaklanan enfeksiyon mide kanseri için iyi bilinen risk faktörüdür. Kişide kronik atrofik gastrit, pernisiyöz anemi ve obezite varlığı ile radyasyona maruz kalmak ve sigara içmenin de mide kanseri riskini arttırdığı düşünülmektedir. Öte yandan, çeşitli çalışmalar yüksek miktarda lif, meyve ve sebze tüketmenin mide kanseri riskini azaltabileceğini göstermiştir" dedi.<br />
<strong>BELİRTİLER</strong><br />
Mide kanserine ilişkin semptomların genellikle geç ortaya çıkmasının hastalığın erken evrede tanısını güçleştirdiğini kaydeden Doç. Dr. Yılmaz, "Erken evre belirtiler genellikle hafiftir ve hazımsızlık, iştahsızlık, üst karın ağrısı ve yemek sonrası şişkinlik olarak kendini gösterebilir. Bu belirtiler kanser olmayan daha az ciddi durumlarla kolayca karıştırılabilmektedir. Hastalık ilerledikçe inatçı bulantı-kusma, yutma güçlüğü, demir eksikliği anemisi ve buna bağlı kronik yorgunluk, dışkıda kan veya siyah renkli dışkılama gibi daha ciddi belirtiler görülmektedir. Bu belirtilerin spesifik olmaması nedeniyle, mide kanseri sıklıkla ileri bir evrede teşhis edilir; bu da rutin sağlık taramalarının önemini göstermektedir" ifadelerine yer verdi.<br />
<strong>TANI</strong><br />
Mide kanseri tanısının üst endoskopi ile midenin görüntülenmesi ve şüpheli alanlardan biyopsi alınması ile konduğunu belirten Doç. Dr. Yılmaz, "Ailede mide kanseri öyküsü var ise erken yaşta üst endoskopi ile taramaya başlanmalıdır" diye konuştu.<br />
<strong>TEDAVİ</strong><br />
Mide kanserinde kanıta dayalı, bireyselleştirilmiş tedavi planının çok önemli olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Yılmaz, "Tedavide kullanılan yöntemler arasında endoskopik rezeksiyon, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi ve hedefe yönelik tedaviler yer almaktadır. Bu yöntemler, tümörün boyutu, yerleşim yeri, evresi ve hasta ile ilgili faktörlere bağlı olarak birleştirilir. Endoskopik yöntemler henüz yeni başlangıçlı, çok yüzeysel yerleşmiş tümörler için saklı tutulmaktadır. Erken evrede tümörlü bölgenin cerrahi ile çıkarılması yüksek başarı sağlarken, ileri evrelerde kemoterapi, radyoterapi, hedefe yönelik tedaviler (Akıllı ilaçlar) ve immünoterapi önerilmektedir. Tanıdan tedaviye kadar hastanın yolculuğunu yönetmek, gecikmeleri önlemek ve hasta güvenliğini ön planda tutarak multidisipliner bir şekilde her uzmanın etkin bir şekilde tedaviye katkıda bulunması tedavi başarısını artıracaktır. Fakat daha da önemlisi 45 yaş üzeri tüm bireylerin rutin sağlık taramalarını aksatmadan yaptırmalarıdır. Ayrıca Helikobakter Pylori enfeksiyonu varsa tedavi edilmeli, tuz tüketimi azaltılmalı, taze sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, sigaradan uzak durulmalıdır" diye konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/mide-kanseri-erken-evrede-belirti-vermez</guid>
      <pubDate>Sun, 02 Aug 2026 13:15:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w758324-01.jpg" type="image/jpeg" length="41942"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından diş beyazlatma uyarısı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-dis-beyazlatma-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-dis-beyazlatma-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Ulus Diş Hekimi Aydan Gürcan, diş beyazlatma işleminin mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gerektiğini belirterek, doğru yöntemlerle gerçekleştirildiğinde işlemin diş sağlığı açısından güvenli olduğunu söyledi.<br />
Yaz aylarında bronzlaşan ten ile birlikte daha beyaz ve parlak dişlere sahip olma isteği de artıyor. Gülüş estetiğinin önemli bir parçası haline gelen diş beyazlatma uygulamaları, hem estetik beklentilerin yükselmesi hem de güvenli tedavi yöntemlerinin gelişmesi sayesinde günümüzde en sık tercih edilen diş hekimliği işlemleri arasında yer alıyor. Diş Hekimi Aydan Gürcan, diş beyazlatma işleminin mutlaka hekim kontrolünde uygulanması gerektiğini belirterek, doğru yöntemlerle gerçekleştirildiğinde işlemin diş sağlığı açısından güvenli olduğunu söyledi.<br />
<img alt="A W757276 01" class="detail-photo img-fluid" height="426" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w757276-01.jpg" width="600" /><br />
<strong>DİŞ BEYAZLATMA NASIL ETKİ EDİYOR?</strong><br />
Gürcan, "Diş beyazlatma (bleaching), diş yapısında zamanla oluşan renklenmelerin kimyasal oksidasyon yöntemiyle giderilmesi esasına dayanır. İşlem sırasında kullanılan hidrojen peroksit ve karbamid peroksit içerikli ajanlar, diş içerisinde renk değişimine neden olan pigment moleküllerini parçalayarak daha küçük ve renksiz moleküllere dönüştürür. Böylece dişlerin doğal yapısı korunurken daha açık ve parlak bir görünüm elde edilir" dedi.<br />
<strong>“BİLİMSEL OLARAK ETKİNLİĞİ KANITLANMIŞ İKİ YÖNTEM BULUNUYOR”</strong><br />
Diş Hekimi Aydan Gürcan, diş beyazlatmada etkinliği bilimsel çalışmalarla kanıtlanmış iki profesyonel yöntemin uygulandığını belirterek şöyle konuştu: "Klinik ortamında, diş hekimi kontrolünde gerçekleştirilen bu yöntemde yüksek konsantrasyonlu beyazlatıcı ajanlar kullanılır. Uygulama genellikle 15-20 dakikalık seanslar halinde gerçekleştirilir ve çoğu hastada 2-3 seansta tamamlanır. İşlem sonrasında bazı hastalarda yaklaşık 24 saate kadar sürebilen hafif diş hassasiyeti görülebilir. Bu durum geçicidir ve dişlerde kalıcı bir hasara yol açmaz.”<br />
<strong>EV TİPİ BEYAZLATMA </strong><br />
Ev tipi beyazlatmada hastaya özel hazırlanan şeffaf plakların kullanıldığını söyleyen Gürcan, "Hekimin önerdiği konsantrasyona göre plaklar günde 2-8 saat ya da gece boyunca yaklaşık 1-2 hafta uygulanır. Bu yöntemde hassasiyet riski daha düşük olmakla birlikte, elde edilen renk açılması ofis tipi uygulamaya göre daha sınırlı olabilir.<br />
Araştırmalar, ofis tipi beyazlatmanın ardından uygulanan ev tipi pekiştirme tedavisinin daha homojen, daha doğal ve daha uzun süre kalıcılığını koruyan sonuçlar sağladığını göstermektedir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>DİŞ BEYAZLATMA DİŞ MİNESİNE ZARAR VERİR Mİ?</strong><br />
Toplumda en sık merak edilen konulardan birinin de diş beyazlatmanın diş minesine zarar verip vermediği olduğunu ifade eden Diş Hekimi Aydan Gürcan, bilimsel araştırmaların doğru konsantrasyonda ve hekim kontrolünde gerçekleştirilen beyazlatma işlemlerinin diş minesinin mikrosertliği ve yüzey yapısında kalıcı bir hasara neden olmadığını ortaya koyduğunu belirtti.<br />
Buna karşılık marketlerde veya internet üzerinden temin edilen, hekim önerisi olmadan kullanılan beyazlatıcı kozmetik ürünlerin etkinliğinin bilimsel olarak yeterince kanıtlanmadığını vurgulayan Gürcan, bilinçsiz kullanımın diş ve diş eti dokularında geri dönüşü olmayan hasarlara yol açabileceği konusunda uyardı.<br />
<strong>İŞLEM SONRASI DİKKAT EDİLMESİ GEREKENLER</strong><br />
Beyazlatma işleminin başarısını artırmak ve elde edilen rengin daha uzun süre korunmasını sağlamak için ilk 10 gün boyunca çay, kahve, vişne suyu, kola, salça, baharatlı soslar gibi yoğun renk veren yiyecek ve içeceklerden uzak durulmasının önerildiğini söyleyen Gürcan, "Sigara kullanımının sınırlandırılması da beyazlığın kalıcılığı açısından önem taşıyor" dedi.<br />
<strong>“YAN ETKİLER GEÇİCİ OLUYOR”</strong><br />
Profesyonel diş beyazlatma uygulamalarında görülebilecek yan etkilerin genellikle hafif ve geçici olduğunu söyleyen Gürcan, "En sık karşılaşılan durum diş hassasiyetidir. Bu hassasiyet, diş pulpasında oluşan geçici reaksiyona bağlı gelişir ve çoğunlukla 24 saat içerisinde tamamen kaybolur. Potasyum nitrat veya florür içeren duyarsızlaştırıcı ajanlar hassasiyetin azaltılmasına yardımcı olur. Diş eti hassasiyeti ise beyazlatıcı ajanın diş etiyle temas etmesi sonucu oluşabilir. Hekim tarafından uygulanan koruyucu bariyerler ve uygun hazırlanan plaklar sayesinde bu risk büyük ölçüde önlenebilir. Oluşması halinde ise genellikle 12 saat içinde kendiliğinden düzelir" dedi.<br />
<strong>“HER RENKLENME BEYAZLATMAYA AYNI YANITI VERMİYOR”</strong><br />
Diş Hekimi Aydan Gürcan, her diş renklenmesinin beyazlatma tedavisine aynı oranda yanıt vermediğini belirterek, işlem öncesinde mutlaka ayrıntılı bir diş hekimi muayenesi yapılması gerektiğini ifade etti. Ayrıca kompozit dolgular, porselen kaplamalar ve lamine veneerlerin beyazlatıcı ajanlardan etkilenmediğini hatırlatan Gürcan, beyazlatma işlemi sonrasında mevcut restorasyonların yeni diş rengine uyum sağlayabilmesi için yenilenmesinin gerekebileceğini söyledi.<br />
Gürcan, "Doğru hasta seçimi, uygun tedavi yöntemi ve hekim kontrolünde gerçekleştirilen diş beyazlatma uygulamaları; güvenli, etkili ve doğal görünümlü bir gülüş elde edilmesini sağlayan başarılı estetik diş hekimliği tedavilerinden biridir" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-dis-beyazlatma-uyarisi</guid>
      <pubDate>Fri, 31 Jul 2026 17:31:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/uzmanindan-dis-beyazlatma-uyarisi-freepik-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="90204"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıklı Hayat Merkezinde Ergenlik Eğitimi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/saglikli-hayat-merkezinde-ergenlik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/saglikli-hayat-merkezinde-ergenlik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, "Sağlıklı Hayat Saatleri" programı kapsamında düzenlenen seminerde, ergenlik döneminde beyin gelişimini fırsata dönüştürme stratejilerini vatandaşlara anlattı.<br />
Sağlık Bakanlığı tarafından halk sağlığını korumak ve toplum bilincini artırmak amacıyla yürütülen “Sağlıklı Hayat Saatleri” projesi Niğde'de aralıksız sürüyor. Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda düzenlenen eğitimlerin bu haftaki ayağı, Niğde Merkez Sağlıklı Hayat Merkezi 1 Eğitim Salonu’nda gerçekleştirildi. Yoğun katılımla tamamlanan etkinlikte, ergenlik çağındaki gençlerin gelişim süreçleri masaya yatırıldı.<br />
<strong>SUNUMU ÇOCUK GELİŞİMCİ SELİNAY PARMAK YAPTI</strong><br />
“Ergenlikte Beyin Gelişimini Fırsata Dönüştürme Stratejileri” başlığı altında gerçekleştirilen bilgilendirme, eğitim ve farkındalık programında Çocuk Gelişimci Selinay Parmak konuşmacı olarak yer aldı. Katılımcılara önemli bir sunum yapan Parmak; ergenlik döneminde beynin yapısal değişimlerini, bu dönemin gençlerin davranışlarına etkilerini ve ebeveynlerin bu süreci nasıl avantaja çevirebileceklerine dair bilimsel stratejileri kapsamlı bir şekilde aktardı. İl Sağlık Müdürlüğü yetkilileri, toplum sağlığını ve aile yapısını güçlendirmeye yönelik bilgilendirme faaliyetlerinin farklı konularla devam edeceğini bildirdi.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/saglikli-hayat-merkezinde-ergenlik-egitimi</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 16:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/saglikli-hayat-merkezinde-ergenlik-egitimi-1.jpg" type="image/jpeg" length="80773"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA["Zayıflama iğnesini bırakanlarda ‘doyamıyorum’ şikâyeti”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/zayiflama-ignesini-birakanlarda-doyamiyorum-sikayeti</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/zayiflama-ignesini-birakanlarda-doyamiyorum-sikayeti" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Gamze Ustabaş, zayıflama iğnesi bırakıldığında açlık ve karbonhidrat isteğinin yeniden güçlenebildiğini belirterek "İlaçla baskılanan açlık sinyalleri tedavi sonrasında yeniden devreye giriyor. Bu nedenle bazı kişiler daha sık acıkıyor, doymakta zorlanıyor ve porsiyon kontrolünü kaybedebiliyor" dedi.<br />
Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Gamze Ustabaş, zayıflama iğnelerinin bırakılmasının ardından artan açlık hissi, karbonhidrat isteği ve porsiyon kontrolündeki güçlüğün yalnızca irade eksikliğiyle açıklanamayacağını belirtti.<br />
Zayıflama iğnesi kullanan birçok kişinin tedavi sürecinde daha küçük porsiyonlarla doyabildiğini belirten Dyt Gamze Ustabaş, ilacın bırakılmasının ardından bazı kişilerde yemek düşüncelerinin, açlık hissinin ve özellikle karbonhidrat isteğinin yeniden artabildiğini söyledi.<br />
<img alt="A W757259 01" class="detail-photo img-fluid" height="438" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w757259-01.jpg" width="350" /><br />
<strong>“VÜCUT KAYBETTİĞİ ENERJİYİ GERİ KAZANMAK İSTİYOR”</strong><br />
İnsan beyninin enerji depolarını korumaya programlandığını ifade eden Dyt. Gamze Ustabaş, "Kilo kaybı kişi için önemli bir başarı olsa da beden bu durumu enerji kaybı olarak algılayabilir. Vücut, kaybettiği enerjiyi geri kazanmak amacıyla açlık hissini artıran biyolojik mekanizmaları harekete geçirir. Yemekler daha çekici görünmeye, porsiyonlar büyümeye ve karbonhidrat isteği belirginleşmeye başlayabilir" dedi.<br />
Bu durumun çoğu zaman kişinin iradesinin zayıf olmasından kaynaklanmadığını vurgulayan Ustabaş, beynin oluşan enerji açığını kapatmaya çalıştığını belirtti.<br />
<strong>“TOKLUK DESTEĞİ ORTADAN KALKIYOR”</strong><br />
GLP-1 grubu ilaçların kullanıldığı dönemde açlık sinyallerinin baskılandığını aktaran Ustabaş, "Bu ilaçlar beyne daha erken tokluk mesajı gönderilmesini destekler, mide boşalmasını yavaşlatır ve kişinin daha az besinle doymasını sağlayabilir. Tedavi sonlandığında ise bu biyolojik destek ortadan kalkar. Doğal açlık mekanizmaları yeniden devreye girer ve kilo kaybeden kişilerde bu sinyaller daha güçlü hissedilebilir" ifadelerini kullandı.<br />
Zayıflama iğnesini bırakan kişilerin ilk haftalarda yemek düşüncelerinin arttığını sıklıkla dile getirdiğini belirten Ustabaş, daha önce kolaylıkla reddedilebilen yiyeceklere karşı güçlü istek gelişebildiğini ve porsiyon kontrolünün zorlaşabildiğini söyledi.<br />
<strong>“İLACA BAĞIMLILIK ANLAMINA GELMİYOR”</strong><br />
Tedavinin ardından açlık hissinin artmasının ilaca bağımlılık olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çeken Ustabaş, "Burada ortaya çıkan durum, vücudun iştahı yeniden artırmaya çalışan savunma mekanizmalarıdır. İnsan bedeni kilo vermeyi her zaman kalıcı bir başarı olarak değil, enerji kaybı olarak değerlendirebilir" diye konuştu.<br />
<strong>“DUYGUSAL YEME DAVRANIŞI DA GERİ DÖNEBİLİR“</strong><br />
Süreçte beynin ödül sisteminin de etkili olduğunu belirten Ustabaş, özellikle stres, mutsuzluk ve yorgunlukla baş etmek için yemeğe yönelen kişilerde karbonhidratların bir rahatlama aracı hâline gelebildiğini söyledi.<br />
Ustabaş, "İlaç kullanılırken bu dürtüler baskılanabilir. İlaç bırakıldığında ise biyolojik açlıkla birlikte daha önce öğrenilmiş yeme davranışları da geri dönebilir. Bu nedenle yalnızca açlığı değil, kişinin yemekle kurduğu ilişkiyi de değerlendirmek gerekir" dedi.<br />
<strong>“İLACIN BIRAKILACAĞI DÖNEM PLANLANMALI“</strong><br />
Obezite tedavisinin yalnızca zayıflama iğnesinden ibaret görülmemesi gerektiğini vurgulayan Ustabaş, tedavi süresince kalıcı beslenme alışkanlıklarının oluşturulmasının önemine dikkat çekti.<br />
Yeterli protein ve lif tüketiminin sağlanması, kas kaybının önlenmesi ve duygusal yeme davranışlarının ele alınması gerektiğini belirten Ustabaş, sözlerini şöyle tamamladı:“Asıl başarı, ilaç kullanırken kilo vermek değil, ilaç bırakıldıktan sonra da ulaşılan kiloyu koruyabilecek metabolik ve davranışsal zemini oluşturabilmektir. Bu nedenle ilacın bırakılacağı döneme özel bir geçiş planı hazırlanmalıdır. Obezite, kısa süreli çözümlerle değil; biyolojiyi dikkate alan, davranış değişikliğini destekleyen ve uzun vadeli<br />
planlanan tedavilerle yönetilebilen kronik bir hastalıktır.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/zayiflama-ignesini-birakanlarda-doyamiyorum-sikayeti</guid>
      <pubDate>Thu, 30 Jul 2026 14:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/zayiflama-ignesini-birakanlarda-doyamiyorum-sikayeti-freepik-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="75354"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Isı çarpması sadece güneş altında olmaz”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/isi-carpmasi-sadece-gunes-altinda-olmaz</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/isi-carpmasi-sadece-gunes-altinda-olmaz" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>VM Medical Park Mersin Hastanesi Check-Up Uzmanı Yaz aylarında etkisini artıran sıcak hava dalgalarının, özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı bulunan kişiler için hayati risk oluşturduğunu söyledi.<br />
Dr. Yüksel, halk arasında 'güneş çarpması' olarak bilinen tablonun aslında ısı çarpması olduğunu söyledi. Yüksel, "Isı çarpması yalnızca güneş altında gelişmez. Kapalı ve aşırı sıcak ortamlarda, yoğun egzersiz sırasında ya da sıcak araç içinde de ortaya çıkabilir. Tedavide en önemli unsur zamandır. Hızlı soğutma hayat kurtarır" dedi.<br />
Dr. Ayşegül İşlek Yüksel, yaz aylarında artan hava sıcaklıklarının vücudun ısı dengesini bozarak hafif sıvı kaybından çoklu organ yetmezliğine kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğini belirterek, ısı çarpmasına karşı uyarılarda bulundu.<br />
<img alt="Isı Çarpması Sadece Güneş Altında Olmaz Dr Görsel" class="detail-photo img-fluid" height="451" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/isi-carpmasi-sadece-gunes-altinda-olmaz-dr-gorsel.jpg" width="350" /><br />
<strong>“ISI ÇARPMASI HAYATI TEHDİT EDEN ACİL BİR DURUM”</strong><br />
Halk arasında güneş çarpması olarak adlandırılan durumun tıbbi olarak ısı çarpması olduğunu ifade eden Yüksel, vücudun ısı düzenleme mekanizmasının yetersiz kalması sonucu çekirdek vücut sıcaklığının genellikle 40 derecenin üzerine çıktığını ve buna merkezi sinir sistemi bulgularının eşlik ettiğini söyledi.<br />
Sıcak bitkinliğinde bilincin genellikle korunduğunu belirten Yüksel, ısı çarpmasında ise bilinç bulanıklığı, konfüzyon, ajitasyon, nöbet ya da koma gelişebileceğini vurgulayarak, bunun hayatı tehdit eden acil bir tablo olduğunu kaydetti.<br />
<strong>RİSK GRUBUNDAKİLER DAHA DİKKATLİ OLMALI</strong><br />
Isı çarpmasının herkesi etkileyebileceğini ancak bazı gruplarda riskin çok daha yüksek olduğuna dikkat çeken Yüksel, bebekler, küçük çocuklar, 65 yaş üzerindeki bireyler, kalp, böbrek ve diyabet hastaları, obez bireyler, açık alanda çalışanlar, sporcular, hamileler ve bazı ilaçları kullanan kişilerin daha büyük risk altında bulunduğunu ifade etti.<br />
Çocuklarda terleme mekanizmasının tam gelişmemesi, yaşlılarda ise susama hissi ve terleme yanıtının azalmasının vücut sıcaklığının dengelenmesini zorlaştırdığını dile getiren Yüksel, baş ağrısı, baş dönmesi, aşırı halsizlik, bulantı, kusma, kas krampları ve çarpıntının ilk belirtiler arasında yer aldığını söyledi.<br />
<strong>İLK MÜDAHALEDE ZAMANLA YARIŞILIYOR</strong><br />
Bilinç bulanıklığı, konuşma bozukluğu, davranış değişikliği, bayılma, nöbet, solunum sıkıntısı ve yüksek vücut sıcaklığının ısı çarpmasını düşündürdüğünü belirten Yüksel, bu belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden 112 Acil Çağrı Merkezinin aranması gerektiğini ifade etti.<br />
İlk müdahalenin hayati önem taşıdığına işaret eden Yüksel, kişinin hızla serin ve gölgeli bir ortama alınması, fazla giysilerinin çıkarılması ve aktif soğutmaya başlanması gerektiğini belirtti. Boyun, koltuk altı ve kasıklara soğuk uygulama yapılmasını, mümkünse vantilatör veya klima ile soğutmanın desteklenmesini öneren Yüksel, bilinci açık ve kusması olmayan kişilere su verilebileceğini, ancak bilinci kapalı kişilere kesinlikle ağızdan sıvı verilmemesi gerektiğini söyledi.<br />
<strong>TEDAVİ EDİLMEZSE ORGAN YETMEZLİĞİNE YOL AÇABİLİYOR</strong><br />
Isı çarpmasının yalnızca yüksek ateşten ibaret olmadığını vurgulayan Yüksel, tedavi edilmediği takdirde beyin hasarı, böbrek ve karaciğer yetmezliği, kas yıkımı, kalp ritim bozuklukları, yaygın damar içi pıhtılaşma ve çoklu organ yetmezliğinin gelişebileceğini belirterek, bu nedenle durumun gerçek bir acil tıbbi tablo olarak değerlendirilmesi gerektiğini kaydetti.<br />
<strong>“11.00-16.00 SAATLERİ ARASINDA GÜNEŞTEN KAÇININ”</strong><br />
Korunmanın tedaviden daha önemli olduğunu belirten Yüksel, özellikle 11.00 ile 16.00 saatleri arasında doğrudan güneş altında kalınmaması, düzenli su tüketilmesi, açık renkli ve ince kıyafetlerin tercih edilmesi ile geniş kenarlı şapka kullanılmasını önerdi.<br />
Açık alanda çalışan kişilerin sık sık mola vermesi ve gölgede dinlenmesi gerektiğini belirten Yüksel, yoğun terleme yaşayan kişilerde yalnızca su değil, elektrolit dengesinin korunmasının da önem taşıdığını ifade etti.<br />
Yüksel ayrıca, bebeklerde huzursuzluk, emmeyi reddetme, ateş ve bez sayısında azalma; yaşlılarda ise ani bilinç değişikliği, denge bozukluğu ve halsizlik gibi belirtiler görülebileceğini belirterek, bu gruplarda yüksek ateş, bilinç değişikliği, kusma, bayılma veya sıvı alamama durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini söyledi. Çocuklar ve yaşlıların park halindeki araçlarda kesinlikle yalnız bırakılmaması gerektiğini de sözlerine ekledi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/isi-carpmasi-sadece-gunes-altinda-olmaz</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/isi-carpmasi-sadece-gunes-altinda-olmaz-gorsel-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="21109"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hepatite Karşı Hijyen ve Aşı Uyarısı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/hepatite-karsi-hijyen-ve-asi-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/hepatite-karsi-hijyen-ve-asi-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, 28 Temmuz Dünya Hepatit Günü dolayısıyla yaptığı bilgilendirmede karaciğer iltihabı olan hepatitten korunmak için aşı ve kişisel hijyen kurallarına dikkat edilmesi gerektiğini belirtti.<br />
İl Sağlık Müdürlüğü, viral hepatitlerin önlenmesi ve kontrolü amacıyla yayımladığı bilgilendirme metninde hastalığın en basit anlamıyla karaciğerin iltihabı olduğunu belirtti. Korunma yolları arasında ellerin düzenli yıkanması, yiyecek ile içecek temizliğine azami dikkat gösterilmesi, kişisel eşyaların ortak paylaşılmaması ve aşılanmanın en kritik faktörler olduğu aktarıldı. Kurum yetkilileri, vatandaşların sağlık kuruluşlarına başvurarak bilgi almalarının ve bu konuda bilinçlenmelerinin virüsün yayılımını engellemede önemli bir adım olduğunu ifade etti.<br />
<strong>HEPATİT NEDİR?</strong><br />
Hepatit; virüsler, bakteriler, toksik maddeler veya otoimmün süreçler nedeniyle karaciğer dokusunda meydana gelen bir iltihaplanma hastalığıdır. En sık görülen türü, virüslerin yol açtığı ve toplum sağlığını ciddi derecede tehdit eden viral hepatitlerdir. Hastalık türlerine göre şu şekilde çeşitlilik gösterir:<br />
Hepatit A: Genellikle kirli içme suları, kontamine gıdalar ve yetersiz el hijyeni yoluyla fekal-oral (dışkı-ağız) yoldan bulaşır, kronikleşme göstermez.<br />
Hepatit B: Kan transfüzyonu, steril edilmemiş tıbbi aletler, korunmasız cinsel ilişki ve enfekte anneden doğum sırasında bebeğe geçiş yollarıyla bulaşarak kronik siroz veya karaciğer kanserine yol açabilir.<br />
Hepatit C: Doğrudan enfekte kan ve kan ürünleriyle temas sonucu bulaşır, büyük oranda sinsi ilerleyerek kronik karaciğer yetmezliğine zemin hazırlar.<br />
Hepatit D: Yalnızca vücudunda Hepatit B virüsü (HBV) taşıyan bireylerde enfeksiyona yol açabilen ve hastalığın seyrini ağırlaştıran türevidir.<br />
Hepatit E: Tıpkı Hepatit A gibi kirli sular ve gıdalarla bulaşır; özellikle hamile kadınlarda ağır seyrederek hayati risk oluşturur.<br />
Hastalık erken evrelerde halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, koyu renkli idrar ve göz aklarında sararma ile kendini gösterebileceği gibi, yıllarca hiçbir belirti vermeden tamamen sinsi bir şekilde de ilerleyebilir.<br />
<strong>(Haber-Fotoğraf: Salih Alptekin)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/hepatite-karsi-hijyen-ve-asi-uyarisi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:49:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2023/11/nigde-il-saglik-mudurlugu-30-mayis-2023.JPG" type="image/jpeg" length="39305"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Ergenlik Dönemi Beyin Gelişimi anlatılacak]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/ergenlik-donemi-beyin-gelisimi-anlatilacak</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/ergenlik-donemi-beyin-gelisimi-anlatilacak" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, her hafta düzenlenen “Sağlıklı Hayat Saatleri” etkinlikleri kapsamında bu hafta ergenlik döneminde beyin gelişimini fırsata dönüştürme stratejilerini ele alacak.<br />
Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda tüm illerle eş zamanlı yürütülen program, 29 Temmuz 2026 Çarşamba günü saat 12.30’da gerçekleştirilecek. Niğde Merkez Sağlıklı Hayat Merkezi 1 Eğitim Salonu'nda yapılacak bilgilendirici ve farkındalık kazandırıcı eğitim programına tüm vatandaşlar davet edildi.<br />
<strong>SAĞLIKLI HAYAT SAATLERİ NEDİR?</strong><br />
Sağlıklı Hayat Saatleri; Sağlık Bakanlığı bünyesinde halk sağlığını korumak, toplumda sağlık bilincini artırmak ve kronik hastalıklara karşı farkındalık oluşturmak amacıyla yürütülen ulusal bir eğitim projesidir. Belirlenen gün ve saatlerde uzman sağlık personeli rehberliğinde koruyucu sağlık hizmetleri, doğru beslenme, fiziksel aktivite, bağımlılıkla mücadele, ruh sağlığı ve çocuk-ergen gelişimi gibi toplumu yakından ilgilendiren konularda vatandaşlara ücretsiz eğitimler verilmektedir.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/ergenlik-donemi-beyin-gelisimi-anlatilacak</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 16:23:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/ergenlik-donemi-beyin-gelisimi-anlatilacak-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="90345"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanı klimalardan yayılan gizli tehlikeye karşı uyardı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmani-klimalardan-yayilan-gizli-tehlikeye-karsi-uyardi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzmani-klimalardan-yayilan-gizli-tehlikeye-karsi-uyardi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medline Adana Hastanesi Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Mustafa Faysal Baysal, lejyoner hastalığına neden olan bakterinin klima sistemleri, su depoları, duş başlıkları ve sıcak su tesisatlarında çoğaldığını belirterek, "Merkezi iklimlendirme sistemlerini uzman ekiplere belirli aralıklarla kontrol ettirin" uyarısında bulundu.<br />
Bunaltıcı sıcakların etkisiyle kapalı alanlarda yoğun şekilde kullanılan klimalar, halk arasında "klima zatürresi" olarak da bilinen lejyoner hastalığına davetiye çıkartabiliyor.<br />
Dr. Mustafa Faysal Baysal, bu hastalığın ihmal edilmesi halinde ölümcül sonuçlar dahi doğurabileceğini belirterek uyarı ve önerilerde bulundu.<br />
<strong>SOLUNUM YOLU İLE BULAŞIYOR</strong><br />
Baysal, lejyoner hastalığının Legionella adı verilen bakterinin neden olduğu bir akciğer enfeksiyonu olduğunu belirterek, "Bu bakteri genellikle klima sistemleri, su depoları, duş başlıkları ve sıcak su tesisatlarında uygun şartlar oluştuğunda çoğalır. Hastalık, bakteri içeren çok küçük su damlacıklarının solunmasıyla bulaşır. Toplumda yaygın olarak düşünülenin aksine kişiden kişiye bulaşmaz. Özellikle merkezi iklimlendirme sistemlerinin bulunduğu oteller, hastaneler, iş merkezleri ve büyük binalarda düzenli bakım yapılması bu nedenle büyük önem taşır. Lejyoner hastalığı herkeste görülebilse de bazı kişilerde daha ağır seyredebilir. İleri yaşta olanlar, sigara kullananlar, kronik akciğer hastalığı bulunanlar, diyabet hastaları, bağışıklık sistemi zayıf olan bireyler ve kanser tedavisi gören kişiler risk grubunda yer alır. Hastalık yüksek ateş, öksürük, nefes darlığı, kas ağrıları, halsizlik ve bazen ishal gibi belirtilerle başlar. Enfeksiyonun belirtileri genellikle bakteriye maruz kalındıktan 2 ila 10 gün içinde ortaya çıkar. Özellikle yaz aylarında gelişen enfeksiyonlar, diğer zatürre türleriyle benzer belirtiler gösterdiği için tanı süreci dikkatli değerlendirme gerektirir. Teşhis konulan bireyler genelde hastaneye yatırılarak tedavi edilir ve tamamen iyileşmeleri 2-3 haftayı bulabilir" diye konuştu.<br />
<strong>ERKEN TANI TEDAVİNİN BAŞARISINI ARTIRIYOR</strong><br />
Lejyoner hastalığının erken dönemde teşhis edildiğinde uygun antibiyotik tedavisiyle büyük oranda kontrol altına alınabildiğini belirten Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Baysal, "Tanıda hastanın öyküsü, akciğer görüntülemesi ve gerekli görülen laboratuvar testleri yol göstericidir. Özellikle son günlerde otelde konaklama, merkezi klima kullanılan ortamlarda bulunma veya ortak su sistemlerinin yoğun olduğu alanlarda zaman geçirme öyküsü tanı açısından önemli ipuçları sağlar. Tedavinin gecikmesi ise özellikle risk grubundaki hastalarda ciddi solunum yetmezliğine ve yoğun bakım ihtiyacına yol açabilir" dedi.<br />
Korunmanın en etkili yolunun düzenli bakım yaptırmaktan geçtiğini söyleyen Dr. Baysal, lejyoner hastalığına karşı önerilerde bulundu: “Klima ve su sistemlerinin bakımlarını düzenli olarak yaptırın. Filtreleri ve su haznelerini üretici önerilerine göre temizleyin veya değiştirin.<br />
Uzun süre kullanılmayan klimaları çalıştırmadan önce temizletin.<br />
Merkezi iklimlendirme sistemlerini uzman ekiplere belirli aralıklarla kontrol ettirin.<br />
Kapalı alanların temiz havayla havalandırılmasını sağlayın, nem birikmesini önleyin.<br />
Ateş, öksürük ve nefes darlığı gelişirse, özellikle risk grubundaysanız doktora başvurun.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmani-klimalardan-yayilan-gizli-tehlikeye-karsi-uyardi</guid>
      <pubDate>Tue, 28 Jul 2026 14:54:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w755868-01.jpg" type="image/jpeg" length="50513"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Her çocuk aynı yaşta sünnet edilmemeli”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/her-cocuk-ayni-yasta-sunnet-edilmemeli</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/her-cocuk-ayni-yasta-sunnet-edilmemeli" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Kadıköy Hastanesi Çocuk Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Fatma Duran, doğru zamanda ve uygun cerrahi şartlarda gerçekleştirilen sünnetin hem güvenli bir iyileşme sürecine katkı sağladığını hem de bazı doğumsal anomalilerin erken dönemde tespit edilmesine imkan tanıyabildiğini söyledi.<br />
Okulların kapanmasıyla birlikte yaz döneminde sünnet başvurularının arttığını belirten Op. Dr. Fatma Duran, aileleri kararlarını yalnızca tatil dönemine göre vermemeleri konusunda uyardı. Toplumda basit bir uygulama olarak görülmesine rağmen sünnetin cerrahi bir işlem olduğunu vurgulayan Op. Dr. Fatma Duran, doğru zamanda ve uygun şartlarda gerçekleştirilen sünnetin çocuk sağlığı açısından önemli olduğunu ifade etti.<br />
<strong>“SÜNNETİN ZAMANI ÇOCUĞA GÖRE BELİRLENMELİ“</strong><br />
Sünnet için tüm çocuklar adına geçerli tek bir yaş aralığından söz edilemeyeceğini belirten Op. Dr. Fatma Duran, her çocuğun fiziksel gelişimi, psikolojik durumu ve sağlık şartlarının farklı olduğunu kaydederek "Sağlık açısından herhangi bir engeli bulunmayan bebeklerde yenidoğan döneminde sünnet uygulanabilir. Daha büyük çocuklarda ise yalnızca fiziksel gelişim değil, psikolojik hazırlık da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu nedenle sünnet zamanı her çocuk için bireysel olarak planlanmalı ve karar mutlaka hekim değerlendirmesi sonrasında verilmelidir. Yaz tatili, sünnet için tek başına bir kriter değildir. Önceliğimiz her zaman çocuğun sağlığı ve doğru zamanlamadır" dedi.<br />
<strong>“SÜNNET ÖNCESİ MUAYENE İHMAL EDİLMEMELİ“</strong><br />
Sünnet öncesinde yapılacak değerlendirmenin yalnızca işlemin planlanması açısından değil, bazı doğumsal anomalilerin erken dönemde tespit edilmesi açısından da önemli olduğunu belirten Op. Dr. Fatma Duran, her çocuğun işlem öncesinde çocuk cerrahisi uzmanı tarafından muayene edilmesi gerektiğini söyleyerek şu açıklamalarda bulundu:"Hipospadias, halk arasında 'peygamber sünneti' olarak bilinen durum, gömük penis ve bazı doğumsal penis anomalilerinde sünnet derisi sonraki cerrahi tedavilerde kullanılabiliyor. Bu nedenle bu çocuklarda erken yapılan sünnet tedavi planını olumsuz etkileyebilir. Ayrıca bazı çocuklarda tıbbi değerlendirme sonucunda sünnetin ertelenmesi gerekebilir. En doğru karar, ayrıntılı muayene sonrasında verilir."<br />
<strong>“SÜNNET CERRAHİ BİR İŞLEMDİR”</strong><br />
Sünnetin yalnızca geleneksel bir uygulama olarak görülmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Fatma Duran, işlemin sağlık kuruluşlarında ve uygun cerrahi şartlarda yapılmasının önem taşıdığını ifade etti. Her cerrahi işlemde olduğu gibi sünnette de kanama, enfeksiyon veya yara iyileşmesiyle ilgili istenmeyen durumlar görülebileceğini belirten Op. Dr. Fatma Duran, "Bu risklerin azaltılabilmesi için işlemin steril şartlarda, uygun ağrı kontrolü sağlanarak ve çocuk cerrahisi konusunda deneyimli hekimler tarafından gerçekleştirilmesi gerekir" dedi.<br />
Op. Dr. Fatma Duran, bilimsel çalışmaların uygun hastalarda sünnetin bazı idrar yolu enfeksiyonlarının görülme riskini azaltabildiğini gösterdiğini ancak bu bilginin her çocuk için aynı yaklaşımın uygulanacağı anlamına gelmediğini de sözlerine ekledi.<br />
<strong>“YAZ AYLARINDA SÜNNET YAPTIRILABİLİR”</strong><br />
Yaz aylarında sünnet yaptırmanın sakıncalı olduğuna ilişkin yaygın inanışın bilimsel bir dayanağı bulunmadığını belirten Op. Dr. Fatma Duran, iyileşme sürecini belirleyen en önemli unsurun mevsim değil doğru bakım olduğuna vurgu yaparak sözlerine şöyle devam etti: "Hangi mevsimde yapılırsa yapılsın hijyen kurallarına uyulması, doktorun önerdiği bakımın aksatılmaması ve kontrol muayenelerinin düzenli yapılması iyileşme sürecini olumlu etkiler. İyileşme tamamlanmadan havuz ve denize girilmemesi de enfeksiyon riskinin azaltılması açısından önemlidir."<br />
<strong>“İYİLEŞME SÜRECİNDE UYARI İŞARETLERİNE DİKKAT EDİLMELİ”</strong><br />
Sünnet sonrasında hafif kızarıklık, ödem ve ilk günlerde görülebilen hafif ağrının normal kabul edilebileceğini belirten Op. Dr. Fatma Duran, ailelerin beklenmeyen belirtileri göz ardı etmemesi gerektiğini söyleyerek "Kontrol altına alınamayan kanama, yüksek ateş, kötü kokulu akıntı, belirgin şişlik veya çocuğun idrar yapmakta zorlanması gibi durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Bunun yanında önerilen pansumanın düzenli yapılması ve kontrol muayenelerinin aksatılmaması sağlıklı iyileşme açısından büyük önem taşır" diye konuştu.<br />
<strong>“KULAKTAN DOLMA BİLGİLER YERİNE UZMAN GÖRÜŞÜ ALINMALI”</strong><br />
Sünnet kararının çevreden duyulan bilgilerle değil, tıbbi değerlendirme doğrultusunda verilmesi gerektiğini vurgulayan Op. Dr. Fatma Duran, sözlerini şöyle tamamladı:<br />
"Çocukların fiziksel gelişimi, sağlık durumu ve varsa doğumsal farklılıkları birbirinden farklıdır. Bu nedenle sünnet kararı kişiye özel planlanmalıdır. Sünnet bir gelenek olabilir ancak uygulanışı mutlaka tıbbi kurallar çerçevesinde planlanmalıdır. Ailelerin karar vermeden önce çocuk cerrahisi uzmanına danışması hem çocuğun güvenliği hem de olası sağlık sorunlarının erken fark edilmesi açısından büyük önem taşır.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/her-cocuk-ayni-yasta-sunnet-edilmemeli</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 16:51:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w755036-01.jpg" type="image/jpeg" length="38518"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Gebelere yaz uyarısı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/gebelere-yaz-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/gebelere-yaz-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Medicana Bursa Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Dr. Yaşar Can, yaz mevsiminde gebelerin sıcak çarpması, sıvı kaybı ve ödem gibi sorunlarla daha sık karşılaşabileceğini belirterek, alınacak basit önlemlerle hem annenin hem de bebeğin sağlığının korunabileceğini söyledi.<br />
Gebeliğin kadın yaşamının en özel ve hassas dönemlerinden biri olduğunu ifade Dr. Yaşar Can, "Gebelik sürecinin yaz aylarına denk gelmesi, anne adayları için bazı ek zorlukları da beraberinde getiriyor. Artan sıcaklık, yüksek nem ve güneşin olumsuz etkileri nedeniyle anne adaylarının günlük yaşam alışkanlıklarını mevsime uygun şekilde düzenlemesi büyük önem taşıyor" dedi.<br />
<strong>“SIVI KAYBI HEM ANNE HEM DE BEBEK İÇİN RİSK OLUŞTURABİLİR”</strong><br />
Yaz aylarında vücudun terleme yoluyla daha fazla sıvı kaybettiğini belirten Dr. Can, yeterli sıvı tüketiminin ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi: “Gebeler sıcak havalarda susamayı beklemeden düzenli olarak su içmelidir. Günlük sıvı tüketiminin ortalama 2,5-3 litreye çıkarılması, sıcak çarpması ve sıvı kaybının önlenmesine yardımcı olur. Suyun yanı sıra ayran, ev yapımı limonata, taze sıkılmış meyve suları ve uygun hastalarda maden suyu da sıvı ve mineral desteği sağlayabilir. Buna karşılık aşırı çay ve kahve tüketiminden kaçınılmalıdır.”<br />
<strong>“GÜNEŞİN YOĞUN OLDUĞU SAATLERDE DIŞARI ÇIKMAYIN”</strong><br />
Güneş ışınlarının en etkili olduğu saatlerde dışarı çıkmanın gebeler açısından risk oluşturabileceğini belirten Dr. Yaşar Can, "Özellikle saat 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmamalıdır. En az SPF 30 koruma faktörlü güneş kremi uygulanmalı ve gölgede kalmaya özen gösterilmelidir. Hamilelik döneminde görülebilen cilt lekelerinin önlenmesi açısından güneşten korunmak ayrıca önem taşımaktadır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“BESLENME ALIŞKANLIKLARI YAZ AYLARINDA DAHA DA ÖNEM KAZANIYOR”</strong><br />
Gebelikte ağır ve yağlı yiyeceklerin sıcak havalarda sindirim sistemini zorlayabileceğini belirten Dr. Can, beslenme konusunda şu önerilerde bulundu: “Anne adayları zeytinyağlı sebzeler, yoğurt, taze meyveler ve kaliteli protein kaynaklarından oluşan hafif öğünleri tercih etmelidir. Tuz tüketiminin azaltılması ödem oluşumunu önlemeye yardımcı olur. Karpuz, kavun ve salatalık gibi su oranı yüksek besinler hem sıvı ihtiyacının karşılanmasına hem de vitamin desteğine katkı sağlar."<br />
<strong>“DOĞRU KIYAFET VE UYGUN EGZERSİZ KONFORU ARTIRIYOR”</strong><br />
Yaz aylarında açık renkli, bol ve pamuklu ya da keten kumaşlardan üretilmiş kıyafetlerin tercih edilmesini öneren Dr. Yaşar Can, düzenli egzersizin de gebelik sürecine olumlu katkı sağladığını belirtti. Can, "Yürüyüş gibi hafif egzersizler sabah erken veya akşam serinliğinde yapılmalıdır. Vücut ısısını aşırı yükselten ağır egzersizlerden kaçınılmalı, uygun gebelerde yüzme yaz aylarında yapılabilecek en güvenli ve faydalı aktivitelerden biri olarak değerlendirilebilir" dedi.<br />
<strong>“YAZ TATİLİ PLANLANIRKEN DOKTOR GÖRÜŞÜ ALINMALI”</strong><br />
Tatil planı yapan gebelerin öncelikle kadın hastalıkları ve doğum uzmanına danışması gerektiğini vurgulayan Dr. Can, uzun yolculuklarda dikkat edilmesi gereken noktaları da anlattı. Can şu uyarılarda bulundu:” Uzun araba yolculuklarında her 1-2 saatte bir mola verilerek kısa yürüyüşler yapılması kan dolaşımını destekler ve pıhtı oluşumu riskini azaltır. Uçak yolculuğu planlayan anne adaylarının ise gebelik haftasına göre havayolu şirketlerinin uygulamalarını önceden öğrenmeleri ve gerekli sağlık raporlarını hazırlamaları önemlidir."<br />
<strong>“YAZ MEVSİMİNİ GÜVENLİ GEÇİRMEK MÜMKÜN”</strong><br />
Anne adaylarının yaz aylarında vücutlarını dinlemeleri gerektiğini belirten Dr. Yaşar Can, sözlerini şöyle tamamladı:"Gebelik sürecinde alınacak basit ama etkili önlemler, yaz mevsiminin daha sağlıklı ve konforlu geçirilmesini sağlar. Yeterli sıvı tüketimi, dengeli beslenme, güneşten korunma, uygun egzersiz ve düzenli doktor kontrolleri hem anne adayının hem de bebeğin sağlığını destekleyen en önemli uygulamalardır. Şiddetli baş dönmesi, baygınlık hissi, kasılma, bebeğin hareketlerinde belirgin azalma veya beklenmeyen herhangi bir şikâyet geliştiğinde ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır."<br />
<strong>(İHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/gebelere-yaz-uyarisi</guid>
      <pubDate>Mon, 27 Jul 2026 14:29:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w754455-01.jpg" type="image/jpeg" length="63257"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Yaz aylarında el, ayak ve ağız hastalığına dikkat”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/yaz-aylarinda-el-ayak-ve-agiz-hastaligina-dikkat</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/yaz-aylarinda-el-ayak-ve-agiz-hastaligina-dikkat" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Vadi İstanbul Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, El, ayak ve ağız hastalığının bulaşıcı bir enfeksiyon olduğunu belirterek hastalığın özellikle 1-5 yaş arasındaki çocuklarda görüldüğünü söyledi. Özcan, "Ancak daha büyük çocuklarda ve nadiren yetişkinlerde de ortaya çıkabilir”dedi.<br />
Yaz aylarında çocukların daha fazla bir araya geldiği kreşler, yaz okulları, oyun alanları ve havuzlar, el, ayak ve ağız hastalığının yayılmasını kolaylaştırabiliyor. Özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda görülen bu viral enfeksiyonun son derece bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, erken belirtilerin doğru tanınmasının ve hijyen kurallarına uyulmasının hastalığın yayılımını önlemede büyük önem taşıdığını söyledi.<br />
<img alt="A W753498 01" class="detail-photo img-fluid" height="675" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w753498-01.jpg" width="450" /><br />
<strong>“EN SIK 5 YAŞ ALTINDAKİ ÇOCUKLARDA GÖRÜLÜYOR”</strong><br />
El, ayak ve ağız hastalığının en sık Coxsackievirüs ve Enterovirüs ailesine ait virüslerin neden olduğu bulaşıcı bir enfeksiyon olduğunu belirten Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, hastalığın özellikle 1-5 yaş arasındaki çocuklarda görüldüğünü, ancak daha büyük çocuklarda ve nadiren yetişkinlerde de ortaya çıkabileceğini ifade etti.<br />
Virüsün öksürük ve hapşırıkla yayılan damlacıklar, döküntülerin içindeki sıvıyla temas, dışkı-ağız yolu ve ortak kullanılan oyuncaklar ile yüzeyler aracılığıyla kolayca bulaşabildiğini belirten Özcan, özellikle kreş ve anaokulu gibi toplu yaşam alanlarında hijyen önlemlerinin büyük önem taşıdığını vurguladı.<br />
<strong>“İLK BELİRTİ ÇOĞU ZAMAN YÜKSEK ATEŞ”</strong><br />
Hastalığın genellikle yüksek ateşle başladığını söyleyen Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, ateşi takiben boğaz ağrısı, yutkunma güçlüğü ve ağız içinde ağrılı yaraların geliştiğini belirtti.<br />
Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, "Ağız içinde özellikle dil, yanak içi ve diş etlerinde aft benzeri yaralar oluşabilir. Ardından el ayalarında, ayak tabanlarında, kalça bölgesinde ve zaman zaman diz ile dirseklerde kızarık, su dolu kabarcıklar görülebilir. Bu döküntüler bazı çocuklarda kaşıntıya neden olurken bazılarında hiç kaşıntı olmayabilir.”<br />
<strong>“BU BELİRTİLER VARSA VAKİT KAYBETMEYİN”</strong><br />
Hastalığın çoğu çocukta hafif seyretmesine rağmen bazı durumlarda mutlaka doktora başvurulması gerektiğini belirten Özcan, özellikle ağız yaraları nedeniyle çocuğun sıvı alamamasının ciddi risk oluşturduğunu söyledi.<br />
Bazı durumlarda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, şöyle konuştu: "Çocuğun hiçbir şey içememesi ve sıvı kaybı belirtilerinin gelişmesi, 6-8 saat boyunca idrar yapmaması, ağlarken gözyaşı çıkmaması, dudak ve ağız içinde belirgin kuruluk olması, 3-4 günden uzun süren ve ateş düşürücülere rağmen devam eden yüksek ateş; aşırı uyku hali, belirgin halsizlik, ense sertliği, şiddetli baş ağrısı veya nörolojik belirtiler, döküntülerde kızarıklık, şişlik ve iltihaplanma gelişmesi.”<br />
<strong>“TEDAVİDE AMAÇ ÇOCUĞU RAHATLATMAK”</strong><br />
El, ayak ve ağız hastalığına yönelik özel bir antiviral ya da antibiyotik tedavisi bulunmadığını belirten Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, tedavinin tamamen destekleyici olduğunu söyledi.<br />
Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, "Hekim önerisiyle kullanılan ateş düşürücü ve ağrı kesiciler çocuğun konforunu artırır. Ağız içindeki yaralar nedeniyle beslenme zorlaştığından yoğurt, soğuk çorbalar, meyve püreleri, muhallebi gibi gıdalar tercih edilmelidir" dedi.<br />
Asitli, baharatlı, çok sıcak ve tuzlu yiyeceklerin ağız yaralarını tahriş ederek ağrıyı artırabileceğini belirten Özcan, çocukların gün boyunca sık aralıklarla bol sıvı tüketmelerinin önemine dikkat çekti. Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, "Pipet bazı çocuklarda ağrıyı artırabilir. Ancak yaralar özellikle dil ucunda yoğunlaşmışsa pipet kullanımı daha rahat sıvı alımını sağlayabilir. Bu nedenle çocuğun durumuna göre en rahat ettiği yöntem tercih edilmelidir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU HİJYEN”</strong><br />
Yaz döneminde vaka sayılarında artış görülebildiğini belirten Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, hastalıktan korunmanın temelinin el hijyeni olduğunu söyledi.<br />
Çocuklara ellerini en az 20 saniye sabun ve suyla yıkama alışkanlığı kazandırılması gerektiğini ifade eden Özcan, bez değişimi sonrasında ebeveynlerin de mutlaka ellerini yıkaması gerektiğini vurguladı.<br />
Hastalık tanısı alan çocukların ateşi düştükten, ağız yaraları iyileştikten ve döküntülü kabarcıkları kuruduktan sonra, genellikle 7-10 gün içinde okul veya kreşe dönebileceğini belirten Özcan, bu süreçte havlu, bardak, çatal-kaşık ve oyuncak gibi kişisel eşyaların ortak kullanılmaması gerektiğini söyledi.<br />
<strong>“KREŞ VE YAZ OKULLARINA ÖNEMLİ GÖREV DÜŞÜYOR”</strong><br />
Bulaşın önlenebilmesi için ortak kullanılan oyuncakların, masa ve kapı kollarının düzenli olarak dezenfekte edilmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, sınıfların sık sık havalandırılması ve gün içerisinde ateş veya döküntü gelişen çocukların erken fark edilerek diğer çocuklardan ayrılması gerektiğini ifade etti.<br />
Uzm. Dr. Elif Erdem Özcan, "Basit hijyen kuralları ve erken izolasyon uygulamaları sayesinde hem çocuklar korunabilir hem de salgınların önüne geçilebilir" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/yaz-aylarinda-el-ayak-ve-agiz-hastaligina-dikkat</guid>
      <pubDate>Sun, 26 Jul 2026 12:46:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/yaz-aylarinda-el-ayak-ve-agiz-hastaligina-dikkat.jpg" type="image/jpeg" length="67073"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Yaz aylarında sistit vakaları artıyor”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Antalya Hastanesi Üroloji Bölümü'nden Üroloji Uzmanı Op. Dr. Egemen İşgören, "Tekrarlayan sistitlerde altta yatan sebepler mutlaka araştırılmalı ve tedaviye devam edilmelidir" dedi.<br />
Yaz mevsimi, tatil ve deniz keyfinin yanı sıra bazı sağlık risklerini de beraberinde getiriyor. Özellikle kadınların sık karşılaştığı idrar yolu enfeksiyonlarından sistit, yaz aylarında artan sıcaklık, deniz ve kumla temas, yetersiz sıvı alımı ve hijyen zorlukları nedeniyle daha sık görülebiliyor.<br />
Op. Dr. Egemen İşgören, yaz aylarında artış gösteren sistit vakalarına dikkat çekerek, hastalığın tekrarlamasını önlemek için alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.<br />
<img alt="A W753336 01" class="detail-photo img-fluid" height="400" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w753336-01.jpg" width="600" /><br />
<strong>“HER 10 KADINDAN YAKLAŞIK 6'SINDA GÖRÜLÜYOR”</strong><br />
Sistitin, idrar yolu enfeksiyonları arasında en sık rastlanan rahatsızlık olduğunu belirten İşgören, "Sistit, idrar yolu enfeksiyonları arasında en sık rastlananıdır. Her 10 kadından yaklaşık 6'sında görülen bu rahatsızlık, birçok nedenle ortaya çıkabilir. Doğru bir tedavi programı ile şikayetlerden kurtulmak mümkündür. Ancak tedavi edilmezse enfeksiyon böbreklere yayılabilir ve ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu nedenle tekrarlayan sistitlerde altta yatan sebepler mutlaka araştırılmalı ve tedaviye devam edilmelidir. İdrar yaparken ağrı, yanma ve sık idrara çıkma ile seyreden sistit bir idrar yolu enfeksiyonudur. Nadir de olsa sistit doğru tedavi edilmezse, böbreklere kadar ilerleyerek, ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi.<br />
Sistitin anatomik yatkınlık nedeniyle kadınlarda erkeklere göre daha sık görüldüğünü belirten İşgören, bakterilerin idrar kesesine dışarıdan idrar kanalı yoluyla, dış genital organlardan, bağırsaklardan veya böbreklerden ulaşabildiğini kaydetti.<br />
<strong>“AKUT VE TEKRARLAYAN SİSTİT OLARAK GÖRÜLEBİLİYOR”</strong><br />
Sistitin mikrobik ve mikrobik olmayan olmak üzere iki türde görüldüğünü aktaran İşgören, mikrobik sistitlerin akut, yani ani başlangıçlı ve kısa süreli, ya da tekrarlayan ve uzun seyirli kronik sistit şeklinde ortaya çıkabildiğini söyledi. Hastalığın genellikle aniden geliştiğini belirten İşgören, "Hastalık genellikle birden gelişmekte ve sık sık idrara gitme, idrar yaparken yanma, bazen karın ağrısı, idrarda kanama gibi şikayetlere neden olabilmektedir" dedi.<br />
Akut sistitte idrar yapmada zorluk, idrar yaparken yanma ve sızlama, sık ve az miktarda idrara çıkma, idrarda kan görülmesi ve karnın alt kısmında rahatsızlık hissi gibi belirtilerin ortaya çıkabildiğini anlatan İşgören, uygun antibiyotiğin yeterli süre kullanılmamasının ve hastaların hekime danışmadan bilinçsiz ilaç kullanmasının tekrarlayan sistitin en sık görülen nedenleri arasında yer aldığını bildirdi.<br />
<strong>“BİLİNÇSİZ İLAÇ KULLANIMI TEKRARLAYAN SİSTİTİN EN SIK NEDENLERİNDEN”</strong><br />
Tedavinin uygun şekilde sürdürülmesi gerektiğine dikkat çeken İşgören, "Yeteri kadar uzun sürede uygun antibiyotik kullanılmaması ve hastaların şikayetler başlar başlamaz hekime danışmadan bilinçsiz ilaç kullanması tekrarlayan sistitin en sık görülen sebeplerindendir" ifadelerini kullandı.<br />
Tekrarlayan sistitin altında farklı sağlık sorunlarının bulunabileceğini belirten İşgören, idrar yollarında taş ve tümör, idrar kesesinin sinirsel çalışma bozuklukları, idrar kesesinden böbreğe idrar kaçağı olarak bilinen reflü, büyümüş prostat, kadınlarda mesane sarkması, idrar yollarında darlık ve işeme bozukluklarının hastalığın nedenleri arasında yer aldığını söyledi. İşgören, kronik kabızlık, kadınlarda menopoz, bazı doğum kontrol ilaçları ve vajinal enfeksiyonların da tekrarlayan sistite neden olabildiğini ifade etti.<br />
<strong>“AĞRILI MESANE SENDROMUNDA ANTİBİYOTİK FAYDA SAĞLAMIYOR”</strong><br />
Mikrobik olmayan sistitin "Ağrılı Mesane Sendromu" olarak da adlandırıldığını belirten İşgören, bu hastalıkta mesane çeperinin önemli ölçüde kalınlaştığını ve mesanenin çalışma kapasitesinin sınırlandığını bildirdi.<br />
Hastalığın nedeninin tam olarak bilinmediğini kaydeden İşgören, "İdrar kesesini döşeyen ve idrarın daha içerideki tabakalara geçmesini engelleyen örtünün çeşitli nedenlerle hasar görmesi ve idrarın iç tabakalara nüfuz ederek kimyasal iltihaba sebep olması olarak açıklanabilir. Hastalarda genellikle uzun zaman içerisinde yavaş yavaş artarak ilerleyen sık idrara gitme, gece sık idrara kalkma, idrarını hissettiğinde göbek altında ağrı yakınmaları olur. En önemli belirti ağrıdır. Ağrı; idrar yapınca hafifler. İdrarın uzun süre tutulması halinde ağrıyla birlikte idrarda kanamalar olabilir. Sebep bakteriler olmadığı için antibiyotiklerden hastalar fayda görmez" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“TEKRARLAYAN ENFEKSİYONUN NEDENİ MUTLAKA ARAŞTIRILMALI”</strong><br />
Uzun süreli ve sık tekrarlayan sistitlerde uzman yardımı alınması gerektiğini vurgulayan İşgören, taş hastalığı, bazı tümörler, erkeklerde prostat bezi hastalıkları, idrar sisteminde tıkanıklık ve genişlemeler ile mesanenin çalışmasında sinir sistemi problemine bağlı aksaklıkların araştırılması gerektiğini söyledi. İşgören, "Bunların mutlaka araştırılıp ortaya çıkarılması ve tekrarlayan enfeksiyona neden olan etken neyse bu problemin tedavi edilmesi gerekir. Aksi halde enfeksiyon, iltihaplanma tedavi edilse bile tekrarlayacaktır. Tedavide hastanın şikayetleri başladığında idrar kültürü yapılmalı ve antibiyotik kullanımına kültür alındıktan sonra başlanmalıdır" diye konuştu.<br />
Kişinin hijyenine dikkat etmesi, kabızlık varsa giderilmesi ve işeme bozukluğu şikayeti bulunuyorsa tedavi edilmesi gerektiğini belirten İşgören, bilinçli tedaviye rağmen enfeksiyonun tekrarlaması halinde uzun süreli baskılayıcı idrar yolları antiseptiklerinin, uygun antibiyotiklerin ve gerekirse hormonal ilaç tedavisinin kullanılabileceğini kaydetti.<br />
<strong>“BOL SIVI TÜKETİLMELİ, İDRAR BEKLETİLMEMELİ”</strong><br />
Sistitten korunmak için özellikle su olmak üzere bol miktarda sıvı tüketilmesi gerektiğini belirten İşgören, bunun kemoterapi veya radyasyon tedavisinin ardından, özellikle tedavi günlerinde önemli olduğunu ifade etti. İdrar yapma isteği hissedildiğinde tuvalete gitmenin geciktirilmemesi gerektiğini kaydeden İşgören, dışkılama sonrasında temizliğin önden arkaya doğru yapılmasının anal bölgedeki bakterilerin vajinaya ve üretraya yayılmasını önlediğini söyledi.<br />
Enfeksiyona yatkın kişilerin banyo yapmak yerine duş almasının enfeksiyonları önlemeye yardımcı olabileceğini belirten İşgören, genital bölge çevresindeki cildin nazikçe yıkanması, sert sabunların kullanılmaması ve cildin sert şekilde temizlenmemesi gerektiğini bildirdi.<br />
Cinsel ilişkinin ardından mesanenin mümkün olan en kısa sürede boşaltılması gerektiğini ifade eden İşgören, "Bakterileri temizlemeye yardımcı olması için de dolu bir bardak su için. Genital bölgede deodorant spreyleri veya hijyen ürünleri kullanmaktan kaçının. Bu ürünler üretrayı ve mesaneyi tahriş edebilir. Yaz aylarında bu basit önlemlere dikkat edilerek sistit riski önemli ölçüde azaltılabilir. Şikayetler tekrarlıyorsa gecikmeden bir üroloji uzmanına başvurulması gereklidir" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/yaz-aylarinda-sistit-vakalari-artiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 17:01:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/sistit-gorsel-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="55574"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bor'da Sağlık Personeline Narkotik Eğitimi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/borda-saglik-personeline-narkotik-egitimi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/borda-saglik-personeline-narkotik-egitimi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Bor İlçe Devlet Hastanesi personeline yönelik bilgilendirme eğitimi düzenledi.<br />
Bor Devlet Hastanesi Eğitim Salonu'nda gerçekleştirilen programda, uyuşturucu madde kullanımının birey ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri ile bağımlılıkla mücadelede farkındalığın önemi anlatıldı. Eğitim kapsamında katılımcılara; erken belirtilerin tanınması, çocukların ve gençlerin zararlı alışkanlıklardan korunmasına yönelik alınabilecek önlemler hakkında kapsamlı bilgiler aktarıldı.<br />
<strong>TOPLUM SAĞLIĞI İÇİN BİLİNÇLİ YAKLAŞIM VURGULANDI</strong><br />
Eğitimde ayrıca ailelerin ve tüm toplumun bağımlılıkla mücadeledeki kritik rolü vurgulanırken, çocukların güvenli bir geleceğe hazırlanmasında bilinçli yaklaşımın önemi üzerinde duruldu. Bor Devlet Hastanesi Başhekimliği, toplum sağlığının korunmasına katkı sağlayan bu değerli faaliyetten dolayı İl Emniyet Müdürlüğü Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerine teşekkürlerini iletti.<br />
<strong>(Sevinç Kapkın)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>ASAYİŞ , BOR, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/borda-saglik-personeline-narkotik-egitimi</guid>
      <pubDate>Fri, 24 Jul 2026 09:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/borda-saglik-personeline-narkotik-egitimi-1.jpg" type="image/jpeg" length="58566"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hemoroid'e kesi ve dikişsiz lazerli tedavi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/hemoroide-kesi-ve-dikissiz-lazerli-tedavi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/hemoroide-kesi-ve-dikissiz-lazerli-tedavi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Kayseri Hastanesi Genel Cerrahi Bölümü'nden Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ameliyatlarında lazerli yöntemle kesi ve dikiş olmadan tedavi yapılabildiğini söyledi.<br />
Op. Dr. Ali Can Yalı, hemoroid ameliyatlarında kullanılan lazer yöntemi hakkında verdiği bilgilerde; "Hemoroid, halk arasında basur veya mayasıl olarak bilinen, anal kanaldaki normal damar yastıkçıklarının büyüyerek aşağı doğru sarkması sonucu ortaya çıkıyor. Makattan kanama, kaşıntı, ele gelen şişlik, akıntı ve bazı hastalarda ağrı gibi belirtilerle kendini gösteren hemoroid, kişinin yaşam kalitesini önemli ölçüde etkileyebiliyor. Şikâyetlerin şiddeti; hemoroidin evresine, yerleşimine ve eşlik eden diğer anal hastalıkların varlığına göre değişiklik gösterebiliyor. Bazı hastalarda yalnızca hafif rahatsızlık hissi görülürken, bazı kişilerde günlük yaşamı olumsuz etkileyen ciddi yakınmalar gelişebiliyor. Tedavide klasik cerrahi yöntemlere alternatif olarak uygulanan lazer hemoroid cerrahisi, kesi ve dikiş gerektirmemesi sayesinde iyileşme sürecini kısaltabiliyor ve hastaların günlük yaşamlarına daha kısa sürede dönmelerine yardımcı olabiliyor" dedi.<br />
Hemoroid hastalığının dört evrede değerlendirildiğini söyleyen Yalı, "Evre 1'de kanama görülebilir, ancak dışarı sarkma yoktur. Evre 2'de dışkılama sırasında dışarı çıkar ve sonrasında kendiliğinden içeri döner. Evre 3'te dışarı çıkar ve elle içeri itilmesi gerekir ve evre 4'te sürekli dışarıdadır ve içeri itilemez. Hemoroid hastalığında evreleme, tedavi planının belirlenmesinde büyük önem taşımaktadır. Her evrede uygulanacak yaklaşım farklılık göstermektedir. Erken evrelerde yaşam tarzı değişiklikleri ve ilaç tedavileri yeterli olabilirken, ileri evrelerde girişimsel yöntemler veya cerrahi tedavi gerekebilmektedir. Bu nedenle yalnızca hastanın şikâyetleri değil, muayene tespitleri de ayrıntılı şekilde değerlendirilmelidir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>HAREKETSİZ YAŞAM VE AŞIRI KİLO HEMOROİD RİSKİNİ ARTIRIYOR</strong><br />
Dr. Yalı, "Toplumda sık görülen hemoroidin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu sebepler şöyle sıralanabilir; kronik kabızlık veya uzun süre ıkınma, liften fakir beslenme, tuvalette uzun süre oturma, gebelik, obezite, ağır kaldırma ve İleri yaş. Bunlara ek olarak hareketsiz yaşam tarzı, yetersiz sıvı tüketimi ve aile öyküsü de hemoroid gelişme riskini artırabilmektedir. Özellikle masa başında uzun saatler çalışan kişilerde ve düzenli dışkılama alışkanlığı olmayan bireylerde şikâyetler daha sık görülmektedir. Risk faktörlerinin azaltılması, hem mevcut yakınmaların hafiflemesine hem de tedavi sonrasında hastalığın tekrarlama riskinin düşürülmesine katkı sağlayabilmektedir" dedi.<br />
<strong>LAZER UYGULAMASIYLA HEMOROİDAL DAMARLAR KÜÇÜLTÜLÜYOR</strong><br />
Lazer tedavisinin damarları küçülttüğünü söyleyen Yalı, "Lazer hemoroit cerrahisi, uygun hastalarda hemoroid dokusuna lazer enerjisi uygulanarak damarların küçültülmesini amaçlayan minimal invaziv bir tedavi yöntemidir. Genellikle seçilmiş evre 2 ve evre 3 hemoroitlerde, bazı uygun evre 4 vakalarında da uygulanabilmektedir. Ancak her hemoroit hastası lazer tedavisi için uygun değildir. Bu nedenle tedavi yöntemi, ayrıntılı muayene sonrasında belirlenmelidir. Bu yöntemde amaç, hemoroid dokusunu kontrollü şekilde küçültmek ve çevre dokulara mümkün olduğunca az zarar vermektir. İşlem süresi hemoroidin yapısına ve hastanın klinik durumuna göre değişebilmektedir. Bazı hastalarda aynı seansta ek girişimlere ihtiyaç duyulabilmektedir. Bu nedenle lazer tedavisi, standart bir uygulama değil kişiye özel planlanan bir cerrahi seçenek olarak değerlendirilmektedir" ifadelerini kullandı.<br />
Lazer tedavisinin daha konforlu bir iyileşme süreci sunabildiğini söyleyen Dr. Yalı, "Uygun hastalarda lazer hemoroid cerrahisi şu avantajları sağlayabilmektedir: daha az doku hasarı, daha düşük kanama riski, günlük yaşama daha kısa sürede dönüş ve anal kanal anatomisinin daha iyi korunması. Bunlara ek olarak bazı hastalarda işlem sonrası bakım süreci daha konforlu geçebilmekte ve hastanede kalış süresi kısalabilmektedir. Ancak her cerrahi yöntemde olduğu gibi lazer tedavisinde de hastalığın tekrarlama riski bulunmaktadır. Tedavinin başarısı; doğru hasta seçimi, uygun cerrahi teknik ve hastanın yaşam tarzı alışkanlıklarıyla yakından ilişkilidir. Özellikle kabızlığın önlenmesi, lif açısından zengin beslenme ve düzenli tuvalet alışkanlığı kazanılması tedavi sonuçlarını olumlu yönde etkileyebilmektedir. Lazerle hemoroid cerrahisi, uygun hastalarda güvenli ve konforlu bir tedavi seçeneği olarak öne çıkmaktadır. Ancak en doğru tedavi yöntemi; hemoroidin evresi, hastanın şikâyetleri, muayene tespitleri ve eşlik eden sağlık sorunları değerlendirilerek genel cerrahi uzmanı tarafından belirlenmelidir. Her hastada aynı tedavi yönteminin uygulanması mümkün olmayabileceği için kişiye özel planlama yapılması büyük önem taşımaktadır. Doğru hasta seçimi yapıldığında lazer tedavisi, hem şikâyetlerin azaltılmasına hem de iyileşme sürecinin daha rahat geçirilmesine katkı sağlayan etkili bir seçenek olabilmektedir" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/hemoroide-kesi-ve-dikissiz-lazerli-tedavi</guid>
      <pubDate>Thu, 23 Jul 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w752588-01.jpg" type="image/jpeg" length="74115"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bor’da Palyatif Bakım yeniden hizmette]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/borda-palyatif-bakim-yeniden-hizmette</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/borda-palyatif-bakim-yeniden-hizmette" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde’nin Bor ilçesi, Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Servisi, düzenlenen resmi bir törenle yeniden hasta kabulüne başladı.<br />
AK Parti Niğde Milletvekili Prof. Dr. Cevahir Uzkurt’un katılımıyla gerçekleştirilen açılış programıyla birlikte, ilçedeki önemli bir sağlık hizmeti alanı daha modern yüzüyle devreye girdi.<br />
<strong>YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRAN KAPSAMLI BAKIM</strong><br />
Yenilenen servis; yaşamı tehdit eden hastalıklara sahip bireylerin ağrı ve diğer şikâyetlerinin hafifletilmesini amaçlıyor. Hastaların yaşam kalitelerini artırmayı hedefleyen ünite, hem tedavi gören bireylere hem de hasta yakınlarına fiziksel, psikolojik ve sosyal yönden destek sağlayan kapsamlı bir sağlık hizmeti sunacak.<br />
<strong>HAYIRSEVER İŞ İNSANINA TEŞEKKÜR</strong><br />
Servisin baştan aşağı yenilenmesi sürecine değerli katkılarıyla destek veren Calmio A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Esat Kendirli’ye hastane yönetimi ve protokol üyeleri teşekkürlerini iletti. Yeniden açılan Palyatif Bakım Servisinin hastalar, hasta yakınları ve Bor ilçesi için hayırlı olması temennisinde bulunuldu.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/borda-palyatif-bakim-yeniden-hizmette</guid>
      <pubDate>Wed, 22 Jul 2026 11:14:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/bor-devllet-hastanesi-palyatif.jpg" type="image/jpeg" length="93179"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Aşırı sıcaklar beyin fonksiyonlarını olumsuz etkiliyor”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Büyük Anadolu Samsun Hastanesi Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, yaz aylarında etkisini artıran aşırı sıcakların yalnızca fiziksel sağlığı değil, beyin fonksiyonlarını da olumsuz etkileyebildiğini belirterek, dikkat dağınıklığı, unutkanlık, karar verme güçlüğü ve ruh hali değişiklikleri gibi sorunlara yol açabileceğini söyledi.<br />
Yaz aylarında artan hava sıcaklığı ve nem oranının beyin sağlığı üzerinde önemli etkiler oluşturabileceğine dikkat çeken Nöroloji Uzmanı Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, sıcak havalarda yaşanan sıvı ve mineral kaybının beyin fonksiyonlarını doğrudan etkilediğini ifade etti. İnsan beyninin vücut ağırlığının küçük bir bölümünü oluşturmasına rağmen enerji ve oksijen tüketiminin önemli kısmını gerçekleştirdiğini belirten Yücel, hava sıcaklığının yükselmesiyle birlikte vücudun ısı dengesini sağlamak amacıyla damarları genişlettiğini ve kanın önemli bir kısmını deri yüzeyine yönlendirdiğini söyledi. Bu durumun beyne ulaşan oksijen miktarını azaltabileceğini kaydeden Yücel, bunun sonucunda dikkat eksikliği, zihinsel yavaşlama, baş dönmesi ve odaklanma güçlüğü gibi belirtilerin ortaya çıkabileceğini dile getirdi.<br />
<img alt="A W749312 01" class="detail-photo img-fluid" height="455" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/a-w749312-01.jpg" width="350" /><br />
<strong>“BİLİŞSEL PERFORMANS DÜŞEBİLİYOR”</strong><br />
Aşırı sıcakların bilişsel performansı da olumsuz etkilediğini ifade eden Yücel, yapılan araştırmaların yüksek sıcaklıklarda problem çözme, karar verme ve hızlı düşünme becerilerinin zayıfladığını ortaya koyduğunu belirtti. Çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı bulunan bireyler ile açık alanda çalışan kişilerin bu durumdan daha fazla etkilendiğini vurgulayan Yücel, sıcak havaların aynı zamanda ruh sağlığını da etkileyebildiğini söyledi. Sıcaklığın artmasına bağlı olarak stres hormonlarının yükseldiğini ifade eden Yücel, bunun sinirlilik, tahammülsüzlük ve kaygı düzeyinde artışa neden olabileceğini, uyku kalitesindeki bozulmanın ise ertesi gün dikkat dağınıklığı, yorgunluk ve reflekslerde yavaşlamaya yol açabileceğini kaydetti.<br />
<strong>“DÜZENLİ SU TÜKETİMİ BÜYÜK ÖNEM TAŞIYOR”</strong><br />
Beynin yaklaşık yüzde 75'inin sudan oluştuğunu belirten Yücel, sıcak havalarda yaşanan sıvı ve elektrolit kaybının sinir hücreleri arasındaki iletişimi olumsuz etkileyerek unutkanlık, baş ağrısı ve zihinsel bulanıklık gibi belirtilere neden olabileceğini söyledi. Susama hissi beklenmeden düzenli su tüketilmesini öneren Yücel, gerektiğinde elektrolit desteği sağlayan içeceklerden de yararlanılabileceğini ifade etti.<br />
<strong>“BELİRTİLER CİDDİYE ALINMALI”</strong><br />
Beyin sağlığının korunması için günün en sıcak saatleri olan 11.00 ile 16.00 arasında mümkün olduğunca dışarı çıkılmaması, bol su tüketilmesi, hafif beslenilmesi ve serin ortamlarda bulunulması gerektiğini belirten Yücel, yoğun dikkat gerektiren işlerin sabah erken saatlerde veya akşam serinliğinde yapılmasının sıcak havanın bilişsel performans üzerindeki olumsuz etkilerini azaltabileceğinin altını çizdi.<br />
Baş dönmesi, bilinç bulanıklığı, şiddetli baş ağrısı, baygınlık hissi veya konuşmada bozulma gibi belirtilerin görülmesi halinde vakit kaybetmeden bir sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini vurgulayan Uzm. Dr. Dilek Kasım Yücel, gerekli önlemler alınmadığında aşırı sıcakların beyin sağlığını ciddi şekilde etkileyebileceğini dile getirdi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonlarini-olumsuz-etkiliyor</guid>
      <pubDate>Tue, 21 Jul 2026 17:08:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/asiri-sicaklar-beyin-fonksiyonalrini-etkiliyor-gorserl-freepik.jpg" type="image/jpeg" length="42220"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Sağlıkçılara İşaret Dili Sertifikası]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/saglikcilara-isaret-dili-sertifikasi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/saglikcilara-isaret-dili-sertifikasi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde İl Millî Eğitim Müdürü Elif Özbek, Halk Eğitimi Merkezi tarafından sağlık çalışanlarına yönelik düzenlenen Türk İşaret Dili Kursu’nun sertifika törenine katıldı.<br />
İl Müdürü Yardımcısı Ramazan Gün’ün de hazır bulunduğu programda, eğitimi başarıyla tamamlayan kursiyerlere belgeleri takdim edildi.<br />
Niğde Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi’nde görev yapan sağlık çalışanlarının katıldığı eğitim programı, sağlık hizmetlerinde iletişim erişilebilirliğini güçlendirmeyi amaçlıyor. İl Müdürü Elif Özbek, iletişim engellerinin kaldırılmasına katkı sunacak eğitim dolayısıyla kursiyerleri tebrik ederek emek veren Niğde Halk Eğitimi Merkezine teşekkür etti.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/saglikcilara-isaret-dili-sertifikasi</guid>
      <pubDate>Mon, 20 Jul 2026 17:11:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/07/saglikcilara-isaret-dili-sertifikasi-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="99342"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
