Advert
Advert
HANGİSİNİ ANLATALIM, HANGİSİNE YANALIM?
Gazi Karabulut

HANGİSİNİ ANLATALIM, HANGİSİNE YANALIM?

Bu içerik 128 kez okundu.

Elbette unutmayacağız ve unutturmayacağız.

Ali Bülent’i, o saf Anadolu delikanlısını, asılmaması gerektiği Adalet bakanı tarafından bile kabul edilmesine rağmen hücresinden alınarak sabaha karşı idam ettiler. Hep bir şeyler mırıldandı. Karışan saçı sakalına rağmen çok şıktı sehpaya yürürken. Biliyordu sevgiliye gittiğini.
Cengiz Baktemur'un idamına saatler kala uzaklardan sabah ezanı sesi yankılanıyordu. Müsaade istedi. Sabah namazını kıldı. Sonra idam gömleğini giydi ve onu darağacının yanına getirdiler. Son arzusu soruldu. "Bir bayrak ve Kur'an-ı Kerim istiyorum" dedi. “Bu saatte nereden bulalım sana Kuran’ı, bayrağı?” dediklerinde “Gidin hücremden alın gelin.” dedi. Okuna okuna yıpranmış, ve öpüle öpüle solmuş Kur’an ile bayrağı bir kez daha öpüp koklayarak titretti arşı …
Ahmet 25 yaşında bir üniversite öğrencisiydi. Suçsuz olduğu pek çok şahit tarafından ortaya konmasına rağmen gecenin 03. 30’unda kaldırıldı. Abdest almak için izin isteyip namaz kıldı ve tekbirlerle sehpaya çıktı. Hiç korkmadı, yılmadı. Son sözü “Allahuekber” oldu. İdamdan önce, son mektubunda babasına seslendi verdiği mücadeleyi özetlercesine:
“Rahman ve rahim olan yüce Allah’ın adıyla... Değerli babacığım, sana bu mektup belki son mektubum, son satırlarım olacak. Bir gün hepimizin çıkacağı o ilahi huzura çıkacağız. Ölüm her kula borçtur. Ancak yüce Allah hayırlı ölüm ve imanla gitmek nasip etsin. Size son sözüm ‘benim ölümüm ancak ve ancak Allah rızası için, vatanımın ve milletimin, devletin yok edilmek istendiği bir zamanda, sahipsiz iken sahip çıkmak ve Allah rızasına kavuşmaktır… Yüce Allah bize şöyle buyurur: Andolsun ki sizi can, mal, evlat ve sabırla imtihan edeceğim’... Benim amacım Türkiye’mde fitne, küfür, kızıl emperyalizmin oyunlarını bozmak. Şu cennet vatanı ikinci bir Afganistan gibi kale yaptırmamak içindi. Şimdi Allah ve onun kutlu yolcularına teslim ediyorum. İsim yazmaya gücüm yok. Tüm aile fertlerine, anama, akrabalarıma, soranlara ayrı duygularla selam eder, Allah’tan rahmet ve hidayet dilerim. Esselamün aleyküm ve rahmetüllah ve berekatuhu.”
Ya Halil ile Selçuk? Şehadetlerine şahit olan Abdullah Hoca’dan dinleyelim, suçsuz yere idam edilen iki pak Türk evladının destanını:
“Ne mutlu onlara... Allah’ın izniyle onlar şehittir... Her hareketlerine şahit oldum. Ruhlarını nasıl teslim ettiklerine şahit oldum. Tekbir getirerek, Kelime-i şehadet getirerek ölüme yürüdüler…
Kendilerine, ‘Kardeşlerim, her insan bu dünyada farklı bir kaderi yaşamaktadır. Dünya bir imtihan koridorudur. Ölüm, ahiret hayatına açılan bir kapıdır. Ne mutlu Allah’a iman ederek bu imtihanı tamamlayanlara’ dediğimde gözlerine bakmıştım. Gözleri sevinçle parlıyordu. ‘Az sonra Allaha kavuşacaksınız’ dedim. ‘Biliyoruz Hocam, biliyoruz; dostlarımıza söyleyin, ölümümüze üzülmesinler’ demişlerdi. İkişer rekat namaz kıldılar. Ellerini kaldırıp, son dualarını yaptıkları o anı unutamıyorum... Yüzleri o kadar nurlanmıştı ki...
İnfaza önce Selçuk’tan başlandı. Selçuk’un yaftası boynuna asılmıştı. Sehpaya yürümeden göz göze gelmiştik. ‘Allah’a gidiyorsun Selçuk!’ demiştim. Tebessümle başını salladı... Tekbir getiriyordu. Sehpanın altındaki tabureye çıktı. Cellat, boynuna urganı geçirirken, Selçuk, cellada bir şeyler söyleyince cellat, bir an durakladı. Selçuk, sürekli Kelime-i şehadet getiriyordu. Cellat, tabureye vurduğunda, Selçuk urganda asılı olarak bir sağa, bir sola sallanıp, kıbleye doğru boynu bükük bakar halde ruhunu teslim etti. Bir müddet asılı bekletildikten sonra, Savcı askerlerin de yardımıyla, Selçuk’un boynundan urganı çıkardı... Selçuk’u bir masaya yatırdılar. Gözleri bir başka aleme bakıyordu. Gözlerini kapatıp ona Yasin okudum... Daha sonra Halil’i getirdiler. Onun da boynuna yafta takılmıştı.
Ona da, ‘Halil, Allah’a gidiyorsun’ dedim. O da, tebessümle başını sallayarak, ‘Biliyorum Hocam!’ diye karşılık verdi ve tekbir getirerek sehpaya yürüdü. Urgan boynuna geçirilirken o da cellada bir şeyler söyledi. Cellat, aynı tavrı göstermişti. Kelime-i şehadet getirirken cellat tabureyi ayağının altından çekti. Halil de Selçuk gibi boynu bükük kıbleye bakar halde ruhunu teslim etti. Halil’in de boğazından urganı Savcı çıkardıktan sonra, masaya yatırdılar. Halil’in de gözleri açıktı; sevinçle uzaklara bakıyordu... Gözlerini kapatıp, ona da Yasin okudum. Mesleğim gereği nice ölü görmüştüm; fakat bunlar hiç ölüye benzemiyordu... Onlarda yorgun bir Mümin’in uyku hali vardı. Selçuk ile Halil’in, cellada ne söylediklerini merak ediyordum. Duvarın kenarında çömelip, önüne bakan celladın yanına gittim. Halil ile Selçuk’un, ne söylediğini sorduğumda, ‘Ben böyle insanlar görmedim. Öncekiler bana küfür ediyordu; bunlar ise “Hakkını helal et.” dediler sözleriyle içini çekiyordu.”

Hangisini anlatalım, hangisine yanalım? Her biri bir yürek yarası…
Unutmayalım!
Unutturmayalım!
Ama en çok da onlara layık olalım.
Hiç olmazsa yarın Allah’ın ve o şehitlerin huzurunda; ahde vefa sergilemenin, ülküdaşlık hukukuna riayet etmenin, ülküdaşlığın karındaşlıktan daha ileri seviyede bir akrabalık olduğunu yaşatmanın ve ülkeye, ülküye karşılıksız hizmet etmenin huzuru ile hesaba hazırlanalım.

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aydın Akbaş Niğde’ye veda etti
Aydın Akbaş Niğde’ye veda etti
15 TEMMUZ ANISINA...
15 TEMMUZ ANISINA...