Esaretin Gölgesinde Bir Çamardılı: Mülâzım-ı Sani Mahmud Bey (Pınar)

Abone Ol

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından geriye yalnızca harap şehirler, yıkılmış imparatorluklar ve mezar taşları kalmadı. Savaşın görünmeyen yüzünde, yıllarca gurbetin ortasında, dikenli tellerin gerisinde unutulmuş binlerce insan kaldı. İşte Birinci Dünya Savaşı’nın en acı miraslarından biri de İngilizlerin Mısır’da kurduğu esir kamplarıydı.
Osmanlı Devleti, Trablusgarp ve Balkan Harpleri’nin yaralarını henüz saramamışken kendisini büyük bir cihan yangınının içerisinde bulmuştu. Yemen’den Galiçya’ya, Kafkaslardan Çanakkale’ye kadar uzanan geniş coğrafyada savaşan Türk askerleri yalnızca kurşunla değil, açlıkla, hastalıkla ve ayrılıkla da mücadele etmişlerdi. Cephelerde can verenlerin yanında, yüzbinlerce asker İngilizlere esir düşmüş ve savaşın bitmesiyle dahi sona ermeyen başka bir çilenin içine sürüklenmişti.
Mısır’daki Tura Kampı, bu esaret coğrafyasının en bilinen duraklarından biriydi. Süveyş Kanalı çevresindeki çarpışmalarda ele geçirilen Türk askerleri buraya getiriliyordu.
Kamplarda günler birbirine benziyor, zaman ağır akıyordu. Bir tarafta hastalıklar, diğer tarafta belirsizlik… Kimi asker memlekette bıraktığı anne babasının yaşayıp yaşamadığını bilmiyor, kimi nişanlısının kendisini bekleyip beklemediğini düşünüyordu. Bazıları ise yıllar sonra döndüklerinde evlerini harap, ailelerini dağılmış bulacaklardı.
Bu kamplarda Medine Müdafii Fahreddin Paşa’dan Binbaşı Mehmed Arif Seyhun’a kadar pek çok isim bulunmuştu. Fakat tarihin satır aralarında unutulmaya yüz tutmuş nice Anadolu evladı da vardı. Onlardan biri de Niğde’nin Toroslara yaslanmış güzel ilçesi Çamardı’dan çıkan Mülâzım-ı Sani Mahmud Bey idi.
1893 yılında Çamardı’da dünyaya gelen Mahmud Bey, Rüştiye ve İdadi tahsilini tamamlamış, genç yaşında devletine hizmet etmeyi kendisine vazife bilmişti. Cihan Harbi başladığında yedek subay olarak orduya katıldı. Henüz hayatının baharındaydı. Arkasında ailesini, çocukluk hatıralarını, bırakıp Yemen yollarına düştü.
Yemen…
Türk askerinin tarih boyunca en ağır imtihanlarından biri.
Gidenin dönmediği, dönenin ise artık eski insan olmadığı o uzak coğrafya…
Mahmud Bey, 128. Alay'ın 3. Taburunda teğmen rütbesiyle görev yaptı. Sıcak, susuzluk ve hastalıkla mücadele ederek vazifesini yerine getirdi. Bir süre sonra memleketine döndü. Belki Çamardı'nın dağlarına bakıp savaşın bittiğini, artık huzurlu günlerin başlayacağını düşündü. Fakat kader ona başka bir yol hazırlıyordu.

1917 yılında yeniden silah altına çağrıldı.

Bu defa Hicaz cephesindeydi.

Artık Osmanlı Devleti yorgundu. Cepheler daralıyor, imparatorluk çekiliyordu. Mondros Mütarekesi imzalanmış, fakat uzak cephelerdeki askerler henüz evlerine kavuşamamıştı. Mahmud Bey de Hicaz Kuvve-i Seferiyesi'nin 58. Fırka mıntıkasında vazife yaparken, 9 Mart 1919 tarihinde Mekke yakınlarındaki Yenbü'l Bahr İskelesi'nde İngilizlere esir düştü.
Bir asker için mağlubiyetin acısı ağırdır; fakat esaret daha ağırdır.
Çünkü savaş meydanında insan düşmanını görür. Esarette ise düşman zamandır.
Mahmud Bey'i Mısır'a götürdüler. Kahire'nin Tura kampında geçen günler birbirinin aynıydı. Sabahlar memleket özlemiyle başlıyor, geceler yine aynı hasretle bitiyordu. Çamardı'nın serin yaylaları ile Nil kıyılarının sıcak rüzgârları arasında sıkışmış bir ömür yaşanıyordu.
Esaretin en büyük acısı yalnızlık değildi.
Belirsizlikti.
Mahmud Bey, ailesini Mısır'a getirebilmek için çareler aramıştı. İnsan memleketinden uzakta, sevdiği insanlardan ayrı kalınca dünyanın bütün genişliği daralıveriyordu. Maddi sıkıntılar da peşini bırakmamıştı. Hakkı olan maaşını alabilmek için çeşitli makamlara müracaat etmiş, yılların biriktirdiği alacağını talep etmek zorunda kalmıştı. Bir Osmanlı subayı için bu durum başlı başına bir hüzündü.
Belki de bir gün yeniden memleket toprağına basacağı günü hayal ediyordu.
Bugün Çamardı sokaklarında yürüyen pek çok insan, bundan bir asır önce aynı topraklardan çıkıp Yemen çöllerine giden, Hicaz'da savaşan ve Mısır'daki dikenli tellerin ardında memleket hasretiyle yaşayan Mahmud Bey'i bilmez. Bunun için hatırlatmak ve hatırlamak gerekiyor. Aziz ruhları şad olsun.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }