Advert
Advert
TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ HAREKETİNİN TÜRK COĞRAFYASINDAKİ JEOSTRATEJİSİ NASIL OLMALIDIR?
Gazi Karabulut

TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ HAREKETİNİN TÜRK COĞRAFYASINDAKİ JEOSTRATEJİSİ NASIL OLMALIDIR?

Bu içerik 70 kez okundu.
Reklam

İşte, burada yaşananların anlamlandırılması, tarihi derinlik ve mekan idrakine dayalı bir stratejinin tahlili ile mümkün olacaktır. Çünkü tarihi derinlik ve tarihin serüvenini sürdürdüğü coğrafya/mekan Türk milletine fırsatlar sunmaktadır.
Bütün bu değerlendirmeler ışığında Türkiye hangi konumda yer almaktadır?
Üzülerek ifade etmeliyiz ki Türkiye, mesellere zaman ve mekân derinliğinde bakışlar/stratejiler geliştirememektedir. Çünkü böyle bir bakış geliştirebilmek; kültürel, politik ve ekonomik tezleriniz ve tezlerinizin uygulama sahası bulması ile mümkündür. Halbuki Türkiye’de, siyasilerin ve aydınların yaşadığı zihin karmaşası ve bu karmaşanın getirdiği kaotik görünüm, tarihi ve coğrafi derinlikleri cevaplayacak nitelik arz etmemektedir.
Dünyayı etkileyen küresel hareketlere Türkiye’nin yaklaşımı üç şekilde olmaktadır.
1- Küresel gelişmelerin anaforuna kendini kaptırıp hızlı bir dönüşüm algısı yanlısı olanlar
2- Küreselleşmeye kapılarını kapatıp içe dönük direnenler.
3- Küresel gelişmelere iç politik kaygılarla tutum belirleyenler.
Üstelik küreselleşme fırtınasının Dünya’yı sarıp sarmaladığı söylense de bu Yeni Dünya Düzeninin aktörleri, şu gerçekleri saklamaya çalıştığı bilinmelidir.
1. Amerika’nın öncülüğündeki ekonomik anlayış, neoliberal politikaların iflası ile çöküşe girmiştir.
2. Demokrasi ve insan hakları aldatmacası ile ortaya atılan ABD ve AB eksenli BOP’un Irak- İran –Afganistan- Suriye düzlemindeki politikaları, Irak ve Suriye ayağına rağmen beklemedikleri bir direniş ile karşılaşmıştır.
3. Avrupa’nın ihraç edip Amerika’nın desteklediği çok kültürlülük ve etnik farklılık siyaseti bugün en büyük etkiyi ABD’de göstermiştir.
4. Nihayet ebedi olduğu öne sürülen Küreselleşme ve Amerika merkezli tek kutuplu dünya millileşme ve çok kutuplu bir dünyaya doğru kaymaktadır.
Peki bu tutumlara karşı bir başka yaklaşım mümkün değil midir?
İşte orada küresel olayları iyi okuyup milli tezler geliştirecek yaklaşımlara olan ihtiyaç gündeme gelmektedir.
Kendi kimlik değerleri ile bütünleşen, tarihi ve coğrafi derinliklerinin farkında olan, rasyonel stratejiler kurgulayabilen bir yapılanmaya ihtiyaç vardır.
Bu yapılanma da tarihi ile barışık, gününü iyi okuyan, geleceğe ait bir medeniyet tasavvuru olan Türk Milliyetçiliği hareketidir. Çünkü Türk Milliyetçiliği tarihi dokulardan ve coğrafi bağlılıklardan güç alarak yarınları planlayan bir anlayışı bünyesinde barındırmaktadır.
Ancak bu tarihi ve coğrafi dokuların büyük saldırılara maruz kaldığı göz ardı edilmeden adımlar atmak, çözümler üretmek gerekiyor.
KÜRESELLEŞMENİN TÜRKİYE’DEKİ KÜLTÜREL VE SİYASAL ETKİSİ
Türkiye’nin maruz kaldığı küresel saldırıların temelinde, Türk milletinin tarihi tasavvurunun yanı sıra kadim coğrafyası ve mevcut sınırlarındaki kültürel, ekonomik önceliklerin olduğu da tartışma götürmez gerçeklerdir.
Bütün bunlarla birlikte küresel saldırıların, global projelerin Türkiye’deki yansıması kültürel tahribatla hızlandığı göz ardı edilemez.
Türk toplumundaki kültür erozyonuna ve küresel rüzgarların sebep olduğu sosyolojik travmaya baktığımızda cemiyet hayatını sarsan şu problemlerle karşılaşıyoruz:
Kültürel bütünlükleri görmezden gelip sadece biyolojik gerçeklerden hareket ederek etnik bölünmeyi meşrulaştırıcı akımlara kapı aralamak ve bu bağlamda milliyet ile etnisiteyi birbirine karıştırmak.
Etnik söylemlerle milli bütünlüğü zedelenmesi.
Küreselleşme adı altında ve çok kültürlülük tezi doğrultusunda; parça ile bütünün, mahalli ile millinin çatıştırılması, farklılıkların bölücülük olarak algılattırılması, coğrafyanın kendisinden getirdiği kutsal değerlerinin göz ardı edilmesi.
Sosyal bütünleşmenin sadece mekân birliği olarak algılanıp bu anlayışın da çözüm olarak deklare edilmesi ile ortaya çıkan ruhsuz birlikteliğin yeni problemleri doğurması.
Grup çıkarlarından etnik önceliklere uzanan bir anlayışı özgürlük olarak sunup milli birlikteliğin görmezden gelinmesi.
Bireyi toplumdan soyutlayıp adına bireysel özgürlük diyerek sosyal hayatın yok edilmesi.
Türkçenin öne çıkarılması yerine yabancı dillere daha fazla ağırlık verilmesi.
İşsizliğin ve gelir dağılımındaki adaletsizliğin vatandaşlık ve mensubiyet şuurunu zayıflatması.
Toplum tarafından Milli duyarlılığın ve manevi değerlerin dikkate alınmaması.
Siyasi merkezli krizlerin sebep olduğu toplumsal bunalımların birlikte hareket etmeyi güçleştirmesi.
Ekonomik krizlerin doğurduğu dış borç, iç borç ve cari açıklar neticesinde borçluluğun getirdiği psikolojik çöküntü ile milli reflekslerin zayıflaması. DEVAMI YARIN...

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aydın Akbaş Niğde’ye veda etti
Aydın Akbaş Niğde’ye veda etti
15 TEMMUZ ANISINA...
15 TEMMUZ ANISINA...