Her Gülün Bir Dikeni Olmalı

Abone Ol

İnsan, hayata çoğu zaman kendi kalbinin rengini giydirerek bakar. Dürüst olan, herkesi dürüst; merhametli olan, herkesi merhametli; vefalı olan da herkesi vefalı zanneder. Oysa dünya, tek bir düzenin üzerine kurulmuş bir yer değildir. Aynı göğün altında iyilik de büyür, kötülük de; aynı güneş, hem gülleri açtırır hem dikenleri büyütür.
Belki de bu yüzden iyilik, çoğu zaman yanlış anlaşılan erdemdir. İyi olmak, herkese inanmak değildir. Merhamet, tedbirsizliğin; dürüstlük ise savunmasızlığın adı olamaz. Çünkü fazilet, yalnızca temiz bir kalbe sahip olmak değil; o kalbi kirletmeden koruyabilmektir.
Tabiat, insanın unuttuğu hakikatleri sessizce yaşatmaya devam eder. Gül bunun en zarif örneğidir. Kokusunu bütün rüzgârlara bırakırken dikenini de unutmaz. Çünkü bilir ki güzelliği koruyamayan zarafet uzun ömürlü değildir. Diken, öfkenin değil; haysiyetin dilidir. Başkasını incitmek için değil, kendi varlığını hoyratlığa teslim etmemek için vardır. İnsan da kalbinin etrafında böyle görünmez dikenler taşımalıdır.
Çocukluğunu güven içinde geçiren insanlar, dünyanın da aynı şekilde döndüğünü sanırlar. Başkalarının vicdanını kendi vicdanlarının terazisinde tartar, sözlerini kendi sözleri kadar namus bilirler. Sonra bir gün anlarlar ki herkes aynı terbiyenin, aynı emeğin, aynı ahlâkın çocuğu değildir. Bazılarının pusulasını vicdan değil, menfaat çevirir. Onlar için insan, sevilecek bir gönül değil; kullanılacak bir imkândır.
İşte hayatın en sessiz kırılmaları burada başlar. Oysa insanın kendini koruması, iyi olmaktan vazgeçmesi değildir. Aksine, iyiliğini muhafaza etmesidir. Çünkü sınır koyamayan merhamet, zamanla istismarın en kolay kapısına dönüşür. Herkese açılan kapılar, sonunda ev sahibini dışarıda bırakır. Her sırrın paylaşıldığı yerde güven ölür. Her "evet", insanı biraz daha kendisinden uzaklaştırır. Bu yüzden bazen söylenen en güzel söz, vakti gelmiş bir "hayır"dır.
Nezaketi zayıflık sananlar, aslında gücün ne olduğunu hiç anlamamış olanlardır. Gerçek kuvvet, bağıran değil; gerektiğinde susabilen iradede saklıdır. Asıl cesaret, öfkeye teslim olmak değil; öfkenin içinden vakarını kaybetmeden geçebilmektir. Çünkü merhametin de bir omurgası vardır. Omurgasını kaybeden iyilik, ayakta kalamaz.
Hayat, insana geç öğrettiği dersleri pahalıya öğretir. Bunlardan biri de şudur: Her insan sevilmeye layıktır; fakat herkes güvenilmeye layık değildir. Saygı evrenseldir; güven ise kazanılır. Çünkü güven, sözlerin değil; sadakatin imzasını taşıyan sessiz bir emanettir.
Kalbin kapısını tamamen kapatmak, umudu öldürmektir. Fakat kapısını eşiğinden mahrum bırakmak da hikmeti kaybetmektir. İnsan, gönlünü kaleye çevirmemeli; ama rüzgârın önündeki sahipsiz bir çadıra da dönüştürmemelidir. Her evin bir kapısı, her kapının bir eşiği olduğu gibi, her temiz kalbin de dokunulmaz bir hududu olmalıdır.
Çünkü kötülük, çoğu zaman kapıları zorlayarak değil; ardına kadar açık bulduğu kapılardan içeri girer.
Gülü gül yapan yalnızca kokusu değildir. Ona uzanan eli bir an düşündüren dikeni de güzelliğinin ayrılmaz parçasıdır. Zarafet ile kuvvet birbirinin zıddı değildir; aksine birbirini tamamlayan iki hakikattir. İncelik, savunmasız olmak demek değildir. Asıl olgunluk, kalbini taşlaştırmadan güçlü kalabilmek; merhametini eksiltmeden sınır çizebilmek; iyiliğini kaybetmeden kendini koruyabilmektir.
Çünkü korunmayan iyilik tükenir. Korunabilen iyilik ise yalnızca sahibini değil, dokunduğu bütün hayatları güzelleştirir. Tıpkı gül gibi... Kokusunu cömertçe dağıtır; fakat dikeninden de vazgeçmez.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }