Ortodoks Karamanlı Türkleri ve Mübadele

Abone Ol

Tarih, her dönemiyle bir insanlık aynasıdır. Bu aynada, bazen kardeşliğin sıcak yüzü bazen de ayrılıkların acı gölgesi yansır. Anadolu’nun binlerce yıllık tarihinde de bu iki zıt duygu yan yana yer almıştır. Öyle ki, Niğde’den zorunlu göçe tabi tutulan Ortodoks Karamanlı Türkleri’nin hikâyesi, bu iki duygunun kesişim noktasında derin izler bırakmıştır.
Karamanlı Türkleri, Türkçe konuşan, Türkçe ibadet eden ve Türk kültürüyle yoğrulmuş bir topluluktur. Onların bizimle ilişkisi Malazgirt Savaşı’nın tozlu yollarında başlar. 1071 yılında, Sultan Alparslan’ın ordusunun Türkçe konuştuğunu gören bazı Bizans askerleri, kendi köklerine dair bir uyanış yaşayıp taraf değiştirmişlerdir. Bizans’ın, Türk topluluklarını birbirine karşı kullanma siyaseti çerçevesinde bu insanlar Anadolu topraklarına, özellikle de Kapadokya bölgesine yerleştirilmiştir. Bizans’ın “Türkopol” adını verdiği bu askerler, Karamanlıların atalarını oluşturmuştur.
Anadolu’da Barış Dolu Birlikte Yaşam
Türkler ve Karamanlılar, yüzlerce yıl aynı köylerde, aynı şehirlerde barış içinde yaşamışlardır. Bu barışın temelinde, ortak bir etnik kökene sahip olmaları yatıyordu. Kuzeyden gelip Bizans topraklarına yerleşen Kuman, Kıpçak ve Bulgar Türkleri, zamanla Hristiyanlaşmış ve Bizans’ın uç bölgelerinde görev almışlardır.
Bir dönem Avrupa’yı titreten, atlarıyla Boğaz’ı yüzerek geçen, İstanbul’u kuşatan Türklerin torunları olan bu insanlar, Anadolu’da Türkçe ibadet etmiş ve Türkçe konuşmuşlardır. Hayat biçimleri, gelenek ve görenekleri de Müslüman Türklerden pek farklı değildi. Osmanlı döneminde, Anadolu’da yaşayan Türkçe konuşan Hristiyanlar “Karamanlı” olarak adlandırılmış; Rumca konuşan Hristiyanlardan bu şekilde ayrılmışlardır.Karamanlıların isimleri bile kökenlerini ortaya koyar. Şeriyye sicillerine ve tahrir defterlerine baktığımızda, “Arslan Karaman,” “Aydoğdu,” “Tursun bin Turmuş,” ve “Bahadır” gibi Türkçe isimler görmekteyiz. Bu insanlar, Türk olduklarını adlarıyla da yaşam tarzlarıyla da her zaman ifade etmişlerdir.
Barıştan Ayrılığa

Ne yazık ki, Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde yaşanan savaşlar ve acılar, bu huzurlu birliği bozmuştur. Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Yunan işgalinin yarattığı travmalar, bu kardeş toplulukla aramızda derin yaralar açmıştır. Devletin dört bir yanda savaş verdiği dönemde, bazı Karamanlı gruplar, dinî ve siyasî etkenlerin etkisiyle düşman safına geçmiş; diğerleri ise Türk Kurtuluş Mücadelesi’ne destek vermiştir.
Özellikle Papa Eftim önderliğinde kurulan Türk Ortodoks Kilisesi, milli mücadeleyi desteklemiş ve “Anadolu’da Ortodoksluk Sedası” adında bir gazete çıkararak Türk kimliğini vurgulamıştır. Ancak bu olumlu adımlar bile, 1923 Lozan Antlaşması ile alınan mübadele kararının önüne geçememiştir.
Zorunlu Göçün Acısı
Lozan Antlaşması hükümleri gereğince, yaklaşık 193.000 Karamanlı Türk, Rum sayılarak Yunanistan’a gönderilmiştir. Göç sırasında, Niğde’den yola çıkan insanlar, Ereğli’de toplanmış ve trenlerle Mersin Limanı’na taşınmışlardır. Çoğu denizi ilk kez görüyordu. Yunanistan’a vardıklarında, Türkçe konuşmaları yasaklanmış, saz çalmaları, türkü söylemeleri ve zeybek oynamaları bile engellenmiştir.Yunanistan’da “Turko Sporos” yani “Türk Tohumu” olarak aşağılanan bu insanlar, kültürel kimliklerini korumakta zorlanmış; birçoğu iki arada bir derede kalmıştır. Bu zorlu süreç, onların dilini, kültürünü ve kimliğini derinden etkilemiştir. Ancak gittikleri yerlerde, Anadolu’ya olan özlemlerini kaybetmemişlerdir.
Türkülerde Yaşayan Hasret
Göç eden Karamanlılar, gittikleri her yere Anadolu’nun türkülerini götürmüşlerdir. “Pınarbaşı Burma Burma” ve “Bastım Asmanın Dalına” gibi Niğde türkülerini seslendirmişlerdir. Çarıklı köyünden göç eden Karamanlıların torunlarından Thanasis Papanikolau, 1980 yılında bu türküleri kayıt altına almış ve “Kapadokya’dan Yankılar” adlı bir çalışmada yayınlamıştır.
Bu türküler, yalnızca birer melodi değil, aynı zamanda birer ağıttır. Göç sırasında söyledikleri şu ağıt, yaşadıkları acıyı en güzel şekilde ifade eder:
“Kicağaç evleri de vardır garışıh
Türklerinen Hiristiyannar barışık
....... narittik ne bulgur aşlık
Sevgili yurtları goyup gidelim
Ferman böyük yerden hatın edelim
Aşığın sadığın dertleri çoktur
Derdime dermanım akrabam yoktur
Ölümüm çoktur da zülumu haktır
Gidelim yavriler haydin gidelim”
Aç susuz çöllerde düşün gidelim
Ferman büyük yerden hatın edelim
Gidelim yavrular haydin gidelim
Evlerimiz birer birer sayıldı
Şu senede dirliğimiz bozuldu
Gidelim yavrular haydin gidelim
Aç susuz çöllerde gidelim.
Gide gide gundurama gum doldu
O sözlerin yüreğime derd oldu
Bahça bahça gezdim nar bulamadım
Ciğerim yandı da gar bulamadım
Erisin dağların garın erisin…..”
Kültürel İzler ve Karamanlıca
Karamanlılar, yazılı kültürlerini de Türkçe olarak oluşturmuşlardır. Ancak bu Türkçe, Yunan alfabesiyle yazılmıştır ve “Karamanlıca” olarak adlandırılmıştır. 1718’den itibaren İstanbul’da basılan Karamanlıca eserler, genellikle dini nitelikteydi. Hatta Evangelinos Misailidis’in yazdığı “Temaşa-i Dünya ve Cefakâr u Cefakeş”, Türkçe yazılmış ilk romanlardan biridir.
Bugün bile, Niğde’nin kilise yazıtlarında ve mezar taşlarında Karamanlıca izlerine rastlamak mümkündür. Örneğin, Niğde Müzesi’nde sergilenen Maria Grigoriu’ya ait mezar taşında, şu Türkçe dizeler yazılıdır:
"Sebeb­i mevtim civanıma meram etti felek
Genç yaşımda ömr­ü dünyayı haram etti felek
Ne tahammül eylesin kardaş, mader, ehl­i ayal
Yirmi beş yaşımda ömrümü hitam etti felek"
Karamanlı Türkleri’nin hikâyesi, ortak bir tarihin, derin bir kardeşliğin ve büyük bir ayrılığın hikâyesidir. Bu topraklarda aynı oyunları oynadık, aynı türküleri söyledik, aynı sofrada ekmeğimizi paylaştık. Onların bizden tek farkı dinleriydi.
Bugün, bu hikâyeden çıkaracağımız en önemli ders, farklılıklarımızı bir zenginlik olarak görmektir.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }