Niğde Sungurbey Camii’nde On İki Hayvanlı Türk Takviminin İzleri

Abone Ol

Medeniyetlerin oluşum süreci, çoğu zaman ani kopuşların değil, uzun süreli kültürel sürekliliklerin ürünüdür. Toplumlar, yeni dinler, yeni siyasi teşekküller ve yeni coğrafyalarla karşılaşsalar dahi, geçmişten taşıdıkları sembolik dünyayı bütünüyle terk etmezler. Bilakis, eski kültürel unsurlar yeni inanç ve düşünce sistemleri içerisinde yeniden yorumlanarak varlıklarını sürdürürler. Bu bakımdan tarih, yalnızca değişimin değil, aynı zamanda devamlılığın da tarihidir. Anadolu Türk sanatının birçok örneğinde görülen sembolik unsurlar da bu sürekliliğin somut tezahürleri arasında yer almaktadır.
Niğde Sungurbey Camii, bu açıdan yalnızca XIV. yüzyıl Anadolu mimarisinin önemli eserlerinden biri değil, aynı zamanda Türk kültür tarihinin derin katmanlarını yansıtan bir mekândır. İlhanlı Devleti döneminde, 1335 yılında Niğde Valisi Seyfettin Sungur Ağa tarafından inşa ettirilen yapı, mimari özellikleri bakımından Anadolu Selçuklu geleneğinin son büyük temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir. Özellikle doğu cephesinde yer alan çifte minareli taç kapısı, taş süslemeleri ve figürlü bezemeleri ile Anadolu Türk sanatında ayrıcalıklı bir yere sahiptir.
Sungurbey Camii'ni benzerlerinden ayıran en önemli hususlardan biri, taç kapı bezemelerinde görülen hayvan figürleridir. Anadolu'da figürlü süslemelere sahip dini yapı örnekleri son derece sınırlıdır. Bu bağlamda Kayseri Bünyan Ulu Camii ile birlikte Sungurbey Camii, figürlü taş süslemelerinin görüldüğü nadir yapılardan birini teşkil etmektedir. Ancak Sungurbey Camii'ni özgün kılan esas unsur, burada yer alan hayvan figürlerinin On İki Hayvanlı Türk Takvimi ile olan yakın ilişkisidir. Bu minvalde, Anadolu'daki camiler içinde Sungurbey Camisi, on iki hayvanlı Türk takvimine en çok yer veren eser olmasından dolayı tek örnektir.
Doğu taç kapısındaki bezemeler incelendiğinde, sıçan, öküz, pars, tavşan, ejder, at, horoz, köpek ve koyun figürlerinin işlendiği görülmektedir. Bu figürlerin dokuzu, Türklerin İslamiyet öncesi dönemlerden itibaren kullandıkları On İki Hayvanlı Türk Takvimi'nde yer alan hayvanlarla örtüşmektedir. Nitekim Anadolu'daki dini mimari içerisinde, takvim sistemine ait figürlerin bu derece yoğun ve sistematik biçimde kullanıldığı başka bir örnek bilinmemektedir.
Esasen On İki Hayvanlı Türk Takvimi, Türk kültür tarihinin en eski zaman anlayışlarından birini temsil etmektedir. Türk toplulukları arasında "müçe", "müçel" veya "müşel" adı verilen on iki yıllık devreler, yalnızca zamanın hesaplanmasında değil, aynı zamanda sosyal hayatın düzenlenmesinde de önemli bir işleve sahip olmuştur. Yıl başlangıcının Nevruz ile ilişkilendirilmesi, yaş hesaplarının müçel esasına göre yapılması ve her yılın belirli bir hayvan adıyla anılması, bu sistemin toplumsal hayat üzerindeki etkisini göstermektedir.
Bu noktada Sungurbey Camii'nde karşılaşılan figürler, yalnızca dekoratif unsurlar olarak değerlendirilmemelidir. Zira Türk kültüründe hayvanlar, tabiatın sıradan unsurları olmanın ötesinde sembolik anlamlar taşımaktadır. Boğa güç ve hâkimiyetin; pars cesaret ve hükümdarlığın, tavşan bereket ve talihin; at hareket, yolculuk ve dinamizmin; koyun ise sükûnet ve huzurun temsilcisi olarak kabul edilmiştir. Özellikle ejder figürü, Orta Asya'dan Selçuklu sanatına kadar uzanan geniş bir sembolik dünyanın önemli unsurlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu figür, kozmik güç, koruyuculuk ve kudret gibi anlam katmanlarıyla Türk sanatında müstesna bir yere sahip olmuştur.
Bununla birlikte, Sungurbey Camii'ndeki figürlerin varlığı, İslamiyet öncesi kültürel miras ile İslam medeniyeti arasında basit bir karşıtlık bulunduğu şeklinde yorumlanmamalıdır. Aksine, söz konusu bezemeler, kültürel devamlılığın ve sentez anlayışının bir göstergesi olarak değerlendirilmelidir. İlhanlılar döneminde Anadolu'da şekillenen sanat anlayışı, Selçuklu mirasını devam ettirirken aynı zamanda Orta Asya kökenli sembolik unsurları da bünyesinde muhafaza etmiştir. Bu durum, Türk-İslam sanatının kendine özgü karakterini meydana getiren temel özelliklerden biridir.
Nitekim milletlerin hafızası, devletlerden daha uzun ömürlüdür. Siyasi yapılar değişebilir, hanedanlar tarih sahnesinden çekilebilir, coğrafyalar farklılaşabilir; ancak kültür, kendisini yeni şartlara uyarlayarak yaşamaya devam eder. Türklerin İslamiyet'i kabul etmeleri de böyle bir tarihî süreklilik içerisinde gerçekleşmiştir. Eski kültürel kodlar bütünüyle terk edilmemiş, yeni inanç sistemi içerisinde yeni anlam katmanları kazanarak varlıklarını sürdürmüştür. Sungurbey Camii'nin taşlarında görülen hayvan figürleri de bu sürekliliğin mimariye yansımış tezahürlerinden biridir.
Sonuç itibarıyla Niğde Sungurbey Camii, mimari değeri kadar ikonografik özellikleri bakımından da Anadolu Türk sanatında müstesna bir yere sahiptir. On İki Hayvanlı Türk Takvimi'ne ait figürlerin bir dinî yapı bünyesinde bu denli yoğun biçimde yer alması, yapıyı yalnızca bir ibadet mekânı olmaktan çıkararak, Türk kültür tarihinin farklı katmanlarını bünyesinde bir araya getiren önemli bir medeniyet belgesi hâline getirmektedir.Bugün Sungurbey Camii'ne baktığımızda yalnızca yedi asırlık bir mabedi değil, aynı zamanda bozkırdan Anadolu'ya uzanan büyük yürüyüşün izlerini, Türk kültürünün derin hafızasını ve medeniyet sürekliliğinin sessiz ifadesini görebiliriz.
Bu bakımdan Sungurbey Camii, XIV. yüzyıl Anadolu'sunda şekillenen Türk-İslam sanatının, İslamiyet öncesi kültürel miras ile yeni dinî anlayış arasında kurduğu sentezin en dikkat çekici örneklerinden biri olarak değerlendirilmelidir.
Mehmet BAŞ

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }