Advert
Bir de ''Reji'' Diye Bir Şey Vardı
Oğuz ÖZDEM

Bir de ''Reji'' Diye Bir Şey Vardı

Bu içerik 946 kez okundu.

                                        BİR DE “REJİ” DİYE BİR ŞEY VARDI

    Son günlerde şu Mc Kinsey meselesi çok konuşuldu ya, meseleyi Osmanlı’nın son döneminde yaşanan Duyun-u Umumiye falan benzetenler de oldu, akıl danışılacak bir yardım kuruluşu olarak görenler de.

    İyi yönüyle de kötü yönüyle de meseleyi çok konuşan, tartışan oldu. Neyse ki sayın Cumhurbaşkanı “bizim kimseden danışmanlık falan almamıza gerek yok” diyerek konuyua son noktayı koydu lakin bu firmadan danışmanlık ya da idari yönden yarım alınması meselesini Duyun-u Umumiye benzetenler olunca benim aklıma o yıllardaki başka bir konu geldi. 

    Reji şirketi ya da reji idaresi.

   Reji Fransızcada tekel anlamına geliyor, Sultan Abdülhamit Osmanlının dış borçları artınca ve biz de bu borçları ödeyemeyeceğimizi açıklayınca, Bize borç veren Avrupa devletleri bunun üzerine 14 Nisan 1884 de yabancı sermayeli Reji şirketini faaliyete geçirdiler.

   Bu şirket güya-görünürde- devletin alacağı vergileri kendi toplayarak, bir kısmını Duyun-u Umumiye aktararak borçların ödenmesini garanti altına alacaktı.

   Şimdiki IMF yani.

   1884-1887 arasında ülkenin tuz ve tütün gelirlerini kontrol altına almıştı ama gelirlerin büyük bölümünü yabancı şirketlerin lehine şekillendirmişlerdi.

   Samsun, İzmir, İstanbul, Selanik ve Trabzon’daki tütün işletmeleri onların kontrolleri altındaydı.

   İşin can alıcı noktasıysa bu işletmeler üzerinden tütün kaçakçılığı yapılıyordu.

   Dahası vergi gelirlerini devlet adına bu kurum yapıyordu. Rejinin silahlı kolcuları vardı ve “vur” yetkisi vardı.

    Kayıtlar incelenirse mutlaka çıkacaktır bu kolcuların binlerce kişiyi ödeyemedikleri vergilerden dolayı öldürdüğü de biliniyor.

   Küçük bir anekdot: Hepinizin bildiği Çökertme türküsündeki “Gidelim gidelim de Halil’im Çökertme’ye varalım, kolcular görürse de Halil’im nerelere kaçalım, Teslim olmayalım Halil’im de aman kurşun saçalım” bu olaylar üzerine söylenmiştir.

     Halk, ürettiği tuzu ve tütünü bunlara vermek zorundaydı, saklayamaz hatta kendi içeceğini dahi ayıramazdı. 3kuruşa bunlara satıyorsa içeceği tütünü 10 kuruştan geri alıyordu.

   Neyse ki 1925 de Mustafa Kemal önderliğindeki genç Türkiye, tütün rejisini Avrupalılardan alıp tüm haklarını devlete devretti ve 1929 da da işletmesi ulusal bir kuruluş olan “inhisar” yani tekele bırakıldı.

   Yani demem o ki işin öyle ya da böyle bir ucundan dış ülkeler tutmaya başlarsa ardından nelerin gelebileceğini görmüş bir milletiz.

   Bu nedenle “biz bize yeteriz” şiarını her alanda hayata geçirmek zorundayız.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Metin Usta’ya Son Veda
Metin Usta’ya Son Veda