Bir Düşünürün Uyarıları

Abone Ol

Günlük hayatımızın çoğu, televizyon, gazete, internet vb. iletişim araçlarıyla geçiyor. Maalesef özgün, bağımsız ve toplumun yararına olan yayınların sayısı yok denecek kadar azdır. Özellikle haber ve tartışma programları küresel medyanın etkisinde, seviyesiz ve ruh sağlığımızı bozar bir durumdadır. Küresel medya, olayları ve gelişmeleri genel olarak büyük devletlerin ve hegemonya sahiplerinin menfaati doğrultusunda tek taraflı ve tek yönlü olarak duyuruyor ve işliyor. Oysa gökteki ayın arka yüzünü göremediğimiz gibi olayların da göremediğimiz, gizlenen ve saklanan yönleri vardır. Ancak, tarihi, psikolojiyi ve sosyolojiyi iyi bilen, geniş kültürlü insanların değerlendirmeleri sayesinde günümüzün ve gelecekte olması muhtemel olayların gerçek yüzünü anlayabiliriz.
2021 yılında kaybettiğimiz merhum Sezai Karakoç’un yazıları ve konuşmalarında dile getirdiği düşünceler ve uyarılar, ülkemiz, İslam dünyasi ve hatta tüm insanlık için son derece önemlidir. Günümüze ve geleceğe ışık tutmaktadır. Onun farklı zamanlarda dile getirdiği düşünce ve uyarılarından özellikle günümüzdeki gelişmelerle ilgili olanlardan bazılarını paylaşmak istiyorum.
1990 yılında yazdığı ‘Sessizce Başlayan Üçüncü Dünya Savaşı, Sıra Süveyş Kanalı’nda ve Libya’da mı’ başlıklı uzunca bir yazıdan bazı bölümler:
“…Aslında Üçüncü Dünya Savaşı başlamıştır. Ama ne gariptir ki, bundan bir tarafın haberi yoktur. İki Dünya Savaşı, Batılıların kendi aralarındaki savaş gibi görünürken, bu kez Hıristiyanlık – İslam Savaşı şeklinde başlamıştır Üçüncü Dünya Savaşı. Üç Dünya savaşında da batılıların amacı aynıdır. İslam ülkelerini paylaşmak. Ama ilk ikisinde kendi aralarında anlaşamadıkları için, tek büyük İslam devleti olan Osmanlı Devleti’ni parçaladıkları halde umdukları paylaşmayı sağlayamamışlardı. Bundan da yerel, aşiret ileri gelenleri faydalanmıştı. Şimdi kendi aralarında anlaşmış gibi görünüyorlar Batılılar. Fakat çok garip bir olaydır ki, Üçüncü Dünya Savaşı’nın bir tarafı niyetini kalbinde gizleyip ilan etmediği gibi, öbür tarafı da tüm iletişim vasıtaları hasmın kontrolünde olduğundan, taraf olduğunu bile bilmemektedir. Üçüncü Dünya Savaşının başladığından ve kendisini hedef aldığından habersiz görünüyor İslam ülkeleri. Hatta bir kısmı, Kendisini işgale gelenin yanında yer alıyor, askeri imkânlarını onların emrine veriyor, onları kendisini kurtarmaya gelmiş sanıyor. Öyle anlaşılıyor ki, İslam ülkeleri ve halkları daha uyanmadan işgal tamamlanacaktır. Sonra anlayacaklardır ama iş işten geçmiş olacaktır. Bu kez büyük ve uzun süren bir kurtuluş savaşı başlayacaktır. Müslümanlar, Yahudilerin tarihte zikredilen Babil esaretinden bin beter bir esarete doğru sürüklendikleri şu an, bunun farkında bile değillerdir. Bir mucize olup da dirilmezlerse, ne yazık ki, bu korkunç esarete düşmekten kurtulamayacaklardır. Kırk yıldır yazıp çizdiğimiz budur. Bugünü haber verdik. Müslümanları, tüm dünya Müslümanlarını uyandırmaya çalıştık. Ne yazık ki uyanmadılar ve sesimizi duyuramadık.

Şimdi diyoruz ki, Batının istilası, Körfez Bölgesinden ibaret kalmayacaktır. Mısır’ ı da Libya’yı da işgal edeceklerdir… Plan çok şümullüdür. Amerika, daha sonra elde ettiği petrolden Rusya’ya ve Çin’e yüzde ödeyecektir. İngiltere, Fransa, tüm Avrupa ülkeleri, Körfez’den pay alacaklardır. Bu noktada tek umut, şimdi anlaşmışken, sonra aralarında paylaşmadan dolayı bir hır çıkmasıdır…
Sessiz sedasız, bir tarafı adeta ortalıkta görülmeyen bir şekilde başlayan Üçüncü Dünya Savaşı, sonunda Batıya da elbet hayır getirmeyecektir. Belki İslam âlemi mahv olacaktır. Ama bu hain savaşın getireceği yıkım batılılara sıçrayacak, alev onları da kavurup yakacaktır….” (Sezai Karakoç, Diriliş dergisi, 24 Ağustos 1990, Sayı: 109 – 110)
"... Geçen gün İranlı şairler geldiler. Mevlana'ya uğramışlar. Oradan da birileri söylemiş, bize geldiler… Onlara dedim ki, şayet biz Kanunî devrinde olsaydık veya Harun Reşit devrinde olsaydık, hepimiz şiirden bahsederdik. Ama bu devirde, tabi her birinizin şiirine, hikâyesine saygı duyuyoruz, sevgi duyuyoruz, yazdıklarınıza memnun oluyoruz. Ancak hepimizin bir ideali olması lazım. Siz İran olarak tek başınıza kendinizi kurtaramayacaksınız. Siz geceyi gündüze katıp İslam âlemine gidin, onları uyandırın. Birleşin, öyle kendinizi kurtarın. Sizi tek başınıza bırakacaklar ve imha edecekler.
Heyecanla dinlediler. Benim imkânım olmadığı için onlara bu kadar söyledim. İmkânlarımızı birleştirip bir televizyon kanalımız olsa, Farsça söyleseydik, milyonlara hitap etseydik çok daha etkili olurdu. Araplara söylememiz gerekir. Bunları bizim devlet adamlarımıza da söyledim. Çeşitli kanallar yapın ve İslam âlemine kendilerinin diliyle hitap edin. Milletimizin birbiriyle olan bağlantıları kopmuş... Fakat yapmadılar, yapmıyorlar… Onun için uyanalım o görevi biz yapalım. Arapça, Farsça, Türki ülkelerin kendi dilleriyle gazeteler çıkartalım, kanallar kuralım, kitaplar yazalım ve uyandıralım. Onlar uyanınca kurtulurlar ve bizi de kurtarmış olurlar. Biz onları kurtarmış oluruz onlar da bizi kurtarmış olurlar. Bunun dışında bir yol yoktur. Ve bu davayı gütmeyen hiç bir yol da çıkar yol değildir. Benim görüşüm budur ve bunun için elimden geleni yapmaya çalışıyorum..." (Sezai Karakoç'un 19 Mayıs 2007 tarihli konuşmasından)
"...Bugün bilhassa Türkiye ile İran'ı çarpıştırmak istiyorlar ve ben bakıyorum ki, bunu önlemesi gereken kalemler tam tersine, en basit bir bahanelerle tahrikçi bir şekilde ortaya atılıyorlar. Tabii bu tek taraflı değil. İran'da da mutlaka böyle oluyor. Suriye'de de öyle oluyor. Türkiye'de de. Şunu bilelim ki bu ülkelerin arasındaki meseleleri çözemeyecek tek şey var ise o da silahtır. Bir tek kurşunun bile atılmaması gerekiyor. Eğer bu atılırsa arkası gelir ve bu ülkeler göz göre göre mahvolur gider. Arkası da Batı'nın korkunç istilasıdır. O zaman ne ezan ne kitap kalır. Bu yüzden uyarıyorum tüm Anadolu'yu, çilekeş Anadolu'yu..." (Sezai Karakoç, 7 Nisan 2012 tarihli konuşmadan)
‘’ …Batı dünyası Müslüman ülkeleri amansız bir sağ-sol didişmesinin içine atmış, teker teker bölünme ve parçalanmalarının ortamını hazırlamıştır.
Biz bu bitmez didişme içindeyken, öbür İslam ülkeleri teker teker yok edilmektedirler. Sonra da Batı sırayı bize getirmenin yollarını arayacak ve bizim bu uyuşukluğumuz devam ettikçe kolaylıkla da bulacaktır. Biz öbür Müslümanların durumuna bu kadar ilgisiz kaldıkça bizi de aynı sonun beklemesi, ilahi adaletin şaşmaz bir tecellisinden başka bir şey olmayacaktır.
Ulu Peygamber’in buyurduğu gibi, bütün Müslümanlar tek bir vücuttur. Vücudun bir bölümündeki yarayı bütün vücut onarmaya koşmaz ve çalışmazsa hiç şüphesiz bütün vücut yara bere içinde kalacaktır.
Doğu Türkistan, Nijerya, Kudüs, Gazze’de, Müslümanların bugün çekmekte olduklarını, dün, Cezayir, Tunus ve öbür ülkeler çekmişlerdi.
Müslümanların bütünlük dayanışması şuuru olmadıkça yarın da başka İslam ülkelerini ayni ateş yakacaktır.
Elli yıl öncesine kadar en uyanık Müslümanların ülkesi burasıydı. Yine bütün Müslümanları toplayacak olan aydınlık ülke, bu ülke olmalıdır.
Kaderimiz bütün Müslümanların kaderine ilişkindir.
Ya bütün Müslümanlarla birlikte kurtulacağız ya hep birlikte yok olacağız. Dünya Müslümanlığı içinde bizim ayrı bir yaşama imtiyazımız olmadığını iyice bilelim...‘’ (Sezai Karakoç, Sütun, İlk baskı 1969, s.550)
“ Size sesleniyorum.
İslam ülkelerinin başında bulunan cumhurbaşkanları, başkanlar, krallar size sesleniyorum.
Türkiye’nin, Mısır’ın, İran’ın, Suriye’nin, Ürdün’ün, Pakistan’ın, Tunus’un, Cezayir’in, Fas’ın ve diğer İslam ülkelerinin başında bulunanlar size sesleniyorum.
Bulunduğunuz yere nasıl geçmiş olursanız olun, ister kaderin sevkiyle veya cilvesiyle, ister babadan dededen size geçen veraset hakkıyla, ister alnınızın teriyle, ister hak ve hukukla, ister kuvvet zoruyla halkınızın yönetimini ele geçirmiş bulunun, size sesleniyorum ve diyorum ki, tarihin en kritik göreviyle, en ağır sorumluluğu ve ödeviyle karşı karşıyasınız. Bu görevi çoktan yerine getirmeniz lazımdı şimdiye kadar. Şimdi, hulul etmiş vadenin son deminin son demidir.
Bu görev nedir?
Bu görev, derhal bir araya gelip bir savunma anlaşması yapmanız ve bunu harfi harfine uygulamanızdır. Yani herhangi bir İslam ülkesine saldırı olursa, ona hep birden karşı koyma hususunda anlaşmak durumuyla karşı karşıyasınız…
Bunu yapmadığınız takdirde, talihsiz halkların çocukları, kıyamete kadar, tarihle birlikte bu ihmalinizi elbet hayırla yâd etmeyeceklerdir.
Otuz senedir yazıyorum. Tüm eserlerimde Batı’nın bir gün gelip petrol bölgesini işgal edeceğini, sonra teker teker öbür ülkeleri istilaya girişeceğini açık ve seçik bir şekilde yüzlerce kez yazdım. Bugün, ne yazık ki, bu öngörüm tahakkuk etmeye başladı. Keşke yanılsaydım, keşke yalancı çıksaydım!
Vakit kaybetmeden, İslam Birliği Sekreteryasını, gerçek, etkin, askeri, ekonomik ve kültürel bir Birliğe çeviriniz. En azından bir Savunma Paktı haline getiriniz.
Bunu yapmanız için kendi kendinizi aşmanız gerekiyorsa, aşınız; bir kerecik olsun aşınız. Allah için, din için, yurt ve milletimiz için kendinizi aşınız. Çünkü: biliniz ki, kim ne derse desin, batılılarca ne kadar bölünmüş olursa olsun, yurt ve milletimiz, aslında birdir. Bu millet, yekpare bir millettir, bu yurt yekpare bir yurttur. Geçmişte böyleydi, gelecekte de böyle olacaktır. Bugünkü durum geçicidir, arızi bir fetret döneminden başka bir şey değildir…” (Sezai Karakoç, Diriliş dergisi, 18 Ocak 1991, sayı: 119-120)
İnşallah İslam ülkeleri bir an önce uyanır, aralarındaki ihtilaflara son vererek gerekli olan birliklerini kurarak bugünü ve geleceği güven altına alırlar. Selam ve dua ile…
(Nizamettin Yıldız)

{ "vars" : { "gtag_id": "G-815M9GDBNG", "config" : { "G-815M9GDBNG": { "groups": "default" } } } }