<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/" xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/" version="2.0">
  <channel>
    <title>Niğde Haber Gazetesi</title>
    <link>https://www.nigdehaber.com.tr</link>
    <description>Niğde Haber, Niğde son dakika haberler, Niğde Haber Gazetesi, Niğde Haberleri, Niğde medya, Niğde Haber Ajansı, Haber Niğde, ve Niğde haber sitesi.</description>
    <atom:link xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom" href="https://www.nigdehaber.com.tr/rss/saglik" type="application/rss+xml"/>
    <language>tr-TR</language>
    <copyright>Copyright © 2023. Her hakkı saklıdır.</copyright>
    <category>News</category>
    <lastBuildDate>Tue, 08 Sep 2026 05:41:31 +0300</lastBuildDate>
    <ttl>1</ttl>
    <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/rss/saglik"/>
    <atom:link rel="hub" href="https://pubsubhubbub.appspot.com/"/>
    <item>
      <title><![CDATA[Okula zor alışan çocuklara 'kademeli ayrılık' süreci önerisi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/okula-zor-alisan-cocuklara-kademeli-ayrilik-sureci-onerisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/okula-zor-alisan-cocuklara-kademeli-ayrilik-sureci-onerisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Kayseri Devlet Hastanesi bünyesinde hizmet veren Çok Disiplinli Çocuk Ve Genç Ruh Sağlığı Merkezi'nde (ÇÖZGEM) görevli Çocuk Psikiyatri Uzmanı Dr. Ayşe Nursena Işın, her çocuğun uyum sürecinin ve öğrenme hızının farklı olduğunu söyleyerek, okula yeni başlayacak olan ve uyum sürecinde zorlanan çocukların ailelerine kademeli ayrılık süreci önerdiklerini dile getirdi.<br />
Çocuk Psikiyatri Uzmanı Dr. Ayşe Nursena Işın, uyum haftası öncesinde velilere önerilerde bulundu. Velilerin kendi kaygılarını da yönetmeleri gerektiğini kaydeden Işın, "Öncelikle velilere biraz biz kendi kaygılarını yönetmelerini öneriyoruz. Çünkü bazen veliler öğrencilerden daha kaygılı olabiliyor. Okul süreci başlamadan önce çocuklarıyla okuldan ne bekledikleri, okulla ilgili kaygıları, endişeleri konusunda bir konuşma yapmalarını öneriyoruz. Bu kaygıları anlayışla karşılamaları, kesinlikle küçümsememeleri, anlayışla dinlemelerini ve bu konuda destek olmalarını öneriyoruz. Velilerin şunu bilmesinde de fayda var. Her çocuğun uyum süreci ve öğrenme hızı farklı. Bazı aileler diğer akranlarıyla kıyaslama sürecine girebiliyor. Bunu önermiyoruz. Genellikle daha başarı odaklı değil, çocuğun çabasını ödüllendirerek, çocuğun sürecine odaklanarak bir süreç geçirmelerini öneriyoruz. Burada biraz şunu önemsemekte fayda var; çocuğu akademik olarak okula hazırlamaktan ziyade aslında önemli olan biraz da duygusal olarak okula hazırlamak. Bu tarz tutumların da duygusal olarak okula hazırlamakta faydalı olacağını düşünüyorum. Okul hazırlıkların kapsamında okul alışverişi yapmak, çocuğun nerede ders çalışacağını belirlemek, ona bir ortam hazırlamak olabilir. Bu tarz konularda çocuklarının fikirlerini almaları, karar süreçlerinde onlara da söz hakkı tanımaları çocuğun hem öz yeterlilik duygusunu geliştirecek hem de kendini okula başlarken daha güvende hissetmesini sağlayacak ve daha kolay bir adaptasyon süreci sağlayacaktır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“ÇOCUĞUN KAFASINDAKİ BU BELİRSİZLİĞİ GİDERMEK GEREKİYOR”</strong><br />
Işın, velilerin durumu öğrencilere güzel bir şekilde aktarmaları gerektiğini kaydederek, uyum sürecinde zorluk yaşayan öğrencilerin velilerine de 'kademeli ayrılık' süreçlerini önererek, "Özellikle küçük yaşta çocuğu olan velilerimize de okula başlarken yaşayacakları ayrılık krizlerinde şunu önerebiliriz. Çocuğa öncelikle o okuldayken nerede olacağını anlatmaları gerekiyor. "Sen okula gideceksin, ben de işime gideceğim" ya da "ben de evde bunu yapacağım" demeleri gerekir. Özellikle çocuğun kafasındaki bu belirsizliği gidermek gerekiyor. Bazen çocuklar yine de inatlaşabiliyor, ısrar edebiliyor, ağlayabiliyor. Bu noktada da net ve kararlı bir tutumla kendi duygumuzu, kendi endişemizi çocuğa yansıtmadan yumuşak, sakin bir dille burada kalması gerektiğini, artık okulunun başladığını, diğer arkadaşlarının da ona eşlik edeceğini anlatmak gerekiyor ve bir ayrılık yaptıktan sonra sonra bu süreci biraz uzatmamak gerekiyor. Bazen yine de aileler sıkıntı yaşıyor. O zaman kademeli ayrılık süreçleri önerebiliyoruz. Örneğin bir hafta aile sınıfın kapısında bekleyebiliyor, bunun bilgisi çocuğa veriliyor. "Bir hafta bekleyeceğim, daha sonra bir hafta işte bahçede bekleyeceğim, daha sonra öğretmenim bir hafta beni arayacak, istediğin zaman ulaşım sağlayacak ama daha sonra böyle olmayacak ve okul kurallarına uyum sağlamanı bekleyeceğiz" gibi kademeli bir ayrılık süreci de önerebiliyoruz. Çok ileri düzeylerde, çocukta bir kaygı bozukluğu oluştuğu durumlarda da kesinlikle bir çocuk psikiyatri muayenesiyle gerekli müdahalelerin yapılmasını öneriyoruz" diye konuştu.<br />
<strong>“YAZ TATİLİNDEN OKUL DÖNEMİNE GEÇİŞ BİR RUTİN DEĞİŞİMİ OLUYOR”</strong><br />
Çocuklara da önerilerde bulunan Ayşe Nursene Işın, "Yaz tatilinden okul dönemine geçiş bir rutin değişimi oluyor. O yüzden uyku saatlerinin ve ekran sürelerinin okul düzenine göre ayarlanması gerekiyor. Bunu yaparken de biz yine kademeli olarak bir ayarlamaktan bahsediyoruz. Yani yatış ve kalkış saatlerinin 15-20'şer dakika günlük olarak geriye çekilme süreci. Çünkü biliyorsunuz uyku hem dikkat üzerinde hem öğrenme üzerinde hem de hafıza üzerinde olumlu etkileri var. Biyolojik saati bu şekilde okul öncesi dönemde ayarlamakta fayda var. Yine ekran süresinin fazlalığı öğrenme süreçlerini aksatabiliyor. O yüzden okula başlamadan önce onu da kademeli olarak azaltmakta fayda var. Çocuklar yoğun bir akademik sürece giriyor. Buna da zihinsel hazırlık olarak yine 1-2 hafta öncesinden 15-20 dakikalık bir eski konuları hatırlamak ya da bir kitap okuma gibi zihni hazırlayıcı aktivitelerin faydası olur" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/okula-zor-alisan-cocuklara-kademeli-ayrilik-sureci-onerisi</guid>
      <pubDate>Mon, 07 Sep 2026 13:39:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/a-w781986-01.jpg" type="image/jpeg" length="40128"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Her akciğer nodülü kanser değildir”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/her-akciger-nodulu-kanser-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/her-akciger-nodulu-kanser-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Daviva Avcılar Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümünden Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Gülfidan Çakmak Akciğer nodülleri, ilk başta hastalarda kanser korkusuna neden olsa da uzmanlar, her nodülün kanser belirtisi olmadığını söylüyor. Nodüllerin düzenli kontroller ile erken tespit edilebildiğini belirterek, büyüme gösteren nodüllerin tehlikeli olabileceğini ifade etti.<br />
Çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilen akciğer nodüllerine sıkça rastlanıyor Prof. Dr. Gülfidan Çakmak, akciğerde ortaya çıkan nodüllere ilişkin bilgiler verdi. "Akciğer nodülü, tomografide 3 cm’den küçük tespit ettiğimiz, herhangi bir sebeple oluşabilen lekelerdir" diyen Çakmak, "Hastalar genelde ‘Akciğerimde tomografide bir nodül çıktı, doktorum nodül olduğunu söyledi, acaba kanser miyim’ diye korkarak geliyorlar. Genel olarak tomografi çekilmiş hasta gruplarında yüzde 50’ye kadar nodül olduğunu görebiliyoruz" diye konuştu.<br />
<strong>“NODÜLLERİN BİRÇOK NEDENİ OLABİLİR“</strong><br />
Nodüllerin sebeplerine değinen Prof. Dr. Gülfidan Çakmak, "Her akciğer nodülü kanser değil. Akciğerde gördüğümüz nodüllerin, geçirilmiş bir enfeksiyon izi kalması ihtimalinden tutalım da bir malin tümöre kadar pek çok geniş spektrumda sebepleri var. Enfeksiyon olabilir. Özellikle ülkemizde yaygın tüberküloz enfeksiyonu olabilir. Kişi tüberküloz geçirdiğinden haberdar değil, akciğerinde bir leke kalıyor. Bunun daha sonra bize yansıması ‘Akciğerimde nodül var, kanser miyim’ şeklinde oluyor. Mantar enfeksiyonları, bir takım romatizmal otoimmün denilen hastalıkların akciğer tutunmaları nodül şeklinde sirayet edebiliyor. Kanserlerde bu şekilde görünüyor maalesef" dedi.<br />
<strong>“NODÜLLERDE BÜYÜME VARSA İLERİ TETKİKLER UYGULANIYOR”</strong><br />
Nodüllerin sebebine göre tedavi planının çizildiğini belirten Çakmak, "Önce nodülün sebebinin ne olduğunu bilmemiz gerekiyor bunun için. Eğer iyi huylu bir sebebe yaklaşmışsak, bunun sebebi bir enfeksiyonsa, bir mantar enfeksiyonuysa önce bunların tedavisini yapıyoruz. Pek çok nodül hastasını çoğu zaman takip etmekle yetiniyoruz. Hastanın genel sağlık durumuna göre, ailede bir malignite var mı yok mu, nodülün radyolojik olarak tomografide detaylı incelenmesi, eski tomografisi varsa yeni tomografiyle karşılaştırarak büyüme özelliklerini, büyüme hızını göz önüne alarak kişi için bilimsel bir risk skalası çıkartıyoruz. O skalaya göre de her hastada farklı olmak üzere takip protokolü oluşturuyoruz. Lakin bazı hastalarda risk oranı yüksek oluyor. Sigara içmiş hasta veya mesleki olarak maruziyeti olmuş riskli hasta ise biz ileri tetkiklere girişiyoruz. Nodülde büyüme varsa ileri tetkik anlamında işleme girişiyoruz" ifadelerini kullandı.<br />
Nodüllerin kanser dahi olsa belirti göstermeden gelişebildiğini belirten Prof. Dr. Gülfidan Çakmak, nodüllerin çoğu kez tesadüfen tespit edildiğini ifade ederek, "Kanser dahi olsa akciğer nodülü semptomsuz bile olabilir. O yüzden tesadüfen başka bir sebepten dolayı bir grafi ya da tomografi çekilmesi sonucu nodül tespit edilebiliyor. Bazı nodüllerde erken dönemde öksürük olabiliyor. KOAH’lı bir hastaysa öksürüğün natürü değişebiliyor" dedi.<br />
<strong>“6 AYDA BİR AKCİĞER GRAFİSİ VE TOMOGRAFİ ÇEKİLMELİ”</strong><br />
Hastalık oluşmadan tespit edilmesinin önemine değinen Çakmak, düzenli kontrollerin yapılması konusunda şu tavsiyelerde bulundu: “Hastalarımıza diyoruz ki sigara içiyorsanız, mesleki olarak bir riskiniz varsa, kirli havaya ya da ev içi kirliliğe maruz kalıyorsanız, ailenizde ya da sizde geçmişte bir malinite hikayesi varsa, siz toplumun biraz daha üstünde riske sahipsiniz. O zaman herhangi bir şikayetiniz olur olmaz, olmasa da en az 6 ayda bir görüntülemenizi yaptırın. İlk etapta akciğer grafisi diyoruz ama risk oranı yüksekse akciğer grafisi normal çıksa bile tomografi öneriyoruz.”<br />
Birçok hastalıkta olduğu gibi nodül oluşumunda da sigaranın olumsuz faktörlerin biri olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Gülfidan Çakmak, "Bir takım sebeplerden dolayı sigarayı bırakamıyorsak, şehir dışında rahat bir çevrede yaşayamıyorsak, en azından kontrollerimizi aksatmayalım. Beslenme, yaşam tarzı, uyku düzeni, stres faktörleri, klinik sağlık durumumuz hepsini beraber değerlendirmek gerekiyor" ifadelerini kullandı.</p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p>Nodüllerin her iki cinsiyette de görülebildiğini belirten Prof. Dr. Çakmak, ileri yaş ve sigara kullanımı olanlarda daha sık rastlandığını belirtti.<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/her-akciger-nodulu-kanser-degildir</guid>
      <pubDate>Sun, 06 Sep 2026 14:02:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/a-w781273-01.jpg" type="image/jpeg" length="93585"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Paketli gıdalar böbrek sağlığını tehdit ediyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/paketli-gidalar-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/paketli-gidalar-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Ataköy Hastanesi Nefroloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Banu Erkalma, paketli gıdaların böbrek sağlığına verdiği olumsuz etkiler hakkında bilgi verdi.<br />
Dr. Öğr. Üyesi Banu Erkalma, paketli ve işlenmiş gıdaların sık tüketiminin böbrek sağlığı üzerindeki olumsuz etkilerine dikkat çekerek, "Özellikle yüksek tuz, şeker ve fosfor içeren ürünlerin sınırlandırılması gerektir. Her paketli gıda zararlı değildir ancak yüksek miktarda işlenmiş gıda tüketimi; hipertansiyon, obezite ve diyabet gibi böbrek sağlığını doğrudan etkileyebilen risk faktörlerini artırabilir" dedi.<br />
<img alt="A W780342 01" class="detail-photo img-fluid" height="454" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/a-w780342-01.jpg" width="350" /><br />
<strong>FAZLA TUZ TÜKETİMİ BÖBREKLERİ HİPERTANSİYONA YOL AÇABİLİR</strong><br />
Böbreklerin vücuttaki sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması ve metabolizma sonucunda oluşan atıkların vücuttan uzaklaştırılması gibi hayati görevler üstlendiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Banu Erkalma, "Böbrek sağlığını korumak için yalnızca böbreğe yönelik beslenmekten ziyade genel olarak sağlıklı ve dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak gerekiyor. Paketli ve işlenmiş gıdaların önemli bir bölümünde yüksek miktarda sodyum bulunabiliyor. Fazla sodyum tüketimi kan basıncını yükseltebiliyor. Kontrol altında olmayan hipertansiyon ise zaman içerisinde böbreklerin süzme işlevini sağlayan yapılara zarar vererek kronik böbrek hastalığı riskini artırabiliyor" şeklinde konuştu.<br />
<strong>CİPSLER VE KRAKERLERE DİKKAT</strong><br />
Özellikle hazır çorbalar, cipsler, krakerler, hazır soslar, bulyonlar ve işlenmiş et ürünleri gibi gıdaların tüketim sıklığına dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Erkalma, "Bu ürünlerin tamamını hayatımızdan çıkarmamız gerektiğini söylemek doğru olmaz. Burada önemli olan ürünün içeriği, tüketim miktarı ve sıklığıdır. Ancak yüksek tuz içeren ürünlerin düzenli tüketimi özellikle hipertansiyonu veya böbrek hastalığı bulunan kişiler açısından daha dikkatli ele alınmalıdır" diye konuştu.<br />
<strong>FOSFOR İÇEREN KATKI MADDELERİ BÖBREK HASTALARI İÇİN DAHA ÖNEMLİ</strong><br />
Bazı paketli ve işlenmiş ürünlerde fosfat içeren katkı maddelerinin bulunabildiğini belirten Erkalma, özellikle kronik böbrek hastalarının bu konuda daha dikkatli olması gerektiğini söyleyerek şöyle devam etti: “Sağlıklı böbrekler kandaki fosfor dengesinin sağlanmasında önemli görev üstleniyor. Böbrek fonksiyonları azaldığında ise fazla fosforun vücuttan uzaklaştırılması zorlaşabiliyor. Bu nedenle kronik böbrek hastalarının fosfor içeren katkı maddeleri konusunda daha bilinçli olması gerekiyor. Ürün etiketlerini okumak bu açıdan önemlidir.”<br />
<strong>FAZLA ŞEKER TÜKETİMİ BÖBREK HASTALIĞINA GİDEN YOLU DOLAYLI OLARAK AÇABİLİR</strong><br />
Şeker içeriği yüksek paketli ürünlerin ve şekerli içeceklerin de sınırlandırılması gerektiğini vurgulayan Erkalma, "Fazla miktarda şeker tüketimi kilo alımı ve obezite riskini artırabiliyor. Obezite ve tip 2 diyabet ise kronik böbrek hastalığının önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Bu nedenle böbrek sağlığını korumak isteyen kişilerin yalnızca tuz tüketimine değil, günlük şeker ve toplam kalori alımına da dikkat etmesi gerekiyor. İşlenmiş gıdalarda bulunan sağlıksız yağlar, kalp ve damar sağlığını da olumsuz etkiliyor. Kalp ve böbrek sağlığı birbiriyle yakından ilişkilidir. Bu nedenle tükettiğimiz gıdalara özen göstermek gereklidir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>ETİKET OKUMA ALIŞKANLIĞI EDİNİLMELİ</strong><br />
Paketli gıda satın alırken ürün etiketlerinin mutlaka okunması gerektiğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Banu Erkalma, "Özellikle sodyum, ilave şeker ve fosfat içeren katkı maddelerinin miktarına dikkat edilmeli. ‘Fosfat' veya ‘fos-' ile başlayan bazı katkı maddeleri konusunda özellikle kronik böbrek hastalarının bilinçli olması önemli. Bunun yanında taze sebze ve meyvelerin, tam tahılların ve uygun protein kaynaklarının yer aldığı dengeli bir beslenme düzeni tercih edilmeli" dedi.<br />
<strong>BÖBREK HASTALIKLARI UZUN SÜRE BELİRTİ VERMEYEBİLİR</strong><br />
Böbrek hastalıklarının uzun süre herhangi bir belirti vermeden ilerleyebileceğine dikkat çeken Erkalma, özellikle risk grubunda bulunan kişilerin düzenli kontrollerini yaptırmasının önemine vurgu yaptı. Erkalma, "Hipertansiyon, diyabet, obezite veya ailede böbrek hastalığı öyküsü bulunan kişilerin böbrek fonksiyonlarını düzenli olarak kontrol ettirmeleri önemli. Böbrek sağlığını korumak için sağlıklı beslenmenin yanı sıra yeterli sıvı tüketimi, düzenli fiziksel aktivite, ideal kilonun korunması, tansiyon ve kan şekerinin kontrol altında tutulması da büyük önem taşıyor" şeklinde konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/paketli-gidalar-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/paketli-gidalar-bobrek-sagligini-tehdit-ediyor-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="18878"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastaneye 4 Yeni Ambulans]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/hastaneye-4-yeni-ambulans</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/hastaneye-4-yeni-ambulans" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Sağlık Bakanlığı yönetmelikleri doğrultusunda şehir içi hasta transferlerinde kullanılmak üzere yenilenen 4 adet hasta nakil ambulansını vatandaşların hizmetine sundu.<br />
Araç filosunun yenilenmesiyle birlikte kentteki sağlık hizmetlerinin kalitesi ve transfer kapasitesi artırıldı.<br />
<strong>GÜVENLİ VE KONFORLU SEVK DÖNEMİ</strong><br />
Hastaneden yapılan açıklamada, yeni araçların hastaların sağlık kuruluşları arasındaki ulaşımlarını daha konforlu, hızlı ve güvenli hale getireceği belirtildi. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, daha güçlü bir sağlık altyapısı için çalıştıklarını vurgulayarak, "Yenilenen araçlarımızla birlikte vatandaşlarımıza sunduğumuz sağlık hizmetlerinin kalitesini ve hizmet kapasitemizi artırmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/hastaneye-4-yeni-ambulans</guid>
      <pubDate>Fri, 04 Sep 2026 13:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/hastaneye-4-yeni-ambulans-gorsel-1.jpg" type="image/jpeg" length="62114"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından okul öncesi çocuklara sağlık kontrolü uyarısı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-okul-oncesi-cocuklara-saglik-kontrolu-uyarisi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-okul-oncesi-cocuklara-saglik-kontrolu-uyarisi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Acıbadem Bayındır Söğütözü Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doktor Pektaş, okul öncesi çocuklara sağlık kontrolü yapılması konusunda uyardı.<br />
Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kala çocukların okula sağlıklı bir başlangıç yapabilmeleri için rutin sağlık kontrollerinin yapılması önem taşıyor. Acıbadem Bayındır Söğütözü Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. A. Oğuz Pektaş, çocukların yalnızca hastalandıklarında değil, sağlıklıyken de düzenli olarak takip edilmesi gerektiğini belirterek, sağlam çocuk izleminin büyüme ve gelişimin sağlıklı şekilde sürdürülmesinin yanı sıra muhtemel sağlık sorunlarının erken dönemde fark edilmesine imkan sağladığını söyledi.<br />
<img alt="A W780292 01" class="detail-photo img-fluid" height="338" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/a-w780292-01.jpg" width="600" /><br />
<strong>OKUL ÖNCESİNDE GÖRME VE İŞİTME KONTROLLERİ ÖNEM TAŞIYOR</strong><br />
Okullar başlamadan önce çocukların genel sağlık durumlarının değerlendirilmesinin önemine dikkat çeken Pektaş, özellikle görme ve işitme sorunlarının eğitim hayatını etkileyebileceğini belirtti. Fark edilmeyen görme veya işitme sorunlarının çocuğun öğretmeni takip etmesini, tahtayı görmesini, yönergeleri anlamasını ve öğrenme sürecini güçleştirebileceğini ifade eden Pektaş, okul öncesinde gerekli değerlendirmelerin yapılmasının önem taşıdığını söyledi.<br />
Çocuğun yaşına uygun büyüme ve gelişim basamaklarının da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Pektaş, boy ve kilo takibinin yanı sıra dil, motor, sosyal ve duygusal gelişimin bir bütün olarak ele alınmasının, gelişimsel farklılıkların erken dönemde fark edilmesine ve ihtiyaç halinde uygun desteklerin zamanında planlanmasına katkı sağladığını kaydetti.<br />
<strong>GEREKLİ TETKİKLER ÇOCUĞUN YAŞINA VE BİREYSEL ÖZELLİKLERİNE GÖRE PLANLANIYOR</strong><br />
Sağlam çocuk takibinde yalnızca fiziki muayenenin değil, yaşa uygun taramaların da önemli olduğunu vurgulayan Pektaş, rutin kontroller sırasında çocuğun aşılarının yaşına uygun şekilde tamamlanıp tamamlanmadığının da gözden geçirildiğini söyledi.<br />
Çocuğun yaşına, büyüme ve gelişme özelliklerine, beslenme durumuna ve varsa risk faktörlerine göre gerekli kan tetkiklerinin hekim tarafından planlanabileceğini belirten Pektaş, her çocuk için aynı tetkiklerin gerekli olmadığını, hangi incelemelere ihtiyaç duyulduğunun çocuğun muayenesi ve klinik değerlendirmesi sonrasında belirlenmesinin doğru yaklaşım olduğunu ifade etti.<br />
<strong>SAĞLAM ÇOCUK TAKİBİ YENİDOĞAN DÖNEMİNDEN İTİBAREN BAŞLIYOR</strong><br />
Sağlam çocuk izleminin yenidoğan döneminden itibaren başlayan ve çocukluk ile ergenlik boyunca devam eden kapsamlı bir koruyucu sağlık yaklaşımı olduğunu ifade eden Pektaş, yenidoğan döneminde bebeğin genel sağlık durumunun, büyüme ve gelişiminin, beslenmesinin ve yaşa uygun kontrollerinin düzenli olarak değerlendirilmesinin önem taşıdığını belirtti.<br />
İlk aylardan itibaren düzenli pediatri kontrollerinin, bebeğin büyüme ve gelişiminin yakından izlenmesine ve ortaya çıkabilecek sorunların erken fark edilmesine imkan sağladığını söyleyen Pektaş, takiplerin çocuğun yaşına ve bireysel ihtiyaçlarına göre planlandığını kaydetti.<br />
<strong>AMAÇ HASTALIĞI BEKLEMEK DEĞİL, RİSKLERİ ERKEN FARK ETMEK</strong><br />
Sağlam çocuk takibinin temel amacının hastalık ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine, sağlık ve gelişimle ilgili muhtemel sorunları mümkün olduğunca erken fark etmek olduğunu vurgulayan Pektaş, bu takiplerde çocuğun yalnızca fiziksel büyümesinin değil, fiziksel, zihinsel, sosyal ve duygusal gelişiminin de bir bütün olarak değerlendirildiğini söyledi.<br />
Pektaş, düzenli kontrollerin yanı sıra beslenme, uyku, ekran kullanımı, güvenlik ve diğer koruyucu sağlık uygulamaları konusunda ailelere rehberlik edilmesinin de sağlam çocuk izleminin önemli bir parçası olduğunu belirterek, "Çocuklarımızın sağlıklı büyümesi için yalnızca hastalıkların tedavisine değil, hastalıkların ve gelişimsel sorunların ortaya çıkmadan önce fark edilmesine odaklanıyoruz. Ebeveynlerimizin çocuklarını yalnızca hastalandıklarında değil, sağlıklıyken de düzenli kontrollere getirmelerini öneriyoruz" dedi.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-okul-oncesi-cocuklara-saglik-kontrolu-uyarisi</guid>
      <pubDate>Thu, 03 Sep 2026 16:53:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/uzmanindan-okul-oncesi-cocuklara-saglik-kontrolu-uyarisi-freepikten-alinan-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="67719"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Yanlış çanta seçimi çocuklar için büyük risk]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/yanlis-canta-secimi-cocuklar-icin-buyuk-risk</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/yanlis-canta-secimi-cocuklar-icin-buyuk-risk" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>2026 – 2027 eğitim ve öğretim yılının başlamasına kısa bir süre kala, uzmanından öğrenci velilerine ‘okul çantası' uyarısı geldi. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Muncurlu Kampüsü Müdür Yardımcısı Fizyoterapist Tanju Şahin, özellikle küçük çocuklarda duruş bozukluklarına ve omurga sorunlarına yol açabileceğine dikkat çekerek, "Okul çantasının yanlış seçimi ciddi riskler oluşturuyor. Örnek vermek gerekirse skolyoz, kifoz gibi duruş bozukluklarına sebep olabilir" uyarısında bulundu.<br />
<img alt="A W778513 01" class="detail-photo img-fluid" height="329" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/a-w778513-01.jpg" width="600" /><br />
Millî Eğitim Bakanlığı takvimine göre 2026-2027 eğitim öğretim yılı ilk ders zili 14 Eylül 2026 Pazartesi günü çalacak. Okul öncesi ve birinci sınıflar için ise 7-11 Eylül 2026 tarihlerinde başlayacak.<br />
Düzceli öğrenci velileri de çocuklarının okul ihtiyaçlarını karşılamak için, şimdiden kırtasiye ve giyim mağazalarının yolunu tutmaya başladı.<br />
Okul alışverişlerinin olmazsa olmazlarından birisi ise okul çantaları ancak hatalı çanta seçimi küçük çocukların hayatlarını olumsuz etkileyebiliyor. Zorlu ve uzun tedavi süreci gerektiren skolyoz, kifoz gibi rahatsızlıklara neden olan hatalı çanta seçimi çocukların ağrılı süreç geçirmesine de sebep oluyor. Düzce Atatürk Devlet Hastanesi Müdürü Yardımcısı Fizyoterapist Tanju Şahin, okul alışverişi yaparken sağlıklı çanta seçimi hakkında bilgiler verdi.<br />
<strong>“ÇOCUĞUN HAYATINI ETKİLİYOR”</strong><br />
Yanlış çanta seçiminin özellikle küçük çocukların sağlığında olumsuz etkiler bıraktığını kaydeden Şahin, çantalarında aşırı yüklenmemesi gerektiğine dikkat çekti. Şahin, "Çocuklarımıza okul çantası alırken 2 şeye dikkat etmeliyiz. Taşıdıkları ağırlık ve okul çantasının şekli çok önemli. Okul çağındaki çocukların yanlış çanta seçimi ve kullanımı çocukların duruş bozukluklarına ve omurga sorunlarına neden olabilir. Ciddi riskler oluşturur. Örnek vermek gerekirse skolyoz, kifoz gibi duruş bozukluklarına sebep olabilir. Uygun çantamızın özellikleri önce şekil olarak anlatırsak çift askılı çantaları almalı tek taraflı çantaları tercih etmemeliyiz. Çantada aşırı yükten uzak durmalıyız. Çantalarda göğüs ve bel kemeri olursa daha uygun olacaktır. Ayrıca askılarında yumuşatıcı pedler olursa daha uygun olacaktır. Çantanın ağırlığı bizim için çok önemli. Çünkü çocukların yaşlarını kilolarını düşünecek olursak çok ağır yükler taşıyorlar. Çantanın ağırlığını basitçe şöyle ayarlayabiliriz. Çocuğumuzun kilosunun yüzde 10 veya 15'i kadar olmalıdır. Çantanın yerleştirilmesini buna göre yapmalıyız. Bunu sağlamak için neler yapabiliriz. Çocuğumuzun çantasına süslü ya da metal ağırlığı olan matara, kalem kutusu, ağır sözlük gibi materyallerden uzak durabiliriz. Çocuğumuzun işini görecek daha hafif malzemeleri tercih edelim. Çocuklarımıza da çantaların askılarını 2 omzuna asması konusunda uyarılarda bulunalım. Bunun dışında çocuklarımızın resim çantaları ya da rulolar oluyor, beslenme çantaları mümkün olduğunca omurgaya yakın taşınması gerekiyor. Bunun içinde mümkünse sırtta taşıma sırt çantası şeklinde olanlar tercih edilebilir. Bunun dışında okul idarelerinden dolap talebinde bulunulabilir. Birde çocuğumuzun ders programını takip edip her gün aynı eşyaları gezdirmek yerine ders programına uygun eşyalarla okula gitmesini sağlamalıyız" diye konuştu.<br />
<strong>“ASKILIKLARI GEVŞEK OLMAMALI”</strong><br />
Küçük çocuklarda okul çantalarının yol açtığı duruş bozukluğu tedavisinin uzun bir süreç olduğunu belirten Şahin, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: "Çanta yerleşimi ise ağırlığı en çok olanı omurgamıza yakın tutmak. Ağır olan kitap, defter ya da materyaller çocuğun gövdesine yakın olan kısmına hafif olanlar ise gövdesinden uzak olan kısma konulmalı. Ayrıca matara, cetvel gibi materyalleri bir tarafa toplamaktan ziyade çantanın sağına ve soluna dağıtabiliriz. Birde dikkat etmemiz gereken başka husus çantanın askıları gevşek olmamalı. Yani çanta çocuğunuzun kalçasına kadar inmemeli, gövdeye yakın olmalı ve sırta tam oturmalı. Duruş bozukluğu olan rahatsızlıkların tedavisi var ancak uzun bir süreç. Çocuğumuz bu süreç içinde ağrıları, boyun, sırt ve omuz ağrılarına maruz kalıyor."<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/yanlis-canta-secimi-cocuklar-icin-buyuk-risk</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 17:06:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/okul-cantasi.jpg" type="image/jpeg" length="23859"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Alzheimer’da erken tanı hayat kurtarır]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/alzheimerda-erken-tani-hayat-kurtarir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/alzheimerda-erken-tani-hayat-kurtarir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü, 1–30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı kapsamında yaptığı açıklamada, unutkanlığın ötesinde bir hastalık olan Alzheimer’a karşı farkındalığın ve erken tanının önemine dikkat çekti.<br />
<strong>ERKEN TANI YAŞAM KALİTESİNİ ARTIRIYOR</strong><br />
İl Sağlık Müdürlüğü tarafından yayımlanan farkındalık mesajında, Alzheimer hastalığının sadece sıradan bir unutkanlık olmadığı, erken teşhisin hastalığın seyrini yavaşlatmada en kritik faktör olduğu vurgulandı. Erken tanı sayesinde hastalar için en doğru tedavi ve bakım planlarının zamanında oluşturulabildiği, bu durumun hem hastanın hem de hasta yakınlarının yaşam kalitesini doğrudan desteklediği ifade edildi.<br />
<strong>“FARKINDALIK ERKEN TANININ İLK ADIMIDIR"</strong><br />
Hastalıkla mücadelede toplumsal bilincin artırılması gerektiğine değinilen açıklamada, "1–30 Eylül Dünya Alzheimer Ayı, bu hastalık konusunda farkındalığı artırmak, erken tanının önemine dikkat çekmek ve Alzheimer ile yaşayan bireyler ile yakınlarına destek olmak için büyük bir fırsattır. Unutulmamalıdır ki, Alzheimer’da farkındalık erken tanının ilk adımıdır" denilerek vatandaşlar belirtiler konusunda hassas olmaya davet edildi.<br />
<strong>(Haber Merkezi-Fotoğraf: Dahi Gedik)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/alzheimerda-erken-tani-hayat-kurtarir</guid>
      <pubDate>Wed, 02 Sep 2026 13:52:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/02/nigde-il-saglik-mudurlugu-30-mayis-2023.JPG" type="image/jpeg" length="69216"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Frank işareti tek başına kalp hastalığı belirtisi değildir”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/frank-isareti-tek-basina-kalp-hastaligi-belirtisi-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/frank-isareti-tek-basina-kalp-hastaligi-belirtisi-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Komedyen Cem Yılmaz'ın yaşadığı sağlık sorunlarının ardından, kalp krizi belirtilerini önemseyerek vakit kaybetmeden hastaneye başvurmanın önemi yeniden gündeme geldi. Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, belirtiler konusunda vatandaşları uyarırken, kalp krizi habercisi olabileceği iddia edilen ‘Frank işareti'ne dair bilgiler verdi.<br />
Kalp hastalıkları, tüm dünyada ölümlerin başlıca sebepleri arasında yer alıyor. Dikkate alınmayan kalp krizi belirtileri, ölümle sonuçlanabiliyor. Medicana Ataköy Hastanesi'nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Fatih Güngören, kalp krizinde ilk belirtilerin hastadan hastaya değiştiğini ifade etti. Doç. Dr. Güngören, "Bazı hastalarda ilk belirti göğüs ağrısı iken bazı hastalarda nefes darlığı, bazı hastalarda ise bayılma, çarpıntı hissi olabiliyor. Büyük çoğunlukla hastalarda göğüs ağrısıyla başvuruları görüyoruz. Ama bazı yaşlı hastalar, şeker hastaları ve fiziksel nörolojik problemleri olan hastalarda bu ilk belirti kendini nefes darlığı ya da genel durumda birden bozulma şeklinde gösterebiliyor" dedi.<br />
<strong>“GEREKLİ GÖRÜLÜRSE EN GEÇ 2 SAAT İÇİNDE ANJİYO UYGULUYORUZ”</strong><br />
Hastaların çoğunlukla göğsün ön bölgesinden başlayarak kola veya sırta yayılabilen ağrıyla acile başvurduğunu belirten Doç. Dr. Fatih Güngören, "EKG'lerini değerlendiriyoruz. EKG'de ST elevasyonu dediğimiz bir durum görürsek, bu hastaların acil olarak anjiyografiye alınması ve sorumlu damardaki tıkanıklığa müdahale edilmesi gerekiyor. Bu süreçte hedef, hastanın mümkün olan en kısa sürede, ideal olarak ilk tıbbi temastan itibaren 120 dakika içinde uygun tedaviye ulaştırılmasıdır. Bazı hasta gruplarında ise EKG'de bu değişikliği göremeyebiliyoruz. Bu hastalarda klinik değerlendirme, seri EKG ve kan testleriyle takip süreci yürütülebiliyor" şeklinde konuştu.<br />
<strong>“FARKLI BİR AĞRI VARSA BİR AN ÖNCE 112 ARANMALI”</strong><br />
Kalp krizi belirtilerinin her zamankinden farklı ve yoğun şekillerde kendini gösterdiğini belirten Doç. Dr. Güngören, "Kalp krizinde hasta her zamankinden farklı bir durumda kendini hisseder. Bu ağrı her zamankinden farklı bir ağrı, göğüs ön bölgesinde yanma, göğse bir şey oturuyormuş gibi ya da sıkıştırma gibi bir his olabilir. Her zamankinden çok daha farklı bir ağrı, beraberinde terleme, bulantı hissi, kusma hissi olabiliyor. Hastalar yolunda gitmeyen bir şeyi kendinde fark ettiğinde bir an önce 112'yi araması ya da bir an önce hastaneye başvurarak tam bir temas kurması gerekiyor" dedi.<br />
<strong>“FRANK İŞARETİYLE BİRLİKTE DİĞER BELİRTİLERE DE BAKMAK GEREKİYOR”</strong><br />
Özellikle sosyal medyada sıkça gündeme gelen, kulak memesindeki çizginin kalp hastalığı habercisi olabileceği yönündeki iddialara da değinen Doç. Dr. Fatih Güngören, "Frank işareti" olarak adlandırılan bu çizgiyle ilgili şu bilgileri verdi: “Yapılan bazı çalışmalarda, kalp damar hastalığı bulunan kişilerde kulak memesindeki ‘Frank işareti' olarak adlandırılan diagonal çizginin daha sık görüldüğüne ilişkin bir korelasyon ortaya konmuş. Bu nedenle özellikle Frank işareti bulunan kişilerin, ‘Kalp-damar problemim var mı?' veya ‘İleride kalp-damar problemi yaşar mıyım' endişesiyle bir kardiyoloji uzmanı tarafından değerlendirilmesinde fayda olabilir. Ancak her Frank işareti bulunan hastanın kalp damarlarında problem olduğu sonucunu çıkarmak doğru değil. Hasta bu nedenle başvurduğunda, eşlik eden hastalıklarını ve diğer risk faktörlerini bir bütün olarak değerlendiriyoruz. Bunun sonucunda ileri bir damar görüntüleme yöntemine ihtiyaç olup olmadığına karar veriyoruz. Her Frank işareti bulunan hastaya anjiyo ya da koroner BT anjiyografi yapılması gerektiğini söylemek doğru bir yaklaşım değil. Öncelikle kişinin kardiyovasküler risklerini ortaya koymak gerekiyor.”<br />
<strong>HAREKETSİZ YAŞAM, SİGARA VE ALKOL TÜKETİMİ ÖNEMLİ RİSK FAKTÖRLERİ</strong><br />
Kalp-damar hastalıklarında risk faktörlerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, hipertansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve ailede genç yaşta kalp krizi öyküsünün önemli risk faktörleri arasında bulunduğunu söyledi. Sigara kullanımı, aşırı alkol tüketimi ve sedanter yaşam tarzının da kalp-damar sağlığını olumsuz etkileyebildiğini belirten Güngören, "Bunların hepsi bizim için önemli risk faktörleri. Kalp-damar hastalığı bulunan kişilerde bu risk faktörlerini daha sık görebiliyoruz. Dolayısıyla kişinin toplam kardiyovasküler riskini değerlendirirken bütün bu faktörleri birlikte ele almak gerekiyor" dedi.<br />
<strong>“STRES HORMONLARI KALP KRİZİNE YATKINLIĞI ARTIRABİLİYOR”</strong><br />
Stresin kalp sağlığı üzerindeki etkisine de değinen Güngören, "Stres günlük hayatın bir parçası haline geldi. Stresin damarlar üzerindeki etkileri ve stres hormonlarının vücuttaki etkileri önemli. Adrenalin ve kortizol gibi stres hormonları tansiyonumuzu yükseltebilir, nabız sayımızı artırabilir. Damarlarımızda aterosklerotik bir plak varsa, yoğun stres ve buna eşlik eden fizyolojik değişiklikler bazı durumlarda plağın yırtılması ve pıhtı oluşumu gibi süreçlere katkıda bulunabilir. Bu nedenle stresi yönetmek kalp-damar sağlığı açısından da önemli" diye konuştu.<br />
<strong>“KADINLAR MENOPOZ DÖNEMİNDE KONTROLLERE BAŞLAMALI”</strong><br />
Düzenli kalp sağlığı kontrollerinin önemine dikkat çeken Doç. Dr. Fatih Güngören, "Genel olarak önerimiz şu şekilde: Eğer ailede genç yaşta kalp krizi gibi bir risk öyküsü varsa bu kişileri 40 yaşını beklemeden değerlendirmek isteyebiliriz. Özellikle erken yaşta kalp-damar hastalığı öyküsü veya ailevi hiperkolesterolemi gibi durumlarda daha erken yaşlarda kontrol yapılması gerekiyor. Erkekler için genel olarak 40 yaşından sonra kardiyovasküler risk değerlendirmesi yapılmasını öneriyoruz. Kadınlarda ise menopoz dönemi ve sonrasında kalp-damar hastalıkları açısından risk faktörlerinin yeniden değerlendirilmesi önem taşıyor" diyerek sözlerini noktaladı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/frank-isareti-tek-basina-kalp-hastaligi-belirtisi-degildir</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 17:09:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/a-w778351-01.jpg" type="image/jpeg" length="39574"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Hastanede yeni temizlik araçları devrede]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/hastanede-yeni-temizlik-araclari-devrede</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/hastanede-yeni-temizlik-araclari-devrede" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi, bina içi hijyen standartlarını en üst seviyeye çıkarmak ve temizlik hizmetlerinin kalitesini artırmak amacıyla yeni nesil endüstriyel temizlik araçlarını hizmete sundu.<br />
Hastane yönetiminin hizmet kalitesini artırma vizyonu doğrultusunda filoya dahil edilen yeni araçlar, temizlik ekiplerinin çalışma kapasitesini önemli ölçüde artıracak.<br />
<strong>HİJYEN KALİTESİ VE ÇALIŞMA HIZI ARTACAK</strong><br />
Hastanelerin en kritik süreçlerinden biri olan enfeksiyon kontrolü ve genel temizlik faaliyetlerini hızlandırmak amacıyla devreye alınan modern temizlik araçları, poliklinik ve yataklı servis koridorlarında kullanılmaya başlandı. Teknolojik altyapıya sahip bu araçlar sayesinde geniş alanların temizliği çok daha kısa sürede ve yüksek hijyen standartlarında gerçekleştirilecek.<br />
<strong>BAŞHEKİM ZOR’DAN TEŞEKKÜR</strong><br />
Yeni araçların hizmete alınmasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Niğde Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, hastane içindeki konforu ve temizliği kalıcı kılmak adına yatırımların süreceğini belirtti. Başhekim Zor mesajında, "Temizlik ekiplerimizin çalışma kapasitesini ve verimliliğini artıracak yeni araçlarımızın hastanemize hayırlı olmasını diliyorum. Hastanemizin her köşesinde büyük bir özveriyle, gece gündüz görev yapan tüm temizlik personellerimize çalışmalarında kolaylıklar diliyorum" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/hastanede-yeni-temizlik-araclari-devrede</guid>
      <pubDate>Tue, 01 Sep 2026 14:25:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/09/hastanede-yeni-temizlik-araclari-devrede-2.jpg" type="image/jpeg" length="82583"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bu sakız doğru çiğnendiğinde kilo verdiriyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Sivas Medicana Hastanesinde görevli Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, son dönemde özellikle zayıflama ve iştah kontrolüne yardımcı olduğu bilinen sandaloz sakızının sindirim sistemi ve metabolizma üzerindeki muhtemel etkilerine dikkat çekti.<br />
<img alt="A W777502 01" class="detail-photo img-fluid" height="419" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w777502-01.jpg" width="600" /><br />
Sandaloz sakızı, sandaloz ağacının gövdesinde veya dallarında oluşan çiziklerden sızan aromatik ve yoğun kıvamlı reçinenin hava ile temas ederek katılaşmasıyla elde ediliyor. Doğal oluşum olan bu reçinenin sakız veya toz halinde yüzyıllardır kullanıldığı biliniyor.<br />
Konuya ilişkin bilgiler veren Uzman Diyetisyen Cansu Arslan, geleneksel kullanımlarda sandaloz sakızının mide asidini dengelemeye, prebiyotik özelliği sayesinde bağırsak florasını desteklemeye ve bağırsak hareketlerini artırmaya yardımcı olduğunu söyledi. Arslan, aromatik bileşenleri sayesinde ağız kokusunun giderilmesine de katkı sağlayabileceğini ifade ederek, "Üzerine yapılmış çalışmalar kısıtlı olsa da içeriğindeki aktif bileşenlerle sandaloz sakızının muhtemel etkileri dikkat çekicidir. Mide asidini dengeleyici, prebiyotik etkisiyle bağırsak florasını destekleyici ve bağırsak hareketlerini artırıcı potansiyel bir etkiye sahiptir. Aromatik bileşenleri sayesinde ağız kokusunun önlenmesine de yardımcıdır" dedi.<br />
Sandaloz sakızının midede oluşturduğu kıvamın sindirim süresini uzatabileceğini belirten Arslan, “Midede çözündüğünde oluşturduğu kıvam sayesinde sindirimin daha yavaş ve kontrollü ilerlemesini sağlar. Bu etkisiyle kan şekerindeki ani yükselmelerin oluşumunu önlemeye yardımcı olur ve iştah kontrolünü destekler” diye konuştu.<br />
<strong>“YÜZYILLARDIR KULLANILDIĞI BİLİNMEKTEDİR”</strong><br />
Cansu Arslan, sandaloz sakızının aktif bileşenleri ile muhtemel etkilerinin oldukça dikkat çekici olduğunu belirterek, "Adını sıkça duyduğumuz alan olan zayıflama süreçlerinde ise vücutta oluşturduğu termojenik etki ile vücut ısısını hafifçe yükselterek enerji harcanmasını artırır, yağ depolarının enerji olarak kullanılmasını kolaylaştırır. İdrar söktürücü etkisiyle de vücuttaki yağ yakımı sonrası oluşan atıkların uzaklaştırılma sürecini hızlandırır" dedi.<br />
<strong>“DESTEKLEYİCİ BİR YAKLAŞIM OLARAK GÖRMEK GEREKİR”</strong><br />
Arslan, sandaloz sakızının fazla tüketiminin olumsuz etkilerine de değinerek, "Sandaloz sakızı tercihen sabah aç karnına 1 nohut büyüklüğünde çiğnenmeli. Üzerine 1-2 bardak oda sıcaklığında su içilmelidir. Daha sert olan formları toz haline getirilip suya karıştırılabilir. İştah kontrolü ve sindirimde olumlu etkileri düşünüldüğünde suya elma sirkesi de eklenebilir. Bal ve limon ile karıştırarak bağışıklık sistemini güçlendirici olarak da kullanılabilir. Tüm bu olumlu etkilerinin yanında sandaloz sakızının fazla tüketiminin baş dönmesi, kusma yapabileceği, mide-bağırsak sağlığımızı olumsuz etkileyebileceği, özellikle zayıflama konusunda hiçbir besinin tek başına etkili olmadığı unutulmamalıdır. Alerji riskine karşı ilk kullanımda çok düşük bir miktar tercih edilmelidir. Gebeler, emziren anneler, kronik hastalığı olanlar ve düzenli ilaç kullananlar kesinlikle hekim önerisi almalıdır. Daha çok geleneksel deneyimlerle uzun yıllardır faydaları nedeniyle kullanılan sandaloz sakızını tıbbi bir tedavi yöntemi olarak değil destekleyici bir yaklaşım olarak görmek gerekir" diye konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/bu-sakiz-dogru-cignendiginde-kilo-verdiriyor</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 16:57:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w777502-02.jpg" type="image/jpeg" length="44415"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Seyahat sonrası ateşlenme sıtmanın habercisi olabilir]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/seyahat-sonrasi-ateslenme-sitmanin-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/seyahat-sonrasi-ateslenme-sitmanin-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Biruni Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, özellikle sıtmanın görüldüğü ülkelere seyahat edenlerin ateş ve titreme gibi belirtileri önemsemesi gerektiğini belirterek, hastalığın erken tanı ve uygun tedaviyle kontrol altına alınabildiğini ancak gecikmesi halinde ağır seyredebildiğini söyledi.<br />
Almanya’da Frankfurt Havalimanı’nda çalışan 6 kişide sıtma tespit edildiği, hastalardan ikisinin hayatını kaybettiği bildirildi. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Müberra Hraloğlu, sıtmanın parazitlerin neden olduğu ve insana temel olarak enfekte Anopheles sivrisineklerinin ısırmasıyla bulaşan ciddi bir enfeksiyon hastalığı olduğunu söyledi.<br />
<strong>“HER SİVRİSİNEK ISIRIĞI SITMA ANLAMINA GELMEZ”</strong><br />
Almanya’daki vakaların kamuoyunda endişeye yol açabileceğini belirten Dr. Hraloğlu, "Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor. Her sivrisinek sıtma taşımaz ve her sivrisinek ısırığı sıtma anlamına gelmez. Hastalığın bulaşabilmesi için sıtma parazitini taşıyan enfekte bir Anopheles sivrisineğinin kişiyi ısırması gerekir. Almanya’da yaşanan olay da rutin bir bulaş zincirinden çok, enfekte bir sivrisineğin uçakla taşınmış olabileceğinin değerlendirildiği oldukça nadir bir durumdur" dedi.<br />
Frankfurt’taki yetkililer de toplum geneli açısından riskin çok düşük olduğunu, insandan insana olağan bir bulaş zinciri beklenmediğini bildirdi.<br />
<strong>“ATEŞİ GRİP DİYE GEÇİŞTİRMEYİN”</strong><br />
Sıtmanın ilk belirtilerinin birçok enfeksiyon hastalığıyla karışabileceğine dikkat çeken Hraloğlu, özellikle seyahat öyküsünün tanıda önemli olduğunu ifade ederek şunları söyledi: “En sık görülen belirtiler arasında ateş, titreme, baş ağrısı, kas ve eklem ağrıları, halsizlik, bulantı ve kusma bulunuyor. İlk dönemde grip benzeri bir tablo görülebildiği için hastalık gözden kaçabilir. Özellikle yakın zamanda sıtmanın görüldüğü bir bölgeye seyahat etmiş bir kişide ateş gelişmişse mutlaka sağlık kuruluşuna başvurulmalı ve seyahat öyküsü hekime bildirilmelidir."<br />
<strong>“SEYAHATTEN DÖNDÜKTEN SONRA DA BELİRTİLERE DİKKAT”</strong><br />
Belirtilerin sivrisinek ısırığının hemen ardından ortaya çıkmayabileceğine işaret eden Dr. Hraloğlu, "Sıtmanın kuluçka süresi etkene göre değişebilir. Belirtiler çoğunlukla günler veya haftalar sonra başlayabildiği gibi bazı sıtma türlerinde daha geç dönemde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle sıtmanın görüldüğü bir bölgeden dönen kişiler, aradan zaman geçmiş olsa dahi ateş geliştiğinde seyahat öykülerini doktorlarıyla mutlaka paylaşmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
Hraloğlu, sıtma belirtilerinin çoğu vakada enfekte sivrisinek ısırığından yaklaşık 7-30 gün sonra başlayabildiği, bazı türlerde ise hastalığın daha geç ortaya çıkabileceği bildirildi.<br />
Sivrisineklerden korunmak için şu önlemlere dikkat çeken Dr. Hraloğlu, "Özellikle akşam ve gece saatlerinde sivrisinek ısırıklarına karşı daha dikkatli olunmalı. Açıkta kalan cilt bölgelerinde uygun sivrisinek kovucu ürünler kullanılmalı. Uzun kollu kıyafetler ve uzun pantolon tercih edilmeli. Pencere ve kapılarda sineklik kullanılmalı. Riskli bölgelerde gerektiğinde sivrisinek cibinlikleri tercih edilmeli. Sıtmanın görüldüğü ülkelere seyahat öncesinde koruyucu ilaç gerekip gerekmediği konusunda sağlık profesyoneline danışılmalı" dedi.<br />
<strong>“ERKEN TANI GECİKMEMELİ”</strong><br />
Sıtmanın önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Hraloğlu, "Almanya’daki vakalar nadir bir bulaş biçimini göstermesi açısından dikkat çekici. Ancak asıl verilmesi gereken mesaj panik değil, farkındalık olmalı. Özellikle sıtma riski bulunan bölgelere seyahat eden kişilerde nedeni açıklanamayan ateş ve titreme varsa hastalık mutlaka akla gelmeli. Sıtmada erken tanı ve uygun tedavi, ağır hastalık ve ölüm riskinin azaltılmasında büyük önem taşıyor" diye konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/seyahat-sonrasi-ateslenme-sitmanin-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Mon, 31 Aug 2026 14:24:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w776062-01.jpg" type="image/jpeg" length="79916"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzmanından okula hazırlık için 8 kritik öneri]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-okula-hazirlik-icin-8-kritik-oneri</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-okula-hazirlik-icin-8-kritik-oneri" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, çocukların yeni eğitim dönemine daha kolay uyum sağlaması için 8 kritik öneride bulundu.<br />
Okulların açılmasına kısa süre kala tatil boyunca değişen uyku saatleri ve artan ekran kullanımı, çocukların okul düzenine yeniden uyum sağlamasını zorlaştırabiliyor. Geç yatma ve geç uyanma alışkanlığının bir anda değiştirilmesi; sabah uyanmakta güçlük, gün içinde yorgunluk, dikkat dağınıklığı, isteksizlik ve huzursuzluk gibi sorunlara yol açabiliyor.<br />
Okula hazırlığın yalnızca çanta ve kırtasiye alışverişinden ibaret olmadığını belirten Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, çocukların bedensel ve duygusal olarak da okul düzenine hazırlanması gerektiğini söyledi.<br />
Çocukların yeni eğitim dönemine daha kolay uyum sağlaması için önerilerde bulunan Güven Çayyolu Tıp Merkezi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Hastalıkları Uzmanı Uzm. Dr. Özge Çelik Büyükceran, "Çocuğu okuldan bir gece önce erkenden yatağa göndermek, tatilde değişen uyku düzenini düzeltmek için çoğu zaman yeterli değildir. Uyku ve uyanma saatleri mümkünse okul başlamadan en az bir hafta önce kademeli olarak okul düzenine yaklaştırılmalıdır" dedi.<br />
<strong>“UYKU DÜZENİ BİR GECEDE DEĞİŞMEZ”</strong><br />
Çocuğun yatış ve kalkış saatlerinin her gün 15-30 dakika erkene çekilebileceğini belirten Büyükceran, "Çocuğu okulun açılacağı günden bir gece önce normalden çok daha erken yatağa göndermek çoğu zaman uyumasını sağlamaz. Çocuk yatağa girse bile uykuya dalamayabilir ve bu durum aile içinde gerginliğe neden olabilir. Ani değişiklikler yerine küçük ve sürdürülebilir adımlar atılmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
Uyku düzeninin oluşturulmasında yalnızca yatış saatine değil, sabah kalkış saatine de dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Büyükceran, uyanma saatinin de kademeli olarak okul düzenine yaklaştırılmasını önerdi. Sabah gün ışığından yararlanmanın ve hareket etmenin biyolojik saatin yeniden düzenlenmesine, kahvaltı ve öğün saatlerinin okul dönemine yaklaştırılmasının ise günlük rutmin yeniden kurulmasına yardımcı olabileceğini belirtti.<br />
Okul çağındaki çocukların yaşlarına uygun sürelerde uyumalarının da önemli olduğunu belirten Büyükceran, 6-12 yaşındaki çocukların günde 9-12 saat, 13-18 yaşındaki ergenlerin ise 8-10 saat uykuya ihtiyaç duyduğunu söyledi.<br />
<strong>“YATMADAN EN AZ BİR SAAT ÖNCE EKRAN BIRAKILMALI”</strong><br />
Akşam saatlerinde telefon, tablet, bilgisayar ve oyun kullanımının uykuya geçişi geciktirebildiğine dikkat çeken Büyükceran, dijital cihazların yatmadan en az bir saat önce bırakılmasını ve mümkün olduğunca çocuğun yatak odasında bulundurulmamasını önerdi.<br />
Ekran sınırının yalnızca çocuğa uygulanan bir yasak haline getirilmemesi gerektiğini ifade eden Büyükceran, "Ebeveynlerin de akşam saatlerinde telefon kullanımını azaltması önemlidir. Ailece kitap okumak, sohbet etmek veya ertesi günün hazırlığını yapmak daha sakin bir uyku rutini oluşturabilir" diye konuştu.<br />
Yetersiz uykunun dikkat, öğrenme, hafıza ve duygu düzenleme becerilerini etkileyebildiğini belirten Büyükceran, bazı çocuklarda yetersiz uykunun yalnızca yorgunluk şeklinde değil; hareketlilik, sabırsızlık, çabuk öfkelenme ve davranışlarını düzenlemekte zorlanma şeklinde de görülebileceğini söyledi.<br />
<strong>“OKUL SABAHININ PROVASI YAPILABİLİR”</strong><br />
Okul açılmadan birkaç gün önce çocuğun okul saatine uygun şekilde uyandırılabileceğini belirten Büyükceran, giyinme, kahvaltı ve hazırlanma süresinin önceden gözlemlenmesini önerdi. Çanta ve kıyafetlerin akşamdan hazırlanmasının da sabah yaşanabilecek telaşı azaltabileceğini ifade etti.<br />
Okula dönüşün bazı çocuklarda heyecanla birlikte kaygıya da yol açabileceğini söyleyen Büyükceran, karın ağrısı, mide bulantısı, ağlama, huzursuzluk ve ebeveynden ayrılmak istememe gibi tepkilerin görülebileceğini belirtti.<br />
Ailelerin çocuğun duygularını "Bunda korkacak ne var?" veya "Artık büyüdün" gibi ifadelerle küçümsememesi gerektiğini vurgulayan Büyükceran, "Çocuğun ne hissettiğini anlatmasına fırsat verilmelidir. Ancak okul hakkında sürekli soru sormak, çocuğun kaygısına aşırı odaklanmak veya ebeveynin kendi kaygısını çocuğa yansıtması da uyum sürecini zorlaştırabilir" şeklinde konuştu.<br />
Okul öncesindeki son günlerin yoğun ders programlarıyla baskıya dönüştürülmemesi gerektiğine de dikkat çeken Büyükceran, kısa süreli okuma çalışmaları, yaşa uygun etkinlikler ve okul araç gereçlerinin birlikte hazırlanmasının yeterli olabileceğini söyledi.<br />
Okula ilk kez başlayacak veya okul değiştirecek çocuklarda, mümkünse okul açılmadan önce okul binasının görülmesinin uyum sürecini kolaylaştırabileceğini belirten Büyükceran, "Çocuğa sınıfının, tuvaletlerin, yemekhanenin, bahçenin ve giriş-çıkış alanlarının gösterilmesi; okulda gününün nasıl geçeceğinin basit bir şekilde anlatılması, ortamı daha tanıdık ve öngörülebilir hale getirebilir. Özellikle yeni ortamlarda kaygı yaşayan çocuklarda bu tür kısa bir ön ziyaret, belirsizliği azaltarak çocuğun kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olabilir" diye konuştu.<br />
Okula gitmeyi sürekli reddetme, yoğun veya tekrarlayan ağlama ve öfke nöbetleri, tekrarlayan fiziksel yakınmalar, uyku veya iştahta belirgin değişiklik ve yoğun korku gibi belirtilerin giderek artması, uzun sürmesi ya da çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkilemesi durumunda uzman desteği alınması gerektiğini belirten Büyükceran, "Her çocuğun okula uyum süresi farklıdır. Çocuklar birbirleriyle karşılaştırılmamalı ve üzerlerinde baskı kurulmamalıdır. Yaşanan güçlük azalmıyor, giderek şiddetleniyor veya çocuğun günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa çocuk ve ergen ruh sağlığı uzmanına başvurulmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>OKULLAR AÇILMADAN ÖNCE YAPILABİLECEK 8 HAZIRLIK ÖNERİSİ</strong><br />
1. Uyku ve uyanma saatlerini mümkünse en az bir hafta önceden kademeli olarak okul düzenine yaklaştırın.<br />
2. Yalnız yatış saatini değil, sabah uyanma saatini de kademeli olarak erkene çekin.<br />
3. Telefon, tablet ve bilgisayar kullanımını yatmadan en az bir saat önce sonlandırın ve dijital cihazları mümkün olduğunca çocuğun yatak odasının dışında tutun.<br />
4. Kahvaltı ve öğün saatlerini okul düzenine uygun hale getirin.<br />
5. Okula ilk kez başlayacak veya okul değiştirecek çocuklara mümkünse okul binasını, sınıfını, tuvaletleri, yemekhaneyi ve ortak alanları önceden gösterin.<br />
6. Çanta ve kıyafetleri akşamdan hazırlayın.<br />
7. Okul sabahı rutinini birkaç gün önceden prova edin.<br />
8. Çocuğun kaygısını küçümsemeden dinleyin ve onu başka çocuklarla karşılaştırmayın.<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>EĞİTİM, GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzmanindan-okula-hazirlik-icin-8-kritik-oneri</guid>
      <pubDate>Sun, 30 Aug 2026 13:41:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w775529-01.jpg" type="image/jpeg" length="33609"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Safra yolu taşı ameliyatsız temizlendi]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/safra-yolu-tasi-ameliyatsiz-temizlendi</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/safra-yolu-tasi-ameliyatsiz-temizlendi" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde’de safra yollarında taş bulunan bir hastanın tedavisi, ameliyata gerek kalmadan Girişimsel Radyoloji Ünitesi’nde gerçekleştirilen başarılı bir operasyonla tamamlandı.<br />
<strong>İKİ UZMAN DOKTOR İŞ BİRLİĞİ YAPTI</strong><br />
Hastanede ilk kez uygulanan bu yenilikçi tedavi, Radyoloji Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Ekiz ve Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ekrem Karatepe’nin iş birliğiyle yapıldı. Operasyonda, Perkütan Transhepatik Kolanjiyografi (PTK) yöntemi kullanıldı. Görüntüleme teknolojileri eşliğinde cilt üzerinden karaciğer içindeki safra yollarına ince bir kateterle ulaşıldı. Bu kateter aracılığıyla taşa doğrudan müdahale edilerek taşın düşmesi sağlandı ve hastanın safra akışı ameliyata gerek kalmadan normal haline döndürüldü.<br />
<strong>KENDİ MEMLEKETİNDE SAĞLIĞINA KAVUŞTU</strong><br />
Ameliyatsız gerçekleştirilen bu konforlu işlem sayesinde sağlığına kavuşan hasta, şehir dışına sevk edilmeden kendi memleketinde tedavi olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Operasyonu gerçekleştiren hekimlere, hastane yönetimine ve sağlık çalışanlarına teşekkür etti.<br />
<strong>BAŞHEKİM ZOR’DAN TEBRİK AÇIKLAMASI</strong><br />
Hastanenin yenilikçi uygulamalarla sağlık hizmeti kalitesini her geçen gün ileriye taşıdığını belirten Başhekim Doç. Dr. Kürşad Ramazan Zor, başarılı uygulamayı gerçekleştiren Dr. Öğr. Üyesi Süleyman Ekiz ve Op. Dr. Ekrem Karatepe’yi tebrik ederek hastanenin deneyimli kadrosuyla gurur duyduklarını ifade etti.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/safra-yolu-tasi-ameliyatsiz-temizlendi</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 17:05:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/safra-yolu-tasi-ameliyatsiz-temizlendi-1.jpg" type="image/jpeg" length="67039"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Bor FTR Hastanesi gün sayıyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/bor-ftr-hastanesi-gun-sayiyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/bor-ftr-hastanesi-gun-sayiyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Niğde’nin sağlık altyapısını güçlendirecek önemli yatırımlardan Bor Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) Hastanesi projesinde çalışmalar yüzde 85 seviyesine ulaştı.<br />
250 yatak kapasiteli olarak planlanan hastanede robotik yürüme rehabilitasyonundan özel tedavi havuzlarına kadar ileri teknolojiye sahip birçok sağlık hizmeti sunulacak.<br />
Niğde’nin Bor ilçesinde hayata geçirilmesi planlanan Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi projesinde gelinen aşama ile ilgili yapılan basın açıklamasında yer değişikliği nedeniyle yeniden ele alınan projenin kapasite, mimari yapı ve teknik imkanlar açısından genişletildiği ifade edildi. Niğde İl Sağlık Müdürü Dr. Doğan Bahadır İnan tarafından paylaşılan bilgilere göre hastane, toplam 117 bin 533 metrekarelik alan üzerine inşa edilecek. Yaklaşık 60 bin 576 metrekare kapalı alana sahip olacak sağlık tesisinde 250 yatak ve 30 poliklinik odası bulunacak. Hastanede ayrıca Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları (GETAT) ünitesi, laboratuvarlar, diş ünitesi, jimnastik salonu ile nörolojik ve rehabilitasyon birimleri yer alacak.<br />
<img alt="A W776362 02" class="detail-photo img-fluid" height="275" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w776362-02.jpg" width="500" /><br />
<strong>DÖRT AYRI TEDAVİ HAVUZU</strong><br />
Projenin dikkat çeken bölümlerinden birini hidroterapi alanları oluşturacak. Hastanede nörolojik, ortopedik ve pediatrik hastalar ile Multipl Skleroz (MS) hastalarına yönelik dört ayrı tedavi havuzu yapılacak. Hasta gruplarının ihtiyaçlarına göre tasarlanacak havuzlarda su içi egzersiz ve rehabilitasyon uygulamaları gerçekleştirilecek. Bu yöntemlerle hastaların hareket kabiliyetlerinin artırılması ve tedavi süreçlerinin desteklenmesi amaçlanıyor.<br />
<img alt="A W776362 04" class="detail-photo img-fluid" height="281" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w776362-04.jpg" width="500" /><br />
<strong>ROBOTİK YÜRÜME REHABİLİTASYONU UYGULANACAK</strong><br />
Yeni hastanede ileri teknolojiye sahip rehabilitasyon sistemleri de kullanılacak. Hareket kabiliyetini kaybeden veya hareketleri kısıtlanan hastalara yönelik robotik yürüme rehabilitasyonu uygulanacak. Konuşma ve yutma güçlüğü yaşayan hastalar için özel rehabilitasyon birimlerinin de bulunacağı hastanede; nörolojik hastalıklar, ortopedik rahatsızlıklar, kas ve iskelet sistemi hastalıkları ile ameliyat sonrası rehabilitasyon süreçlerine yönelik kapsamlı sağlık hizmetleri verilecek. Nörolojik ve rehabilitasyon birimlerinde ise hastaların fiziksel iyileşmelerinin yanı sıra zihinsel becerilerinin geliştirilmesine yönelik çalışmalar yürütülecek.<br />
AK Parti Niğde Milletvekili Prof. Dr. Cevahir Uzkurt, Bor Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi projesinde önemli bir aşamanın geride bırakıldığını belirtti. Hastanenin önceki projeye göre yaklaşık iki kat büyüklüğe ulaştığını kaydeden Uzkurt şu ifadeleri kullandı; "İhale sürecinin tamamlanmasıyla birlikte önümüzdeki aylarda yapımına başlayacağımız Bor FTR Hastanemiz, ilimizin marka değerini ve hizmet kalitesini çok daha üst seviyelere taşıyacak. Ülkemizin sayılı merkezlerinden biri olmaya aday eserin kazandırılmasında başta Sağlık Bakanımız olmak üzere emeği geçenlere şükranlarımı sunuyorum. Memleketimize ve hemşerilerimize hayırlı, uğurlu olsun.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/bor-ftr-hastanesi-gun-sayiyor</guid>
      <pubDate>Fri, 28 Aug 2026 13:40:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w776362-01.jpg" type="image/jpeg" length="51521"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Her şişlik ödem değildir]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/her-sislik-odem-degildir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/her-sislik-odem-degildir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, her bacak şişliğinin aynı nedene dayanmadığını söyledi. Görünüşte benzerlik gösteren lipödem ve lenfödem; oluşum mekanizmalarının, klinik belirtileri ve tedavi yaklaşımları açısından birbirinden farklı iki hastalık olduğunu ifade eden Op. Dr. Baysal, bacaklarda görülen şişlik, kalınlaşma ve şekil bozukluklarının doğru değerlendirilmesi ve uygun tedavinin planlanması için uzman hekim muayenesinin çok önemli olduğunu belirtti.<br />
Lipödemde yağ dokusunun anormal ve simetrik birikimi ön plandayken, lenfödem lenf sıvısının dokularda birikmesiyle ortaya çıktığını, lipödemin genellikle iki bacağı benzer şekilde etkilediğini ve ayakların çoğunlukla korunurken, lenfödemde şişliğin ayaklara kadar ilerleyebildiğini ve zamanla ciltte kalınlaşma görülebildiğini söyleyen Medicana Konya Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Uzmanı Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, bu iki hastalığın birbirinden ayrılmasının, uygulanacak tedavinin doğru belirlenmesinin de önemli olduğunun altını çizdi.<br />
<strong>“VÜCUDUN LİPÖDEM HAKKINDA VERDİĞİ MESAJLAR“</strong><br />
Lipödemin yağ dokusunun anormal, orantısız ve çoğunlukla simetrik birikimiyle seyreden kronik bir hastalık olduğunu kaydeden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, çoğunlukla kadınlarda görüldüğünü, hastalığın genellikle ergenlik, gebelik, doğum sonrası dönem ve menopoz gibi hormonal değişimlerin yaşandığı dönemlerde ortaya çıkabildiğini veya ilerleyebildiğini ifade etti. Baysal, "Lipödemde temel belirtiler çok önemlidir. Kalça, uyluk ve bacaklarda belirgin yağ birikimi olur. Bacaklar kalınlaşmasına rağmen ayak sırtı ve parmaklar genellikle normal görünür. Bu, lipödem açısından önemli bir klinik ipucudur. Etkilenen bölgelerdeki yağ dokusu, genel kilo kaybına göre dirençlidir. Bacaklarda ağrı, dokunmaya karşı hassasiyet, ağırlık hissi ve kolay morarma görülen diğer etkilerdir. Gün sonuna doğru dolgunluk ve rahatsızlık artabilir. Bu belirtilerin yaşanması ve sonrasındaki süreç yalnızca estetik bir kaygı değildir; hareket kabiliyetini, yaşam kalitesini ve psikolojik iyilik hâlini olumsuz etkileyebilen tıbbi bir durumdur. İleri evrelerde yağ dokusundaki artış ve lenfatik sistem üzerindeki yük nedeniyle ikincil lenfatik yetmezlik gelişebilir ve lipödem ile lenfödemin birlikte görüldüğü lipolenfödem tablosu da ortaya çıkabilir" dedi.<br />
Lenfödemde vücudun verdiği mesajların da erken dönemde fark edilmesi gereken önemli belirtiler içerdiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, lenfödemin, lenfatik dolaşım sisteminin taşıma kapasitesinin yetersiz kalması sonucu dokularda protein açısından zengin lenf sıvısının birikmesiyle ortaya çıktığını söyledi. Doğuştan gelen lenfatik bozukluklara bağlı gelişebileceği gibi; kanser cerrahisi, lenf bezlerinin alınması, radyoterapi, enfeksiyon, travma veya bazı damar hastalıkları sonrasında ikincil olarak da gelişebileceğini ifade eden Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, "Lenfödemde temel belirtiler özellikle şişlik, gerginlik ve dokulardaki değişikliklerle kendini gösterebilir. Lenfödemde başlangıçta dinlenmekle azalabilen şişlik zamanla kalıcı hâle gelebilir. İlerleyen dönemlerde dokuda sertleşme (fibrozis) ve ciltte kalınlaşma gelişebilir. Lipödemden farklı olarak ayak sırtı ve ayak parmakları da sıklıkla etkilenir. Lenfödem çoğu zaman tek taraflı ve asimetrik görülebilmekle birlikte, her iki bacağı da etkileyebilir. Etkilenen bölgelerde ağırlık, gerginlik ve sertlik ön planda olabilir; ağrı da görülebilir. Lipödemdeki gibi anormal yağ dokusu birikiminden farklı olarak temel sorun dokularda lenf sıvısının birikmesidir ve etkilenen bölge diyetle doğrudan küçülmez. Uzun süreli ve tedavi edilmeyen lipödem ise lenfatik sisteme ek yük oluşturarak lipolenfödem adı verilen karma bir tabloya dönüşebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik, gerginlik, sertleşme ve özellikle ayak ile parmakların da etkilenmesi yalnızca estetik bir sorun olarak değerlendirilmemeli; doğru tanı ve uygun tedavi açısından mutlaka dikkate alınmalıdır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“DOĞRU TANI DOĞRU TEDAVİNİN İLK ADIMIDIR“</strong><br />
Bacaklarında şişlik veya kalınlaşma fark eden kişilerin bu durumu yalnızca kilo artışına bağlayarak ihmal etmemesi gerektiğini belirten Op. Dr. Ahmet Nihat Baysal, benzer şikayetlerin farklı hastalıklardan kaynaklanabileceğine dikkat çekerek, "Lipödem, lenfödem ve kronik venöz yetmezlik benzer şikâyetlere yol açabileceği gibi aynı hastada birlikte de görülebilir. Bu nedenle bacaklarda oluşan şişlik veya kalınlaşmanın nedeninin doğru şekilde belirlenmesi büyük önem taşır. Doğru değerlendirme; ayrıntılı hasta öyküsü, fizik muayene ve gerekli görüldüğünde venöz ve lenfatik sistemin değerlendirilmesini içerir. Venöz Doppler ultrasonografi, özellikle eşlik eden toplardamar yetmezliğinin ortaya konulmasında önemli bir incelemedir. Klinik olarak gerekli görülen seçilmiş hastalarda lenfosintigrafi de lenfatik sistemin değerlendirilmesine yardımcı olabilir. Yıllardır devam eden, her iki bacakta simetrik kalınlaşma, ağrı, hassasiyet ve kolay morarma şikâyetleri bulunan kişilerin lipödem açısından değerlendirilmesi gerekir. Ayakları da kapsayan, zamanla sertleşen ve kalıcı hâle gelen şişliklerde ise lenfödem ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır. Bacak şişliği ve kalınlaşmasının altında lipödem, lenfödem, kronik venöz yetmezlik veya bunların bir kombinasyonu bulunabilir. Bu nedenle doğru tanı, doğru tedavinin ilk adımıdır" diye konuştu.<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/her-sislik-odem-degildir</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/her-sislik-odem-degildir-dr-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="57266"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Tükenmez’den Hematoloji ekibine teşekkür]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/tukenmezden-hematoloji-ekibine-tesekkur</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/tukenmezden-hematoloji-ekibine-tesekkur" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Niğde İl Başkanı Aytekin Tükenmez, annesinin tedavi süreci vesilesiyle tanıştığı Ömer Halisdemir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Hematoloji Polikliniği Uzmanı Dr. Nesibe Taşer Kanat ve ekibine teşekkür etti.<br />
<strong>HASTALARA UMUT OLAN HEKİMLERE MİNNET</strong><br />
MHP Niğde İl Başkanı Aytekin Tükenmez, gerçekleştirdiği hasta ziyaretleri esnasında vatandaşlardan da bizzat dinleyerek şahit olduğu ilgi, alaka ve güler yüz nedeniyle sağlık çalışanlarına şükranlarını sundu. Hastaların en zor günlerinde onlara umut ve güç vererek gönüllerinde ve dualarında yer alan Uzm. Dr. Nesibe Taşer Kanat ile ekibine gönülden teşekkür eden Tükenmez; gönüllere dokunan, hastasına umut olan tüm hekimlere ve sağlık çalışanlarına minnettar olduklarını ifade etti. İl Başkanı Tükenmez, sağlık personellerinin emeklerinin karşılıksız kalmaması temennisinde bulunarak çalışmalarında başarılar diledi.<br />
<strong>(MHP Niğde)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK, SİYASET</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/tukenmezden-hematoloji-ekibine-tesekkur</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:21:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/tukenmezden-hematoloji-ekibine-tesekkur-gorsel.jpg" type="image/jpeg" length="99600"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Uzun süren ses kısıklığı ciddiye alınmalı]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligi-ciddiye-alinmali</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligi-ciddiye-alinmali" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Medicana Sağlık Grubu Kulak Burun Boğaz Bölümü'nden Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, özellikle uzun süren ve tekrarlayan ses kısıklığının ihmal edilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor.<br />
Ses kısıklığı, sesin normalden farklı çıkması, daha boğuk, çatallı, nefesli veya kısık hale gelmesi olarak tanımlanıyor. Sesin oluşmasında temel rol oynayan ses tellerindeki şişme, tahriş, hareket bozuklukları veya yapısal değişiklikler bu duruma neden olabiliyor. Üst solunum yolu enfeksiyonları, sesin uzun süre ve yüksek şiddette kullanılması, reflü, alerjiler ve sigara kullanımı sık karşılaşılan nedenler arasında yer alıyor. Bununla birlikte, uzun süre devam eden ses kısıklığı daha ciddi bazı hastalıkların da belirtisi olabiliyor.<br />
Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, ses kısıklığının tek başına bir hastalık olmadığını, farklı sağlık sorunlarının belirtisi olarak ortaya çıkabileceğini belirterek şöyle konuştu: “Ses kısıklığı, ses tellerinin normal titreşimini etkileyen pek çok farklı nedenden kaynaklanabilir. Özellikle soğuk algınlığı veya üst solunum yolu enfeksiyonları sırasında ses tellerinde oluşan ödem, geçici ses değişikliklerine yol açabilir. Bunun yanı sıra yüksek sesle konuşmak, bağırmak, uzun süre konuşmak veya sesi yoğun kullanmak da ses tellerinin zorlanmasına neden olabilir.<br />
Reflü de ses kısıklığının gözden kaçabilen nedenlerinden biridir. Mide içeriğinin yemek borusundan yukarı doğru gelerek gırtlak bölgesine ulaşması, ses tellerinde tahrişe yol açabilir. Bu durumda sabahları belirgin ses kısıklığı, boğaz temizleme ihtiyacı ve öksürük gibi yakınmalar eşlik edebilir.<br />
Ses kısıklığının nedenleri arasında ses teli nodülleri, polipleri ve kistleri gibi yapısal sorunlar da bulunur. Daha nadiren ses teli hareket bozuklukları, bazı nörolojik hastalıklar ve gırtlak bölgesindeki tümörler de ses değişikliğine neden olabilir. Bu nedenle ses kısıklığının ne kadar sürdüğü, beraberinde başka belirtilerin bulunup bulunmadığı ve kişinin risk faktörleri değerlendirilmelidir.”<br />
<strong>“DÖRT HAFTADAN UZUN SÜREN SES KISIKLIĞI ÖNEMSENMELİ “</strong><br />
Üst solunum yolu enfeksiyonlarına bağlı ses kısıklığı çoğunlukla geçici seyrediyor. Ancak ses kısıklığının dört hafta içinde düzelmemesi veya belirgin şekilde gerilememesi halinde ses tellerinin ve gırtlak bölgesinin değerlendirilmesi gerekiyor. Daha ciddi bir hastalık düşündüren belirtiler varsa değerlendirme için dört haftanın beklenmesi gerekmiyor.<br />
Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, özellikle uzun süren ses değişikliklerinin dikkate alınması gerektiğini belirterek, "Ses kısıklığının süresi, değerlendirme açısından önemli bir göstergedir. Bir enfeksiyon sonrasında ortaya çıkan ses değişikliğinin giderek düzelmesi beklenir. Buna karşın dört haftayı aşan, tekrarlayan veya giderek belirginleşen ses kısıklığında nedenin ortaya konulması gerekir. Özellikle sigara kullanımı, mesleki olarak yoğun ses kullanımı, boyunda kitle, nefes almada güçlük veya yutma güçlüğü gibi bulguların eşlik ettiği durumlarda daha erken değerlendirme yapılmalıdır" dedi.<br />
<strong>SES KULLANIMINA DİKKAT ETMEK GEREKİYOR</strong><br />
Sesin yoğun ve yanlış kullanılması, özellikle öğretmenler, çağrı merkezi çalışanları, sanatçılar, avukatlar, sağlık çalışanları ve gün içinde uzun süre konuşmak zorunda olan kişilerde ses sorunlarının ortaya çıkma riskini artırabiliyor. Gürültülü ortamlarda yüksek sesle konuşmak, uzun süre aralıksız konuşmak ve bağırmak ses telleri üzerinde yük oluşturabiliyor.<br />
Ses sağlığının korunmasında günlük alışkanlıkların da önemli olduğunu belirten Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, yeterli sıvı tüketilmesinin, uzun süreli ve yüksek sesli konuşmalardan kaçınılmasının ve sesin gerektiğinde dinlendirilmesinin önemli olduğunu ifade etti. Sürekli boğaz temizleme alışkanlığının da ses tellerinde tahrişe yol açabileceğine dikkat çeken Yalçınozan, bu davranışın sık tekrarlanması halinde altta yatan nedenin araştırılması gerektiğini belirtti.<br />
Sigara dumanının da gırtlak ve ses tellerinde tahrişe neden olabildiğini ifade eden Yalçınozan, uzun süren ses kısıklığında sigara kullanımının önemli bir risk faktörü olduğunu söyledi. Özellikle sabahları belirginleşen ses kısıklığı, sık boğaz temizleme ve kronik öksürük gibi yakınmaların reflü ile ilişkili olabileceğini belirten Yalçınozan, ses değişikliğinin değerlendirilmesinde eşlik eden belirtilerin de dikkate alınması gerektiğini vurguladı.<br />
<strong>“BAZI BELİRTİLER DAHA ERKEN DEĞERLENDİRME GEREKTİRİYOR”</strong><br />
Ses kısıklığına nefes almada veya yutkunmada güçlük, kanlı balgam, boyunda kitle ya da konuşurken ve yutkunurken ağrı gibi belirtilerin eşlik etmesi durumunda değerlendirme geciktirilmemeli. Ani başlayan ve özellikle yoğun ses kullanımının ardından ortaya çıkan belirgin ses kaybının da dikkate alınması gerekiyor.<br />
Ses kısıklığının nedeninin belirlenmesinde öncelikle kişinin öyküsü ve belirtilerin özellikleri değerlendiriliyor. Gerekli durumlarda gırtlak ve ses tellerinin görüntülenmesiyle ses değişikliğine yol açan neden araştırılıyor. Böylece enfeksiyon, ses kullanımına bağlı zorlanma, reflü, ses teli üzerindeki yapısal değişiklikler veya farklı bir sağlık sorununun etkisi değerlendirilebiliyor.<br />
Doç. Dr. Eda Tuna Yalçınozan, ses kısıklığının günlük yaşamın doğal bir parçası olarak görülmemesi gerektiğini belirterek, "Ses değişikliğinin geçici olması ile uzun süre devam etmesi arasında önemli bir fark vardır. Özellikle nedeni açıklanamayan, tekrarlayan veya giderek artan ses kısıklığında belirtilerin süresi ve eşlik eden bulgular dikkate alınmalıdır. Ses kısıklığının altında yatan nedenin belirlenmesi için gerekli değerlendirmelerin yapılması önem taşır" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/uzun-suren-ses-kisikligi-ciddiye-alinmali</guid>
      <pubDate>Thu, 27 Aug 2026 15:18:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w774668-01.jpg" type="image/jpeg" length="98085"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[‘Kırık Kalp Sendromu’ Kalbi etkileyebiliyor]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/kirik-kalp-sendromu-kalbi-etkileyebiliyor</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/kirik-kalp-sendromu-kalbi-etkileyebiliyor" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Memorial Şişli Hastanesi Kardiyoloji Bölümü’nden Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Hatice Bütül Erer, baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk ve sırt veya çene ağrısının da kalp krizinin habercisi olabileceğini belirtti. Erer, özellikle menopoz sonrası dönemde ortaya çıkan kalp-damar şikâyetlerinin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.<br />
Kadınlarda kalp krizi her zaman göğsün ortasında hissedilen baskı veya ağrıyla ortaya çıkmayabiliyor. Baş dönmesi, mide bulantısı, nefes darlığı, açıklanamayan yorgunluk, sırt veya çene ağrısı gibi belirtiler de kalp krizinin habercisi olabiliyor. Hatice Bütül Erer, kadınlarda kalp hastalıklarının erkeklerden farklı belirtiler gösterebildiğine dikkat çekerek, özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesi gerektiğini söyledi.<br />
<img alt="A W773984 01" class="detail-photo img-fluid" height="354" src="https://nigdehabercomtr.teimg.com/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w773984-01.jpg" width="300" /><br />
Kalp krizinin tipi, tedaviye ulaşma süresi, yaş ve eşlik eden diğer hastalıkların da hastalığın seyrini etkileyen önemli faktörler arasında bulunduğunu kaydeden Erer, genç kadınlarda da kalp krizi sonrası ölüm riskinin göz ardı edilmemesi gerektiğini belirtti. 2011-2022 yılları verilerini inceleyen ve 2026 yılında yayımlanan bir çalışmada, ilk ani kalp krizi sonrasında hastane içi ölüm oranının 18-54 yaş grubundaki kadınlarda yüzde 3,1, erkeklerde ise yüzde 2,6 olduğu bildirildi.<br />
<strong>“DUYGUSAL STRES KADINLARDA KALP KRİZİNİ TETİKLEYEBİLİR“</strong><br />
Kadınlarda koroner arter hastalığı ve kalp krizinin yanı sıra kalp yetmezliği, ritim bozuklukları, kalp kapak hastalıkları, kalp kası hastalıkları ve koroner mikrovasküler hastalığın da görülebileceğini belirten Erer, özellikle genç kadınlarda nadir ancak önemli bir kalp-damar problemi olan spontan koroner arter diseksiyonuna (SCAD) da dikkat çekti.<br />
Kalbi besleyen damar duvarında yırtılma meydana gelmesiyle ortaya çıkan SCAD’ın kadınlarda gebelik, emzirme dönemi ve yoğun fiziksel veya duygusal stres gibi durumlarla ilişkili olarak kalp krizine yol açabildiğini ifade etti.<br />
<strong>“KALP KRİZİ HER ZAMAN GÖĞÜS AĞRISIYLA GELMİYOR”</strong><br />
Kadınlarda kalp damarlarındaki tıkanıklığın belirtilerinin erkeklerde sık görülen klasik göğsün ortasında baskı tarzındaki ağrıdan farklı olabileceğini belirten Erer, göğüs ağrısının yerinin ve niteliğinin değişebileceğini, yanma şeklinde bir ağrının da ortaya çıkabileceğini söyledi.<br />
Erer, "Nefes darlığı, alışılmadık ve açıklanamayan yorgunluk, bulantı-kusma, sırt veya çene ağrısı, baş dönmesi, soğuk terleme ve mide rahatsızlığı gibi belirtiler de kalp hastalığının habercisi olabilir" değerlendirmesinde bulundu.<br />
Bu nedenle özellikle yeni başlayan veya tekrarlayan şikâyetlerin stres, yorgunluk ya da mide problemi olarak değerlendirilip geçiştirilmemesinin önem taşıdığını belirtti.<br />
<strong>“MENOPOZ SONRASI BAŞLAYAN KALP-DAMAR ŞİKÂYETLERİ ÖNEMSENMELİ”</strong><br />
Efor sırasında tekrarlayan göğüs baskısı veya ağrısı, daha önce bulunmayan nefes darlığı, açıklanamayan çarpıntılar, bayılma veya bayılacak gibi olma, efor kapasitesinde belirgin azalma ya da sürekli tekrarlayan olağandışı yorgunluk gibi şikâyetlerde kardiyoloji değerlendirmesi yapılması gerektiğini aktaran Erer, yüksek tansiyon veya kolesterol, diyabet, obezite, sigara kullanımı ve ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunan kadınların kardiyovasküler risk açısından değerlendirilmesinin önemine dikkat çekti.<br />
Menopoz sonrasında yeni başlayan kalp-damar şikâyetlerinin de ihmal edilmemesi gerektiğini belirten Erer, belirti göstermeyen ve düşük riskli genç kadınlarda rutin kardiyoloji kontrolünün her zaman gerekli olmayabileceğini ifade etti.<br />
Ancak 40’lı yaşlardan itibaren tansiyon, LDL ve non-HDL kolesterol, diyabet, sigara kullanımı, obezite, fiziksel aktivite düzeyi ve aile öyküsünün birlikte değerlendirilerek kişisel kardiyovasküler riskin ortaya konması gerektiğini kaydeden Erer, güncel risk değerlendirme yaklaşımları ve PREVENT gibi risk hesaplayıcılarının tedavi ve takip kararlarının kişiye özel planlanmasına yardımcı olabileceğini söyledi.<br />
<strong>“ERKEN DOĞUM KALP-DAMAR HASTALIĞI RİSKİNİ ARTIRABİLİR“</strong><br />
Kadınlara özgü bazı gebelik komplikasyonlarının ilerleyen yıllardaki kardiyovasküler risk açısından da önem taşıdığını belirten Erer, preeklampsi veya gebelik hipertansiyonu, gebelikte ortaya çıkan diyabet ve erken doğum öyküsü bulunan kadınların ilerleyen yaşamlarında kalp-damar hastalıkları açısından daha dikkatli değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti.<br />
Özellikle menopoz döneminde kardiyovasküler risk faktörlerinde meydana gelebilecek değişiklikler nedeniyle risk değerlendirmesinin güncellenmesinin de önem taşıdığını belirtti.<br />
<strong>“KIRIK KALP SENDROMU”</strong><br />
Kadınlarda daha sık görülen önemli kalp sorunlarından birinin de "Kırık Kalp Sendromu" olduğunu belirten Erer, yoğun duygusal veya fiziksel stres sonrasında kalbin özellikle sol karıncığında geçici kasılma bozukluğu gelişmesiyle ortaya çıkan bu tablonun özellikle menopoz sonrası kadınlarda daha sık görüldüğünü söyledi.<br />
Sevilen birinin kaybı, ciddi korku veya üzüntü, boşanma gibi yoğun duygusal streslerin yanı sıra ameliyat, ağır enfeksiyon, travma ve bazı nörolojik hastalıkların da kırık kalp sendromunu tetikleyebildiğini ifade eden Erer, göğüs ağrısı veya baskı, nefes darlığı, çarpıntı, terleme, bulantı ve nadiren bayılma gibi belirtilerle ortaya çıkabilen kırık kalp sendromunun başlangıçta kalp krizinden ayırt edilemeyebileceğini belirtti.<br />
Koroner anjiyografide kalp damarlarının açık olduğunun görülmesinin tanı sürecinde önemli bir bulgu oluşturduğunu aktaran Erer, hastanın klinik durumuna göre tedavi planlandığını söyledi. Çoğu hastada kalp fonksiyonlarının haftalar içinde belirgin şekilde düzeldiğini belirten Erer, ancak kırık kalp sendromunun tamamen masum bir tablo olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekti.<br />
Akut dönemde kalp yetmezliği ve ritim bozuklukları gibi ciddi komplikasyonların gelişebileceğini, nadiren ölümcül sonuçların da ortaya çıkabileceğini ifade eden Erer, kadınlarda kalp hastalıklarının belirtilerinin erkeklerden farklı seyrettiğini belirterek olağandışı şikâyetlerin önemsenmesi, risk faktörlerinin düzenli olarak değerlendirilmesi ve özellikle yaş, menopoz, gebelik öyküsü ve eşlik eden hastalıkların dikkate alınmasının kalp sağlığının korunmasında büyük önem taşıdığını vurguladı.<br />
<strong>(İHA)</strong></p>

<p></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>GÜNCEL, SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/kirik-kalp-sendromu-kalbi-etkileyebiliyor</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 17:27:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/kirikkalp-sendromu-kalbi-etkileyebiliyor-gorsel-freepikten.jpg" type="image/jpeg" length="83548"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[“Yaşlılarda yutma bozukluğu akciğer enfeksiyonu habercisi olabilir”]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/yaslilarda-yutma-bozuklugu-akciger-enfeksiyonu-habercisi-olabilir</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/yaslilarda-yutma-bozuklugu-akciger-enfeksiyonu-habercisi-olabilir" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<p>Liv Hospital Kulak Burun Boğaz Uzmanı Prof. Dr. Ömer Erdur Yaşlı bireylerde yutma güçlüğünün çoğu zaman 'yaşlılıktandır' denilerek göz ardı edildiğine dikkat çekerek , "Yemek yerken öksürme, boğaz temizleme ihtiyacı ve açıklanamayan kilo kaybı 'yaşlılığın doğal sonucu' olmayabilir" dedi.<br />
Yutkunma, çoğu zaman farkında olmadan gerçekleştirilen karmaşık bir mekanizma olarak biliniyor. Yemek yerken, su içerken hatta tükürüğü yutarken çok sayıda kas ve sinir eş zamanlı ve koordineli şekilde çalışıyor. Ancak yaş ilerledikçe bu hassas mekanizmada meydana gelen değişiklikler yutma güçlüğüne neden olabiliyor. Tıpta disfaji olarak adlandırılan yutma bozukluğu, özellikle ileri yaşlarda yaşam kalitesini düşürmenin yanı sıra aspirasyon zatürresi, yetersiz beslenme ve sıvı kaybı gibi ciddi sağlık sorunlarına da yol açabiliyor.<br />
Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlı bireylerde yutma güçlüğünün çoğu zaman "yaşlılıktandır" denilerek göz ardı edildiğine dikkat çekerek, "Yemek sırasında ortaya çıkan öksürük, boğulma hissi, seste değişiklik veya öğünlerin giderek uzaması yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olarak kabul edilmemeli. Yutma bozukluğu erken dönemde fark edildiğinde, hastanın güvenli beslenmesi ve yaşam kalitesinin korunması açısından önemli kazanımlar sağlanabilir" dedi.<br />
<strong>“YAŞLANMAYLA BİRLİKTE YUTMA MEKANİZMASI ZAYIFLAYABİLİYOR”</strong><br />
Toplumda yutma güçlüğünün yalnızca inme, Parkinson, Alzheimer gibi nörolojik hastalıkları bulunan veya boğaz bölgesinde tümör ve darlık gibi yapısal problemleri olan kişilerde görüldüğü düşünüldüğünü söyleyen Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlanmanın da yutma mekanizmasını etkileyebileceğini belirtti.<br />
”Yaş ilerledikçe kas kütlesindeki azalma, reflekslerin yavaşlaması, ağız ve boğaz bölgesindeki duyuların azalması, yutak kaslarında güçsüzlük ve kaslar arasındaki koordinasyonun bozulması yutma fonksiyonunu olumsuz etkileyebiliyor" diyen Prof. Dr. Ömer Erdur, diş ve protez problemleri ile tükürük salgısındaki azalmanın da bu sürece katkıda bulunabileceğini ifade etti.<br />
Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yaşlılıkla birlikte ortaya çıkan bu değişiklikler bazı kişilerde yutmanın daha yavaş ve daha güç gerçekleşmesine neden olabilir. Buna nörolojik hastalıklar, kas kaybı veya baş-boyun bölgesine yönelik bazı tedaviler de eklendiğinde risk daha da artabilir" ifadelerini kullandı.<br />
<strong>“MASUM GÖRÜNEN ÖKSÜRÜK AKCİĞERLERİ TEHDİT EDEBİLİR”</strong><br />
Yutma bozukluğunun en önemli risklerinden birinin, yiyecek veya sıvıların yemek borusu yerine soluk borusuna kaçması olduğunun altını çizen Prof. Dr. Erdur, "Bu durum aspirasyon olarak adlandırılır. Özellikle ileri yaştaki bireylerde boğaz bölgesindeki duyunun azalması nedeniyle aspirasyon her zaman öksürükle kendini göstermeyebilir" dedi.<br />
Akciğerlere ulaşan gıda, sıvı veya tükürüğün tekrarlayan enfeksiyonlara ve aspirasyon zatürresine neden olabileceğinin altını çizen Erdur, "Hastaneye yatış gerektirebilecek bu enfeksiyonlar, ileri yaştaki bireylerde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir" dedi.<br />
“Özellikle yemek veya su içerken ortaya çıkan tekrarlayan öksürük kesinlikle göz ardı edilmemeli" diyen Prof. Dr. Erdur, "Bazı hastalarda gıdanın solunum yoluna kaçması belirgin bir öksürük olmadan da gerçekleşebilir. Bu nedenle tekrarlayan akciğer enfeksiyonları gibi dolaylı belirtiler de yutma bozukluğu açısından değerlendirilmelidir" dedi.<br />
<strong>“YUTMA GÜÇLÜĞÜ BESLENMEYİ VE İLAÇ KULLANIMINI DA ETKİLİYOR”</strong><br />
Yutkunurken takılma, öksürme veya boğulma korkusu yaşayan yaşlı bireylerin zamanla yemek yemekten kaçınabildiğini belirten Prof. Dr. Ömer Erdur, "Bunun sonucunda kilo kaybı, yetersiz beslenme ve kas kaybı gelişebiliyor. Benzer şekilde su içerken öksüren kişiler sıvı tüketimini azaltabiliyor. Bu durum dehidratasyona ve buna bağlı sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor" dedi.<br />
Yutma güçlüğünün, düzenli ilaç kullanması gereken hastalarda da önemli bir sorun oluşturabildiğini ifade eden Prof. Dr. Erdur, "Tablet veya kapsülleri yutmakta zorlanan hastaların ilaçlarını aksatması, mevcut hastalıklarının kontrolünü güçleştirebiliyor" dedi.<br />
<strong>“BU BELİRTİLERİ 'YAŞLILIKTANDIR' DİYEREK GEÇİŞTİRMEYİN”</strong><br />
Prof. Dr. Ömer Erdur, yaşlı yakınlarında bazı belirtilerden bir veya birkaçının görülmesi halinde yutma fonksiyonunun değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek, belirtileri şöyle sıraladı: "Yemek veya sıvı tüketirken sık sık öksürme ya da boğulma hissi, yemek sonrasında sürekli boğaz temizleme ihtiyacı, yutkunma sırasında ağrı veya zorlanma, yutkunma sonrasında seste ıslak, hırıltılı veya farklı bir ton oluşması, gıdanın boğazda veya göğüste takıldığı hissi, lokmayı uzun süre ağızda bekletme, öğünlerin normalden çok daha uzun sürmesi, açıklanamayan kilo kaybı, sık tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, tablet veya kapsül şeklindeki ilaçları yutmakta zorlanma.”<br />
<strong>“YUTMA BOZUKLUĞU DEĞERLENDİRİLEBİLİR VE TEDAVİ EDİLEBİLİR”</strong><br />
Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yutma güçlüğü, ayrıntılı hasta öyküsü ve klinik değerlendirme sonrasında gerekli durumlarda farklı yöntemlerle incelenebiliyor. Videofloroskopik yutma çalışması ve endoskopik yutma değerlendirmeleri, yutmanın hangi aşamasında problem yaşandığının belirlenmesine yardımcı olabiliyor. Değerlendirme sonucunda hastanın güvenli şekilde beslenebilmesi için uygun gıda ve sıvı kıvamı belirlenebiliyor. Beslenme sırasında doğru pozisyonun sağlanması, baş-boyun pozisyonlandırma teknikleri, yutma egzersizleri ve hastaya özgü terapi yöntemleri uygulanabiliyor. Altta yatan probleme göre tıbbi veya cerrahi tedaviler de gündeme gelebiliyor" diye konuştu.<br />
Prof. Dr. Ömer Erdur, "Yutma bozukluğu yaşlılığın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Önemli olan belirtileri erken fark etmek ve doğru değerlendirmeyi yapmaktır. Güvenli beslenmenin sağlanması, aspirasyon riskinin azaltılması ve hastanın yeterli sıvı ve besin alabilmesi hem genel sağlık hem de yaşam kalitesi açısından büyük önem taşır" dedi.<br />
<strong>“SOFRADA KALAN YEMEKLER BİR UYARI OLABİLİR”</strong><br />
Yaşlı bireylerin yemeklerini sürekli yarım bırakması her zaman iştahsızlık veya isteksizlik anlamına gelmeyebildiğini söyleyen Erdur, "Yutkunma sırasında yaşanan zorluk ve boğulma korkusu da kişinin yemek yemekten kaçınmasına neden olabilir" dedi.<br />
Yaşlı bireylerde beslenme alışkanlıklarındaki değişikliklerin yakınları tarafından dikkatle takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Erdur, "Tabağında sürekli yemek bırakan, su içerken öksüren veya yemek süresi giderek uzayan bir yaşlının bu davranışının altında yutma güçlüğü olup olmadığı araştırılmalıdır. Erken fark edilen yutma bozukluğu, ciddi komplikasyonların önlenmesine ve yaşlı bireyin yaşam kalitesinin korunmasına yardımcı olabilir" dedi.<br />
<strong>HASTA VE HASTA YAKINLARI NELERE DİKKAT ETMELİ? </strong><br />
“Yemek sırasında televizyon gibi dikkat dağıtıcı unsurların mümkün olduğunca ortadan kaldırılması, hastanın dik pozisyonda oturması, küçük lokmalar alması ve lokmayı tamamen yutmadan yeni bir lokma almaması önem taşıyor" diyen Prof. Dr. Ömer Erdur, şöyle devam etti: "Yiyeceklerin çok iyi çiğnenmesi ve yemeğin acele edilmeden tüketilmesi de güvenli yutmaya katkı sağlayabiliyor.”<br />
Ancak her hastanın yutma problemi farklı olduğundan, özellikle su gibi sıvıları tüketirken öksürme veya boğulma hissi yaşayan kişilerin kendi kendine kıvam değişikliği yapmak yerine uzman değerlendirmesinden geçmesi gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Ömer Erdur, sözlerini şöyle tamamladı: "Yaşlı yakınınızın tabağında kalan yemekler, su içerken ortaya çıkan öksürük veya giderek uzayan öğün süreleri basit bir iştahsızlık olmayabilir. Bu belirtiler, yutma bozukluğunun önemli işaretleri olabilir.”<br />
<strong>(İHA)</strong></p><div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>

<p></p>

<p></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/yaslilarda-yutma-bozuklugu-akciger-enfeksiyonu-habercisi-olabilir</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 12:56:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/08/a-w774111-01.jpg" type="image/jpeg" length="46575"/>
    </item>
    <item>
      <title><![CDATA[Anne Sütü Eğitimi gerçekleştirilecek]]></title>
      <link>https://www.nigdehaber.com.tr/anne-sutu-egitimi-gerceklestirilecek</link>
      <atom:link rel="self" href="https://www.nigdehaber.com.tr/anne-sutu-egitimi-gerceklestirilecek" type="application/rss+xml"/>
      <description><![CDATA[]]></description>
      <content:encoded><![CDATA[<div id="ad_121" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div>
                                <div id="ad_121_mobile" data-channel="121" data-advert="temedya" data-rotation="120" class="mb-3 text-center"></div><p>Niğde İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı koordinasyonunda düzenlenen “Sağlıklı Hayat Saatleri” etkinlikleri kapsamında bu hafta "Anne Sütü ve Emzirme" konusu ele alınacak.<br />
<strong>EĞİTİM YARIN GERÇEKLEŞTİRİLECEK</strong><br />
Tüm illerde eş zamanlı yürütülen programlar dahilinde Niğde'de her hafta çarşamba günleri eğitim ve farkındalık çalışmaları yapılıyor. Bu doğrultuda “Sağlıklı Bir Gelecek İçin Anne Sütü ve Emzirme” konulu bilgilendirme toplantısı organize edilecek.<br />
<strong>TÜM VATANDAŞLAR DAVET EDİLDİ</strong><br />
Sağlıklı Hayat Merkezi 1 bünyesindeki Eğitim Salonu'nda gerçekleştirilecek olan etkinlikte, anne sütünün önemi ve doğru emzirme yöntemleri hakkında farkındalık kazandırıcı bilgiler paylaşılacak. İl Sağlık Müdürlüğü, bilgilendirici nitelikteki bu programa tüm vatandaşları davet etti.<br />
<strong>(Haber Merkezi)</strong></p></p><div class="article-source py-3 small border-top ">
                        <span class="reporter-name"><strong>Muhabir: </strong>Niğde Haber</span>
            </div>
]]></content:encoded>
      <category>SAĞLIK</category>
      <guid>https://www.nigdehaber.com.tr/anne-sutu-egitimi-gerceklestirilecek</guid>
      <pubDate>Wed, 26 Aug 2026 10:03:00 +0300</pubDate>
      <enclosure url="https://nigdehabercomtr.teimg.com/crop/1280x720/nigdehaber-com-tr/uploads/2026/02/nigde-il-saglik-mudurlugu-30-mayis-2023.JPG" type="image/jpeg" length="96387"/>
    </item>
  </channel>
</rss>
