Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Dikci, 40 yaşın üstündeki kişilerde glokom hastalığı sıklığında artış olduğunu belirterek, "Sigara içen, ailesinde glokomlu kişi bulunan, diyabet, hipertansiyon gibi sistemik hastalıkları olan, göze delici ya da künt darbe alan, yüksek miyopiye ya da hipermetropiye sahip olan, korneaları normalden ince olan, uzun süredir steroid içeren ilaçlar kullanan kişilerde glokom daha yüksek sıklıkta görülmektedir” dedi.
Göz Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr. Seyhan Dikci, Glokom Haftası dolayısıyla bilgilendirmelerde bulundu.
2040 YILINDA 110 MİLYONDAN FAZLA GLOKOMLU HASTA OLACAK
Glokomun tanımını yapan Doç. Dr. Dikci, “Latincede ‘mavi su’ anlamına gelen, ülkemizde ise halk dilinde ‘karasu’ olarak tanımlanan bir göz hastalığıdır. Ne yazık ki, geri dönüşümsüz görme kaybına neden olan hastalığın en dikkat çekici özellikleri zor tanı konulması ve çoğunlukla ağrısız olmasıdır. Bununla birlikte gözde ağrı, kızarıklık, bulanık görme ve ışık çevresinde renkli halkalar görülmesi gibi belirtiler de olabilir. Glokom bizim toplumumuzda da oldukça yaygındır. 2040 yılında dünyada 111,8 milyon civarında insanın glokom hastası olacağı tahmin edilmektedir” diye konuştu.
ERKEN TANI VE TEDAVİ ÇOK ÖNEMLİ
Glokomda geri dönüşümsüz görme kaybı nedeninin, hastalığın neden olduğu görme sinir hücrelerinin hasarı olduğunu söyleyen Doç. Dr. Dikci, “Görme siniri hücre onarımı ile ilgili hali hazırda pek çok çalışma yapılmasına rağmen kabul edilmiş bir onarım yöntemi, yani tedavi günümüzde halen yoktur. Bu nedenle glokomda erken tanı ve tedavi çok önemlidir, öyle ki bu konudaki ihmaller körlüğe kadar gidebilen sonuçlar doğurur. Hastalığın başlangıç yaşına, şekline vs. olmak üzere değişen birçok çeşidi vardır” şeklinde konuştu.
AĞRI OLMADIĞINDAN KÖRLÜK RİSKİ ÇOK YÜKSEK
En sık rastlanan glokom çeşidi olan açık açılı glokomda ağrı görülmezken, kapalı açılı glokomda ağrının ön planda olduğunu belirten Doç. Dr. Dikci, “Ağrının olmaması bir hastalığı sinsi yapan en önemli unsurdur. İşte bu nedenle açık açılı glokomda körlük maalesef daha sıklıkla karşımıza çıkmaktadır. Bu noktada erken tanının önemini tekrar vurgulamak gerekir. Risk grubundaki kişiler başta olmak üzere hastalık hakkında ciddi bir bilinçlenme gereklidir. Bu hastalığa dikkat çekme ve bilinçlenme konusunda önemli bir uygulama olarak her yıl 12 Mart ‘Dünya Glokom Günü’, 6-12 Mart tarihleri ise ‘Dünya Glokom Haftası’ olarak kutlanmaktadır” ifadelerinde bulundu.
 40 YAŞ ÜSTÜ KİŞİLERDE GÖZ TANSİYONU RİSKİ ARTIYOR
Glokomun her yaşta ve herkeste görülebileceğini değinen Doç. Dr. Dikci, riskli gruplarla ilgili şu bilgileri paylaştı:“Yapılan çalışmalarda 40 yaşın üzerinde glokom sıklığında artış olduğu bildirilmiştir. Sigara içen, ailesinde glokomlu kişi bulunan, diyabet, hipertansiyon gibi sistemik hastalıkları olan, göze delici ya da künt darbe alan, yüksek miyopiye ya da hipermetropiye sahip olan, korneaları normalden ince olan, uzun süredir steroid içeren ilaçlar kullanan kişilerde glokom daha yüksek sıklıkta görülmektedir. Bu kişilerin düzenli göz muayenesi olmaları ve glokom açısından araştırılmaları gerekmektedir.”
MUAYENE SONRASI TEŞHİS EDİLEBİLİR
Glokom ‘göz tansiyonu’ olarak tanımlandığını dile getiren Doç. Dr. Dikci, “Ancak ‘göz tansiyonu’ dediğimiz göz içi basıncı bu hastalıkta bir risk faktörü olup tek başına tanı koydurucu olmamaktadır. Göz içi basıncının normal değeri olan 10-21 mmHg’nın üzerinde ölçülmesi, göz sinirlerinin ve görme alanı muayenesinin de bulunduğu ileri tetkiklerin yapılması için sadece bir uyarıcı mahiyetindedir. Uzman bir hekim tarafından bu testlerin birlikte değerlendirilmesi sonucunda yanlış tanı ve gereksiz ilaç kullanımlarının önüne geçilebilir. Glokomda tedavi planı hastaya özel bir durumdur” açıklamasında bulundu.
CERRAHİ TEDAVİ YAPILABİLİR
Tedavi yollarından bahseden Doç. Dr. Dikci, “Her hastanın yaşına, sistemik hastalıklarına, görme düzeyine ve glokom hasar düzeyine göre tedavi planı yapılır. Genelde ilk basamak ilaç tedavisi olmakla birlikte duruma göre ilk basamakta cerrahi ya da lazer uygulama kararı verilen hastalar da vardır. Dünyada gerek ilaç gerek lazer gerekse cerrahi tedavi olsun, hâlihazırda uygulanan yöntemler göz içi basıncını düşürmeye yöneliktir. Tekrar altını çizmemiz gerekirse, hasarlanmış göz sinirlerinin iyileştirilmesine yönelik bir metot henüz yoktur. Verilen ilaçlar genellikle damla formunda olup düzenli kullanım çok önemlidir. Erken tanı, düzenli muayene ve eksiksiz tedavi ile ve en önemlisi iyi bir hasta hekim iş birliği ile güzel sonuçların alınması mümkündür” dedi.
(İHA)