Anadolu coğrafyasında bazı şehirler vardır ki onlar, binlerce yılın hafızasını omuzlarında taşırlar. Bu topraklar medeniyetlerin geçit töreni gibidir. Bir medeniyet gelir, kendi izini bırakır; ardından başka bir medeniyet gelir ve öncekinin üzerine yeni bir hayat inşa eder. Böylece toprak, sadece insanı değil, tarihi de saklayan sessiz bir sandığa dönüşür. İşte Tyana da böylesine kadim şehirlerden biridir.
Bugünkü resmî adıyla Kemerhisar olarak bildiğimiz Tyana, yalnızca Niğde'nin değil, Anadolu'nun en eski yerleşim merkezlerinden biridir. Binlerce yıllık geçmişi boyunca sayısız devletin hâkimiyetine girmiş, farklı kültürlerin buluştuğu büyük bir medeniyet merkezi olmuştur. Bugün sakin görünen sokaklarının altında, insanlık tarihinin en önemli katmanlarından bazıları uyumaktadır.
Tyana'nın tarihi, yazılı tarihin başlangıcına kadar uzanır. Hattilerle başlayan bu uzun yolculuk; Luviler, Hititler, Frigler, Kimmerler, Persler, Romalılar, Abbasiler, Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılarla devam etmiş; her biri bu topraklara kendi mühürlerini vurmuştur. Anadolu'da böylesine kesintisiz bir yerleşim tarihine sahip şehir sayısı oldukça azdır. Bu yönüyle Tyana yalnızca bir antik kent değil, adeta medeniyetlerin birbirine bıraktığı büyük bir mirastır.
Özellikle Orta Çağ'ın ortalarına kadar bölgede hâkimiyet kuran devletler için Tyana yalnızca bir yerleşim merkezi olmamış; aynı zamanda askerî, siyasî ve dinî bakımdan büyük önem taşıyan bir şehir, zaman zaman da başkent olmuştur. Güçlü devletlerin gözünü üzerine çevirmesi tesadüf değildir. Çünkü Anadolu'nun doğu ile batıyı, kuzey ile güneyi birbirine bağlayan önemli geçiş güzergâhlarından biri üzerinde yer almaktadır. Coğrafya, tarih boyunca kaderi belirlemiştir; Tyana'nın kaderini de bulunduğu konum tayin etmiştir.
Bugünkü Kemerhisar'ın belediye teşkilatı 1916 yılında kurulmuştur. O yıllarda beldenin adı Kilisehisar'dır. Cumhuriyet döneminde ise, 1935 yılında Niğde İl Meclisinin aldığı kararla, Roma döneminden günümüze ulaşan görkemli su kemerlerinden dolayı yerleşim yerinin adı Kemerhisar olarak değiştirilmiştir.
Tyana'nın bulunduğu coğrafya da en az tarihi kadar dikkat çekicidir. Doğuya doğru yükselen yaylalar, güneye ve batıya doğru genişleyen bereketli Emen Ovası ile birleşir. Bölgenin önemli bir kısmı Obruk Platosu üzerinde yer alır. Ufuk çizgisini süsleyen Aladağlar, kuzeyde yükselen Hasan ve Melendiz dağları, bu kadim şehrin doğal muhafızları gibidir. Deniz seviyesinden yaklaşık 1100 metre yüksekte bulunan Tyana, tarih boyunca hem verimli toprakların hem de zengin su kaynaklarının sağladığı avantajlarla sürekli iskân görmüştür.
Tyana denildiğinde akla ilk gelen eserlerin başında Roma su kemerleri gelir. Bugün hâlâ ayakta duran bu görkemli yapı, Roma mühendisliğinin Anadolu'daki en önemli örneklerinden biridir. M.S. II. ve III. yüzyıllarda inşa edilen kemerler, Roma Havuzu olarak bilinen büyük antik havuza hayat veren kaynak sularını kilometrelerce uzaklıktan şehre ulaştırmak amacıyla yapılmıştır.
Su kemerlerinin önemli bir bölümü bugün toprağın altında gizlenmektedir. Yüzyılların yıpratıcı etkisine rağmen ayakta kalmayı başaran bu taş yapılar, yalnızca su taşımamış; Roma'nın mühendislik bilgisini, estetik anlayışını ve şehircilik kültürünü de günümüze taşımıştır. Bugün Tyana Ören Yeri, I., II. ve III. derece arkeolojik sit alanı olarak koruma altındadır. Ancak görünen kısmın, toprağın altında gizlenen büyük şehrin yalnızca küçük bir bölümü olduğu bilinmektedir.
Gerçekten de Tyana'nın asıl zenginliği henüz bütünüyle ortaya çıkarılabilmiş değildir. Bugüne kadar gerçekleştirilen arkeolojik kazılar, Roma dönemine ait çok sayıda yapıyı ve eseri gün yüzüne çıkarmıştır. Fakat uzmanların ortak kanaati, sistemli ve uzun soluklu kazılar yapıldığı takdirde Tyana'nın Anadolu tarihini yeniden yorumlatabilecek büyüklükte keşiflere ev sahipliği yapabileceği yönündedir.
Çünkü bu toprakların altında yalnızca Roma değil; Hititlerden Perslere, Friglerden Kapadokya Krallığı'na kadar uzanan sayısız medeniyetin katmanları bulunmaktadır. Her kazma darbesi, tarihin farklı bir sayfasını açmaktadır. Bu yönüyle Tyana, Anadolu arkeolojisinin henüz tamamı okunmamış en önemli kitaplarından biridir.
Kapadokya Krallığı'nın uzun yıllar başkentliğini yapmış olması da Tyana'nın tarihî önemini açıkça göstermektedir. Böylesine güçlü bir devletin yönetim merkezi olmak, şehrin ekonomik, kültürel ve askerî açıdan ulaştığı seviyeyi göstermesi bakımından oldukça değerlidir.
Tyana'nın dünya tarihindeki önemini artıran isimlerden biri de Tyanalı Apollonios'tur. Antik dünyanın en dikkat çekici filozoflarından biri olarak kabul edilen Apollonios, tarihin bilinen ilk vejetaryenlerinden biri olarak anılmaktadır. Onun düşünceleri ve hayatı, yalnızca felsefe tarihi açısından değil, dinler tarihi bakımından da uzun yıllardır araştırmalara konu olmaktadır. Özellikle Aytunç Altındal'ın Yoksul Tanrı adlı eserinde Tyanalı Apollonios hakkında ortaya koyduğu değerlendirmeler, bu kadim şehrin düşünce tarihindeki yerini anlamak bakımından dikkat çekicidir.
Tyana'nın önemi yalnızca antik çağlarla sınırlı değildir. Osmanlı Devleti döneminde de burası stratejik bir merkez olmayı sürdürmüştür. Çünkü kara barut üretiminin temel hammaddesi olan güherçile burada üretilmekteydi. Kurulan baruthanede işlenen güherçile, Osmanlı ordusunun kullandığı kara baruta dönüştürülüyordu. Dolayısıyla Tyana, yalnızca tarımın ve ticaretin değil, askerî lojistiğin de önemli merkezlerinden biri hâline gelmişti. Devletin savaş gücünü destekleyen bu üretim, şehrin Osmanlı dönemindeki stratejik değerini ortaya koymaktadır.
Bugün ise Tyana, tarih kadar bereketiyle de anılmaktadır. Özellikle meşhur Kemerhisar üzümü, bölgenin en önemli tarımsal değerlerinden biridir. Verimli Emen Ovası'nın sunduğu imkânlar sayesinde bağcılık yüzyıllardır burada yaşamaya devam etmektedir. İlkbaharda yemyeşil bağlara dönüşen topraklar, sonbaharda üzüm salkımlarının bereketiyle başka bir güzelliğe bürünür.
Bu topraklarda yaşayan insanların kültürü de en az tarihi kadar köklüdür. Bölgenin sosyal dokusunu büyük ölçüde Yörük-Türkmen kültürü oluşturur. Orta Asya'dan Anadolu'ya taşınan gelenekler, düğünlerden yayla kültürüne, misafirperverlikten gündelik yaşama kadar pek çok alanda hâlâ canlılığını korumaktadır. Tyana'nın kültürel kimliği, binlerce yıllık medeniyet mirası ile Türkmen geleneğinin iç içe geçtiği özgün bir karakter taşımaktadır.
Bölgenin sahip olduğu doğal zenginlikler de dikkat çekicidir. Günümüzde hâlen işletilen karbondioksit yatakları, Tyana'nın ekonomik hayatına katkı sağlamaya devam etmektedir.
Bugün Tyana sokaklarında dolaşırken, belki yalnızca taş evleri, bağları ve su kemerlerini görürüz. Fakat biraz dikkatle bakıldığımızda göreceğimiz şey bundan çok daha fazlasıdır. Burada yürüyen herkes, aslında binlerce yıllık medeniyetlerin ayak izleri üzerinde yürümektedir. Her taşın altında başka bir çağ, her kazının altında başka bir uygarlık, her su damlasında başka bir hikâye saklıdır.
Tyana, yalnızca geçmişin hatırası değildir. O, Anadolu'nun kesintisiz medeniyet yürüyüşünün canlı şahididir. Kimi zaman bir Hitit ayinini, kimi zaman Roma lejyonlarının ayak seslerini, kimi zaman Selçuklu akıncılarının nal izlerini, kimi zaman da Osmanlı baruthanelerinin dumanını taşımıştır. Bugün ise bağları, bahçeleri, su kemerleri ve toprağının altında uyuyan büyük tarihiyle, Niğde'nin en kıymetli hazinelerinden biri olarak varlığını sürdürmektedir.
Mehmet Baş