Nakkāre ve Seslikaya(Nağrazan) Köyünün Hikâyesi

Abone Ol

Sözlükte "vurmak" anlamındaki nakr kökünden türeyen nakkāre, müzik tarihinin derinliklerinden günümüze taşınan bir çalgıdır. Müziği inceleyen organologlar, nakkāreyi, derisi sesliler sınıfında kâse davullar kategorisine dâhil ederler. Arapların vasıtasıyla Endülüs’e, oradan da Batı Avrupa’ya yayılan bu kadim çalgı, İspanyolca, Fransızca ve İtalyanca gibi dillerde de varlığını sürdürmüş; ayrıca Azerbaycan, Özbekistan, Ermenistan, Pakistan, İran, Hindistan ve Doğu Türkistan gibi coğrafyalarda da iz bırakmıştır. Azerbaycan’da “nagara” adıyla bilinen iki derili silindirik küçük davul, Anadolu’da dövme bakır veya pişmiş topraktan yapılan ve "çifte nağra" olarak adlandırılan halk müziği çalgılarına evrilmiştir. Türkiye’de aynı çalgı, “koltuk davulu” adıyla yaygınlaşmıştır.
Osmanlı döneminde mehterhâne takımının vazgeçilmez enstrümanlarından biri olan nakkāre, dövme bakırdan yapılan yarım küre şeklindeki gövdesine deve ya da eşek derisi gerilerek oluşturulurdu. Bu küçük çift davul, zahme veya tokmak adı verilen ahşap çubuklarla çalınırdı. Mehterhanede nakkāre çalanlara “nakkārezen” denir ve bu kişiler, mehter düzeninde zurnazenlerin yanında bağdaş kurarak ya da yürüyüş hâlinde at üzerinde çalarlardı. Nakkāre, Osmanlı mehter müziğinde olduğu kadar, tarikat ritüellerinde ve özellikle Mevlevî mûsikisinde de önemli bir yere sahipti. Mevlevî dergâhlarında “kudüm” olarak anılan bu çalgı, kutsal ritüellerin ahenkli bir parçasıydı. Evliya Çelebi’nin Seyahatnâme’sinde sıkça bahsettiği nakkāre ve kudüm, aynı çalgının farklı coğrafyalardaki isimleri olarak karşımıza çıkar. Bu tarihî yolculukta nakkārenin, Osmanlı toplumunun kültürel dokusunda bıraktığı iz büyüktür.
Bu müzik aletiyle bağlantılı olarak Anadolu’nun bir köyünün hikâyesi de oldukça dikkat çekicidir: Seslikaya Köyü.
SESLİKAYA KÖYÜ’NÜN TARİHİ VE HİKÂYESİ
Bugünkü Niğde iline bağlı Seslikaya Köyü, halk arasında eski adıyla “Narazan” veya “Nağrazan” olarak bilinir. Köyün tarihi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde sefere çıkan ordunun bu bölgede konaklamasına dayanır. Rivayete göre, ordunun burada kurduğu çadırlarda nakkāre çalınır ve bu alan "Nakkāre Meydanı" olarak anılır. Bu vurmalı çalgının yankılandığı kaya vadileri ve çalgının ahenkli sesi, köyün ilk ismine ilham vermiştir. Nitekim, Narazan kelimesinin "ses" ve "kaya" anlamlarını barındırması, bu hikâyeyi daha da anlamlı kılar.
Köyün yerleşim tarihi, Emirdağ’dan gelen beş kardeşin yaşadığı kıtlık sebebiyle bu bölgeye göç etmesine dayanır. Rivayetlerden birine göre, kardeşlerden biri memleketine geri dönerken diğerleri bu topraklarda kök salar. Kervan ticaretiyle uğraşan bu aile, bölgedeki zengin bitki örtüsü sayesinde develerini burada besler. Ancak çiftlik sahipleri, kardeşleri Emen Ovası’na sürmek isteseler de, kardeşler çiftliğin korunması amacıyla geri dönerek buraya yerleşirler.
Zamanla köy, farklı bölgelerden gelenler sayesinde büyür. Kayseri ve Aksaray’dan yapılan evlilikler ve yerleşen Bekdik aşireti mensupları köyün nüfusuna katkıda bulunur. Narazan adı, zaman içinde Seslikaya olarak değiştirilir; çünkü hem coğrafyanın özelliklerini hem de tarihi çağrışımları içinde barındırır.
Seslikaya Köyü, yalnızca bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda Osmanlı kültürünün bir yansımasıdır. Nakkāre meydanı olarak anılan bu topraklarda yankılanan o eski mehter nağmeleri, köyün tarihî kimliğinin bir parçasıdır.
Osmanlı’nın vurmalı sazları eşliğinde yankılanan sesler, bu köyün tarihî belleğinde hâlâ yaşamaya devam eder.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }