Advert
Niğde'nin  Babası  Ahmed  Kuddusi Hazretleri
İdris İSPİROĞLU

Niğde'nin Babası Ahmed Kuddusi Hazretleri

Bu içerik 523 kez okundu.

Ey rahmeti bol padişah
Cürmüm ile geldim sana
Ben eyledim hadsiz günah
Cürmüm ile geldim sana
Kuddusi Baba, Niğde’de yetişmiş
Anadolu’nun en büyük velilerinden
biridir. Şöhreti tüm
Türkiye’ye yayılmış, ilahileriyle
Anadolu’nun gönlünü fethetmiştir.
O Pir-i Türkistan Hoca
Ahmet Yesevi ile başlayıp, Mevlana,
Hacı Bektaş Veli ve Yunus
Emre ile devam eden erenler
silsilesinin seçkin bir üyesidir.
Anadolu’nun bu çorak beldesinden
çıkıp, kuruyan gönüllere hayat
veren Ahmet Efendi, ‘Ölürse
tenler ölür/ Canlar ölesi değil.’
hakikatinin adeta sembolü olmuştur.
Aslında her şey bir rüyayla başladı.
Bir Hak aşığı olan Ahmet
Kuddusi hazretlerinin babası
İbrahim Efendi, düşünde, adeta,
geceyi gündüze çeviren üç
dolunay görür; lakin ortadaki ay
bir başka parlar. Hem diğerlerinden
daha büyüktür ortadaki.
Kalp gözü açık mübarek babanın
yüreğinden kopan tabir, büyük
bir müjdedir aslında: ‘Hak
Teala kendisine üç güzel oğul
ihsan edecektir. Fakat ortancası
cihanın karanlıklarını aydınlatacak,
kararan gönülleri ve manevi
dünyamızı aydınlatacaktır.’
Gönlü aşk ateşiyle dolu mübarek
babanın düşü bir deryayı müjdeliyordu
sanki.
İbrahim Efendi’nin gördüğü, düş
değil, hakikatin ta kendisiydi.
Düşündeki dolunayın adını Ahmet
koydu. Düştüğü gönüllere
sevda tohumları serpti. Adı diyar
diyar dolaştı bütün Anadolu’yu,
buram buram gül koktu vardığı
iller. Bir şaheser olan ‘Divan’ı,
meş’ale gibi dolaşır elden ele,
gönülden gönüle. Sıcaklığı üşüyen
kalpleri ısıtır, darda kalanlara
ferahlık verir yıllar yılı.
Küçük yaşta babasından ders
almaya başlayan Ahmet, önce
‘elif’i kazıdı yüreğine. Zira elif
Hakk’a doğru giden yol demekti.
Doğruluktu elif. ‘Okumaktan
maksat, kişi Hakk’ı bilmekti.’
Yunus’un deyimiyle. Yoksa verilen
emeğin ne önemi olabilirdi.
İnsan demek doğruluk demekti.
Eğri ateşe layıktı. Elif güzel ahlak
demekti. Efendiler efendisi :
‘Ben güzel ahlakı tamamlamak
için gönderildim.’ buyurmamış
mıydı?
Ahmet Efendi gencecik yaşında
gece gündüz demeden ilim tahsili
için çalıştı. Koca dünyanın
yükünü sırtına yüklenmiş gibiydi.
Sanki bütün insanlığın mesuliyeti
ona verilmişti. Kısa zamanda
çok mesafe aldı. Bor ve
Niğde’de alacağını almıştı kısa
zamanda. Fakat dahası gerekti.
Aşkla yanan yüreği, ele geçenle
iktifa etmiyordu. Deniz ona yetmiyordu,
ummanı arzuluyordu
gencecik Ahmet Efendi. Burada
öğrendikleri yeterli değildi.
Dolaşmadık diyar, konmadık çiçek
bırakmamalıydı. Bu yüzden
yollara düştü. Turhal, Erzincan,
Şam-ı Şerif yetmedi, oradan
Mısır’a vardı.
Haremeyn denilince her müminin
yüreği kalbi çarpar, gözü bulutlanır;
lakin Kuddusi Baba bir
başka yanar. O adeta Mecnun’u
olmuştur Sevgililer sevgilisinin.
Haremeyn-i Şerifeyn onu çağırmaktadır,
davet almış besbelli.
Mısır’dan Hicaz’a koşar. Medine,
Mekke, Hira, Hazreti Hamza,
Eshab-ı Bedir, Uhud şehitleri
derken dağ taş demez arşınlar
mübarek toprakları yalınayak.
Mağaralarında geceler günlerce.
Sevgililer sevgilisinin bastığı
yerlere yüzünü sürer. Bizzat
Allahü Teala’nın Rasulü’nden
tasavvuf talim eder. Gönlüne
deryalar misali aşk-ı ilahi dolar
ve manen yüksek derecelere kavuşur.
O artık Yunus gibi bağrı
yaralı bir derviş olmuştur. Gece
gündüz aşk ateşiyle yanmaktadır.
Ah ü feryadı alem halkını
aciz kılmıştır. Bu hali şiir olup
şöyle dökülür aşk dolu gönlünden:
Davet etti köyüne çünkü bizi Ol
Şahımız
Pes icabet eyledik bugün açıldı
rahımız.
Yanarız aşk oduna Kuddusiya
leyl ü nehar
Kıldı alem halkını aciz figan ü
ahımız.
Ahmet Efendi Manevi bir işaretle
tekrar Bor’a döner. Ömür
boyu nefsiyle mücadele eden
Kuddusi Baba Hazretleri 1807-
1810 Osmanlı-Rus savaşına katılarak
nefisle cihadın yanında
haçlı ordularıyla da cihat eder,
böylece gazi erenlerden olur.
Sevgiliden gel oldu ki, tekrar
Haremeyn’e koşar. Dağlar başında
ve ıssız çöllerde cism ü canını
pişirir. Güneşin biri tenini,
diğeri ise(aleyhisalatü vesselam
efendimiz) canını-gönlünü dağlar.
Yemeğini ceylanlar taşır. Baş
açık, yalın ayak düştüğü çöllerde
Leyla’sı onu hiç yalnız bırakmaz,
ne isterse ihsan eder. Kızgın
çölleri ona gülzar, dağları ise
saray eyler.
Yedi İklim Yedi Deryayı Gezdim:
Bir gün padişah Ahmet Kuddusi
hazretlerinin de bulunduğu bir
topluluğa: ‘ Şu avucumda gizlediğim
şeyi tahmin etmenizi
istiyorum.’ der. Herkes bir tahmin
yürütse de, kimse bilemez.
Bunun üzerine padişah bir köşede
sessizce oturan Şeyh Ahmet
Kuddusi hazretlerine: ‘Siz de bir
tahminde bulununuz.’ deyince
Ahmet Kuddusi: ‘’ Yedi iklim ve
yedi deryayı gezdim. Bir balığı
yavrusunu arar gördüm.’’ buyurur.
Meğer padişahın avucunda
bir balık bulunmaktadır. Bu fevkalade
hadise karşısında padişah,
kendisine sarayda kalmayı
teklif eder; fakat o bu teklifi kabul
etmez.
Şeyh Ahmet Kuddusi hazretleri,
hayatı boyunca insanlara, ilim
ve irfan sahibi olmayı, İslam’ın
güzel ahlakıyla süslenmeyi ve
böylece iki cihan saadetini kazanmayı
anlatmıştır. Bunun en
kolay yolu da, şüphesiz Allahü
Teala’nın sevgisinin kalpte
yer etmesidir. Onu deli divane
edip diyar diyar gezdiren de, bu
aşk-ı İlahiden başka bir şey değildir.
Hatta o bu sevdaya, daha
dünyaya gelmeden düşmüştür.
Kuddüsi Baba henüz anne karnındayken,
‘Kuddüs Kuddüs’
diye zikretmektedir ki; Kuddusi
mahlasını alması da bu harikulade
hadiseye dayanmaktadır. Bu
hadiseyi bir şiirinde şöyle dile
getirmektedir:
Bil ana rahminde beni,
Ki etmişem takdis O’nu,
Anam işitmiştir bunu,
Kuddusiyem! Kuddusiyem!
1849 senesinde Bor’da vefat
eden Kuddusi Baba, bir ölüp bin
dirilen Hak aşıkları gibi, yıllar
yılı yurdun dört bir yanından
sevenlerinin akınına uğramakta,
bir divan hacmindeki ilahileriyle,
yüreği aşkla yanan Anadolu
insanının gönlünün dermanı olmaktadır

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Metin Usta’ya Son Veda
Metin Usta’ya Son Veda