Dut Ağacının Gölgesinde Nal Sesleri

Abone Ol

Çocukluk anılarımın en güzellerinden biri, Kasım amcamın atı Alkız’ın nallanışını izlediğim o gündü. O dönemler, hayvanların köy yaşamındaki önemi o kadar büyüktü ki her birinin kendine has bir hikayesi vardı. Atlar, öküzler, eşekler ve hatta köydeki birkaç katır; her biri hayatın ayrılmaz bir parçasıydı. Köyün sokaklarında at nalının taşlara vurdukça çıkardığı o ritmik ses, adeta yaşamın melodisi gibiydi.
Kasım amcamın atı Alkız, köydeki diğer atlardan farklıydı. Kestane rengi tüyleri güneş ışığında ipek gibi parıldar, alnındaki yıldız şekli ise ona asil bir hava katardı. O yıllarda atlar sadece bir binek hayvanı değil, evin bir horantası gibi görülürdü. Çocuklar onunla konuşur, her sabah sevgiyle okşar, bazen taze yonca getirip elinden yedirirlerdi.
O gün köyde büyük bir hareketlilik vardı. Nalbant köy meydanındaki yaşlı dut ağacının altına tezgâhını kurmuştu. Elindeki nal, örs üzerinde çekiç darbeleriyle kıvılcımlar saçıyor, etrafa metalin keskin kokusu yayılıyordu. Biz çocuklar, dut ağacının gölgesine oturmuş, büyülenmiş gibi bu sanatı izliyorduk. Amcam, Alkız’ı nalbantın yanına getirirken onunla konuşuyor, sakinleştiriyordu. Alkız, amcamın sesine itaat edercesine başını eğmiş, sessizce bekliyordu.
Eski nal özenle sökülüp bir kenara bırakıldı. Nalbant, Alkız’ın tırnaklarını özel bir bıçakla yontarak temizlemeye başladı. Bu işlem sırasında çıkan hafif talaş kokusu burnuma dolarken, nalbantın ellerindeki maharet ve sabır gözlerimi kamaştırıyordu. Ardından nal, Alkız’ın tırnağına yerleştirildi. Çekiç darbeleri tırnağa tam uyacak şekilde nalı biçimlendirdi. Çakılan mıhların uçları kerpetenle kesilip çekiçle perçinlenirken, nalbantın bu işteki ustalığı herkesin takdirini topluyordu.
Nallama işlemi bittiğinde, Alkız sanki daha da heybetli duruyordu. Amcam gururla Alkız’ın boynunu okşadı ve ona tatlı bir teşekkür fısıldadı. Biz çocuklar ise bu büyülü anın etkisinden çıkamadan dağıldık.
Köydeki o yıllar, hayvanların yaşamımızdaki yeri çok büyüktü. Sabah erkenden öküzlerle tarlaya gidilir, atlarla yolculuk yapılırdı. Atların hem gücü hem de sadakati, insanlar için paha biçilemezdi. Alkız da bu sadakatin ve gücün en güzel sembolüydü.
Ama zaman acımasız bir şekilde aktı. Teknoloji köyümüze geldiğinde, traktörler ve motorlu araçlar hayvanların yerini almaya başladı. Alkız yaşlandı, ayakları artık eskisi kadar güçlü taşıyamaz oldu. Bir gün Kasım amcam, sessiz bir hüzünle onun vefat ettiğini söyledi. İçimde bir şeylerin koptuğunu hissettim. Alkız, çocukluğumun en güzel günlerini de alıp gitmiş gibiydi.
Yıllar geçti. Artık ne Alkız var ne de Kasım amcam. Dut ağacının gölgesi bile eskisi kadar serin değil sanki. Hayatın koşuşturmacasında kaybolan bu anılar, bugün hâlâ içimde tatlı bir sızı bırakıyor. Gözlerimi kapattığımda, o eski günlerin sesi kulaklarımda yankılanıyor: Çekiç darbelerinin yankısı, Alkız’ın huzurlu bakışları ve Kasım amcamın sevgisi…
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }