Advert
Advert
BU HENÜZ İKİNCİ
Oğuz ÖZDEM

BU HENÜZ İKİNCİ

Bu içerik 238 kez okundu.
Reklam

Geçen Kurban Bayramı’nda yazmıştım, benzer bir örneğini de bu bayramda yazıyorum yani henüz ikinci kez yazıyorum, ben dörde razıyım.

Bu ramazanda acaba kaçımız gerçek manada oruç tuttuk? Bunun muhasebesini insanın kendisinden başka kimse veremez. Acaba kaçımız oruç tutmanın sadece aç kalmaktan ibaret olmadığı gerçeğinden hareketle oruç ibadeti yaptık? Kaçımız fitre veya zekatı din ölçülerinde verebildik ya da vereceğiz?

Eğer oruç; bedenen, zihnen, aklen, fikren, ruhen bir şeylerden feragat anlamına geliyorsa- ki öyle- kaçımızın gerçek manada oruç tuttuğu tartışılır sanırım.

Ramazan başında Yunanistan’dan gelen konuklarımız vardı. “Niye sizde Ramazan ayında her şeye zam geliyor?” diye sordu bir konuğumuz, kem küm ettim sadece. “Hadi yiyecek içeceklere anladım ama iki ay önce de gelmiştim otobüs biletleri bile zamlanmış, bunun ramazanla ilgisi ne? Dedi, bu kez kem küm dahi edemedim.

Ramazan ayı nefis kontrolü ve denetimi başta olmak üzere her alanda masrafın en asgariye inmesi gereken ay olması gerekirken, hemen her şeyde israfın iki katına çıkması bu işin özünü anlamadığımız manasına gelmiyor mu? Özellikle de ekmek. Hem çöpe giden her lokmanın üzerimizde vebali vardır derken, özellikle çiftli pide yaparak ve bunu almaya mecbur bırakılarak oluşan onlarca ton ekmek israfına ne demeli.

Banyo yaparken her hangi bir yerinden vücuduna giren suyun, orucunu bozup bozmadığından duyduğu endişeyi gözyaşları içinde, aylığı binlerce liraya ekranlara çıkan hocaya soran gariban kardeşim, onu bilmem ama “ vallahi abdestimle duruyorum” diyerek ramazandan önce kırk lira olan eti elliye çıkaran kişinin orucundan şüphem var.

Ulusal bir kanalda, saati binlerce liraya program yapan Hoca Efendi’ye “Hocaaaam, sahurda bir yatıyorum iftara üç saat kala uyanıyorum orucuma halel gelir mi acep?”  diye sorun kardeşim.  Onu bilmem ama akşama kadar aç durduktan sonra teravih namazına giderken yolda karşılaştığı ve küs olduğu kimseye selam vermemek için görmezden gelen birinin orucundan şüphem var.

Velhasıl ana konuları atlayıp detaylarla o kadar haşır neşiriz ki özü bir kenarda tutup teferruatla göz doldurmaya çalışıyoruz, tıpkı bayramlaşma seremonisinde olduğu gibi. Yılda iki dini bayramımız var ve bu bayramların tüm halkla birlikte kutlanması gereğine inanan yalnızca ben miyim anlamadım gitti. Bayramlaşma sadece bürokratların, belediye başkanlarının, oda başkanlarının bir araya gelerek birbirlerine “hayırlı bayramlar” demesi midir?

Oysa tüm halka bayramdan üç gün önce –daha önce siyaseten yapıldığı gibi- telefonla mesajlar atılarak veya ilin değişik yerlerindeki panolara afişler asılarak veya belediyeden anons edilerek veya gazetelere radyolara ilan verilerek tüm halkın katılımıyla gerçekleşecek bir bayramlaşma yapmak çok mu zor?

Şöyle küçük birkaç tepecikten oluşan şeker ve lokumlara koşan çocuklarla içi içe yaşanan ve bir halk şöleni şekline dönen bayramlaşma daha keyifli olmaz mı?

Bir yanda değişik eğlenceli gösteriler sunulurken diğer yandan davul zurna ile oyun havaları çalsa ve insanlara her kurumun kendi hazırlayacağı hediyeler dağıtılsa hoş olmaz mı?

Bunların hepsi bir meydanda, bir sahada veya bir alanda yapılabilir. Neyse bunu ikinci kez yazıyorum ben dörde razıyım belki birileri “gel hele nasıl olacak bu iş?” diye sorarsa gelir anlatırım para da istemez hani!  

  

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Aydın Akbaş Niğde’ye veda etti
Aydın Akbaş Niğde’ye veda etti
15 TEMMUZ ANISINA...
15 TEMMUZ ANISINA...