Dağların Gölgesinde Bir Yurt: Balcı (Eski Adıyla Cücü) Köyü

Abone Ol

Melendiz Dağları'nın eteklerinde, tabiatın adeta koruyucu kolları arasına gizlenmiş bu yerleşim, yalnızca doğal güzellikleriyle değil, binlerce yıla uzanan tarihî geçmişiyle de dikkat çeker. Her kayasında, her vadisinde ve her eski patikasında farklı bir çağın ayak izleri hissedilir. Roma'nın ilk Hristiyanları, Bizans'ın keşişleri, Selçuklu akıncıları, Karamanoğlu beyleri, Osmanlı köylüleri ve Cumhuriyet'in üretken insanları aynı coğrafyada birbirini takip etmiş; her nesil bu toprağa kendi hikâyesini bırakmıştır.
Balcı Köyü'nün tarihî varlığı yalnızca sözlü anlatılarla sınırlı değildir. Osmanlı Devleti'nin 1834 yılı nüfus sayımında köyün adına açık biçimde rastlanmaktadır. Nüfus defterinde yerleşimin adı "Karye-i Cüdi nam-ı diğer Cücü" şeklinde kaydedilmiştir. Bu kayıt, köyün en azından XIX. yüzyılın ilk yarısında düzenli ve yerleşik bir nüfusa sahip olduğunu göstermektedir.
Sayıma göre köyde 69 hane bulunmakta ve bu hanelerde toplam 266 erkek yaşamaktadır. Osmanlı dönemindeki nüfus sayımlarında kadınlar kaydedilmediğinden gerçek nüfusun bunun oldukça üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Köy halkının "Cücülü" olarak anılması da bu tarihî ismin yüzyıllar boyunca yaşamaya devam ettiğini göstermektedir.
Cumhuriyet döneminde ise köyün adı değiştirilerek "Balcı" yapılmıştır. Ancak yeni isim resmî kayıtlara geçse de eski ad, halkın hafızasında yaşamayı sürdürmüş; yaşlı kuşaklar kendilerini uzun yıllar "Cücülü" olarak tanımlamaya devam etmiştir.
Cücü Vadisi çağlar boyunca insanların gelip yerleştiği bir yer olmuştur. Vadinin coğrafi yapısı incelendiğinde, buranın insanlar tarafından tesadüfen seçilmiş bir yer olmadığı kolaylıkla anlaşılır.
Melendiz Dağları'nın doğal kıvrımları arasında saklanan bu dar vadi, dışarıdan bakıldığında adeta doğal bir kale görünümündedir. Yüksek kayalıklar, dar geçitler ve kolay savunulabilir yapısı nedeniyle tarih boyunca birçok topluluk için güvenli bir sığınak olmuştur.
Vadinin girişinde yükselen kayalıklar, içeride yaşayanlara hem düşmanı önceden görme hem de saldırılara karşı doğal savunma imkânı sağlamaktadır. İşte bu nedenle Cücü'nün bulunduğu alan, yüzyıllar boyunca farklı medeniyetler tarafından tercih edilmiştir.
Bugün bile bahar aylarında vadinin yeşile bürünen görüntüsü, insanı yüzyıllar öncesine götürecek kadar etkileyicidir. Kayaların arasından süzülen sular, meyve ağaçları ve yamaçlara serpiştirilmiş eski tarım alanları, insanla tabiatın uzun ortaklığını sessizce anlatmaktadır.
Köyün en dikkat çekici tarihî zenginliklerinden biri, Hristiyanlığın ilk dönemlerine ait olduğu düşünülen yer altı şehirleridir.,
Özellikle Beşkat Mevkii'nde bulunan yer altı yerleşimleri, bölge halkının anlattığına göre Hz. İsa'ya inanan ilk Hristiyan topluluklarının Roma baskısından korunmak amacıyla kullandıkları sığınaklardır.
Anadolu'nun birçok bölgesinde olduğu gibi Kapadokya havzasında da ilk Hristiyanlar uzun yıllar boyunca baskı altında yaşamış, ibadetlerini gizlice yapmak zorunda kalmışlardır. Bu nedenle yer altına oyulan şehirler yalnızca barınak değil; aynı zamanda ibadet, eğitim ve günlük hayatın sürdürüldüğü güvenli yaşam alanları hâline gelmiştir.
Köy halkının bildiği kadarıyla yalnızca Beşkat'ta değil, köy içerisinde de birbirinden bağımsız yaklaşık üç farklı yer altı şehri bulunmaktadır. Bu yapıların büyük bölümü henüz bilimsel anlamda araştırılmış değildir. Toprağın altında hâlâ keşfedilmeyi bekleyen odalar, galeriler ve geçitler bulunduğu düşünülmektedir.
Balcı'nın bu yönü, onu yalnızca yerel tarih açısından değil, Anadolu arkeolojisi açısından da önemli bir yerleşim hâline getirmektedir.
Yer altı şehirlerinden daha eski izlere de rastlanmaktadır. Vadinin çeşitli noktalarında görülen kaya oyma mekânlar, taş duvar kalıntıları ve eski yerleşim izleri, bölgede Hristiyan topluluklarının uzun yıllar yaşadığını düşündürmektedir.
Köy büyüklerinin anlattığına göre yakın zamanlara kadar mübadeleyle bölgeden ayrılan Hristiyan ailelerden söz edilmekte, özellikle Değenlibağ adı verilen yer bu hatıralarla anılmaktadır.
Bugün geriye yalnızca taş duvarlar, oyulmuş kayalar ve sessiz kalıntılar kalmış olsa da bunlar, yüzyıllar boyunca aynı vadide farklı inançlardan insanların yaşadığını göstermektedir.
Cücü'nün bulunduğu coğrafya yalnızca tarım açısından değil, askerî bakımdan da son derece önemliydi.
Anadolu'nun güneyi Toros Dağları ile çevrilidir. Güneyden gelen orduların Anadolu içlerine girebilmesi için Gülek Boğazı'nı, yani tarihî Kilikya Kapıları'nı geçmeleri gerekiyordu.
Bu geçidin ardından karşılarına Karadağ, Hasandağı ve Melendiz Dağları'nın oluşturduğu ikinci doğal savunma hattı çıkıyordu.
İşte Cücü tam bu hattın üzerinde yer alıyordu.
Ortaköy tarafından Niğde'ye ulaşan eski yolların yanı sıra, Melendiz vadilerini takip ederek Cücü Burnu üzerinden geçen daha kısa bir güzergâhın bulunduğu köy halkı tarafından anlatılmaktadır.
Bu yolun güvenliği için çevrede birçok gözetleme noktası oluşturulduğu düşünülmektedir.
Üçtepeler ve Eski Hisarlar
Cücü Burnu merkez kabul edildiğinde karşıya doğru uzanan üç ayrı tepe dikkati çeker.
Bugün "Üçtepeler" adıyla bilinen bu yükseltilerin her birinde eski hisar kalıntıları bulunmaktadır.
Köy halkı bu yapıların birbirleriyle bağlantılı olduğunu, geçmişte haberleşme ve savunma amacıyla kullanıldığını anlatmaktadır.
Üçtepeler'in ilerisinde ise Asarcık Kalesi ve Emirhan Mevkii yer almaktadır.
Bu üç nokta birlikte değerlendirildiğinde Melendiz eteklerinde uzanan tarihî bir savunma ve gözetleme hattının varlığı hissedilmektedir.
Emirhan Mevkii'ne ulaşıldığında ise Niğde Ovası bütün açıklığıyla görülebilmektedir.
Köyde kuşaktan kuşağa aktarılan sözlü anlatılara göre Emirhan Hazretleri, Anadolu Selçuklu Devleti'ne bağlı bir uç beyidir.
Rivayete göre bölgenin güvenliğinden sorumlu olan Emirhan, Melendiz hattını kontrol altında tutmuş ve Niğde çevresinin korunmasında görev üstlenmiştir.
Bu anlatılar yazılı belgelerle doğrulanmış bilgiler olmaktan ziyade köyün sözlü tarihinin önemli parçalarıdır. Ancak Anadolu'nun birçok yerinde olduğu gibi sözlü kültür, tarihî hafızanın korunmasında önemli bir rol oynamaktadır.
Köyün kuruluşuna dair en bilinen anlatı Karamanoğulları dönemine uzanır.
Köy halkının anlattığı rivayete göre Cüdi Bey, Karamanoğulları Beyliği'ne bağlı bir beydir. Zamanla beyliğin yönetimiyle anlaşmazlığa düşer ve hakkında yakalama emri çıkarılır. Bunun üzerine obasıyla birlikte Melendiz Dağları'nın sarp vadilerine çekilir.
Bugünkü köyün bulunduğu güvenli vadiye yerleşerek yeni bir oba kurar.
Anlatıya göre Cüdi Bey kısa boylu olduğu için halk arasında "Cücü" lakabıyla anılmış; zamanla bu ad yerleşimin ismi hâline gelmiştir.
Köyün kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Ancak sözlü anlatılarda kuruluşun yaklaşık XV. yüzyılın ortalarına, yani 1450'li yıllara kadar uzandığı ifade edilmektedir.
Köy halkı uzun yıllar boyunca yalnızca dağ eteklerinde ve vadi içerisinde yaşamıştır.
Bugün "Yazı" olarak bilinen verimli ova ise o dönemlerde Değenli adıyla bilinen Hristiyan yerleşiminin kullanımındadır.
Köy büyüklerinin anlattığına göre Cücülüler uzun yıllar boyunca bu ovaya inememiş, geçimlerini dağ yamaçlarını taşlardan temizleyerek oluşturdukları küçük tarım alanlarından sağlamışlardır.
Harım, Kelen Kavun ve Zamir'in Tarlası gibi bugün hâlâ bilinen yer adları o dönemin emek dolu günlerinden kalan sessiz hatıralardır.
Daha sonraki yıllarda Değenli yerleşiminin boşalmasıyla birlikte ova Cücü Köyü'nün kullanımına geçmiş ve köylüler daha geniş tarım alanlarına kavuşmuştur.
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde Balcı halkının en önemli geçim kaynaklarından biri arıcılık olmuştur.
Ense Çay'ın eteklerinden Batağa kadar uzanan yamaçların yüzlerce arı kovanıyla dolu olduğu anlatılır.
Bahar geldiğinde çiçeklerle dolan Melendiz yamaçlarında çalışan arıların uğultusu vadinin ayrılmaz sesi hâline gelirmiş.
Üretilen bal yalnızca Bor'da değil çevre köylerde de büyük ün kazanmış, "Cücü Balı" adı uzun yıllar dilden dile dolaşmıştır.
Köy adının Cumhuriyet döneminde "Balcı" olarak değiştirilmesinin de halk arasında bu meşhur arıcılıkla ilişkilendirildiği anlatılmaktadır.
Balcı yalnızca balıyla değil, karpuzu, kavunu, fasulyesi ve çalışkan insanlarıyla da tanınmıştır.
Melendiz'in sularıyla beslenen verimli topraklar, köy halkının emeğiyle birleşince yıllarca çevrenin en kaliteli ürünlerini vermiştir.
Yaşlıların anlattığına göre Cücü karpuzu ve kavunu yaz mevsiminin en çok aranan ürünleri arasında yer alırdı. Köyün fasulyesi ise lezzetiyle ün salmıştı.
Bütün bunlar gösteriyor ki Balcı, sıradan bir Anadolu köyü değildir. O, Melendiz Dağları'nın eteğinde yüzyıllar boyunca şekillenmiş çok katmanlı bir tarih hazinesidir. yalnızca bir köyün geçmişini değil, Anadolu'nun uzun ve zengin serüvenini de yansıtır.
Kaynakça: Doğan, Mahmut (Haz.). (2012). Anadolu'da Bir Köy Monografisi: Diyar-ı Meşhur Cücü Karyesi. İstanbul.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }