Bolkar Dağları’nın Nazlı Çiçeği: Ağlayan Gelin, Ters Lale

Abone Ol

Bolkar Dağları’nın gökyüzüne uzanan şahikalarında, sonsuz bir aşkın sırlarını saklayan sessiz şahitler yaşar. Bu şahitler, toprağın derinliklerinden, tarihin ve insan ruhunun labirentlerinden süzülüp gelen birer çığlığı andırır: Ters Laleler.
Halk arasında "Ağlayan Gelin" olarak da bilinen bu nazlı çiçek; başını toprağa eğmiş o vakur duruşuyla ne geçmişin kamburlaşmış hüznünü gizleyebilir ne de bağrında büyüttüğü efsanelerin gizemini.

Ters lale, farklı kültürlerin, coğrafyaların ve inançların ortak gözyaşı olmuştur. Her medeniyet, onun bükük boynunda kendi acısının siluetini görmüştür. Hristiyan anlatılarında, Hz. İsa’nın çarmıha gerilişine tanıklık eden Hz. Meryem’in, yüreğinden kopan o ilk feryatla döktüğü gözyaşlarının düştüğü yerde filizlendiğine inanılır. Çiçeğin içindeki berrak damlalar, Meryem Ana’nın kurumayan yaşlarıdır. İslami rivayetlerde ise Hz. Hüseyin’in Kerbela’nın kızgın çöllerinde şehit edilişinin yasıdır ters lale. O gün bugündür, Ehli Beyt’in acısına hürmeten başını kaldırmadığı, kederinden boynunu büktüğü söylenir.
Ancak bu değişmez keder, Toroslar’ın kalbine, Bolkar Dağları’na ulaştığında, kayaların sertliğini bile yumuşatan bir aşk hikayesine bürünür.
Bolkar Dağları’nın eteklerinde, zamanın ötesinde yaşayan güzel Nazende ile yüreği dağlar kadar geniş çoban Mahir’in trajedisi, ters lalenin hikayesini kanla ve gözyaşıyla yeniden yazar.
Nazende, cemaliyle baharı kıskandıran bir dağ kızı; Mahir ise kavalının sesiyle kayaları bile ağlatan bir delikanlıydı. Kader, bu iki saf yüreği Bolkar’ın kekik kokulu yamaçlarında bir araya getirdi. Ne var ki , Nazende’nin ailesi, kızlarını güç ve servet sahibi köy ağasının oğluyla evlendirmek isteyince, iki gencin dünyası başlarına yıkıldı. Kurallara, baskılara ve töreye direnen sevdalılar, çareyi Bolkar’ın geçit vermez zirvelerine, dağların şefkatli koynuna kaçmakta buldu.
Fakat dağlar ne kadar sarp ise, peşlerindeki öfke de o kadar amansızdı. Köyün silahlı adamları, zirvelerde gençlerin izini sürdü. Kuşatıldıklarını anlayan Mahir, canından aziz bildiği Nazende’sine siper olmak için kurşunların önüne atıldı ve oracıkta, sevdiğinin dizleri dibinde son nefesini verdi. Nazende, Mahir’in soğuyan bedenine sarılıp göğü yırtan bir feryat kopardı. Dünyanın bu acıyı taşıyamayacak kadar küçük olduğunu anlayınca da kendini Bolkar’ın uçurumlardan aşağı, sonsuzluğun boşluğuna bıraktı.
O kara kışın ardından gelen ilk baharda, Nazende’nin feryat ettiği, Mahir’in kanının toprağa sızdığı o uçurum kenarlarında daha önce hiç görülmemiş bir çiçek boy gösterdi. Nazende’nin dinmeyen gözyaşları çiçeğin özü, Mahir’in dökülen temiz kanı ise yapraklarının kızıl rengi olmuştu. Çiçek, o iki sevdalının aşkına ve ayrılığına hürmeten başını göğe kaldırmadı; yüzünü toprağa, sevdalıların koyun koyuna yattığı yere döndü. Dağ köylüleri, her bahar Bolkar’ın karları eriyip de bu çiçeği gördüklerinde, sanki Mahir’i ve Nazende’yi gördüler. Ona “Nazlı Çiçek” ya da “Ağlayan Gelin” dediler.
Bugün Bolkar Dağları’nda rüzgarlar estikçe, ters laleler hafifçe sallanır. Onlar, bu dağların kalbinde saklı duran, yarım kalmış sevdaların en derin şairleridir.
Mehmet Baş

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }