Advert
Toplumcu Belediyecilik Anlayişinin Milli Ve Yerli Kodlari -2-
Gazi KARABULUT

Toplumcu Belediyecilik Anlayişinin Milli Ve Yerli Kodlari -2-

Bu içerik 175 kez okundu.

3-TOPLUMCULUĞUN KÜLTÜREL KODLARI
Bütün bunların haricinde yeni bir belediyecilik anlayışına ihtiyaç olduğu ortadadır. Yukarıda ifade edilen belediyecilik anlayışları; kendi siyasi kültürünü içine alacak şekilde yapılanmıştır. Elbette yerel yönetimlere de büyük katkılar sağlamıştır. Ancak bütüncül bir değerlendirmeye tabi tuttuğumuzda, Türk kültürü, tarihsel bütünlük, milli kimlik, sosyal huzur, ekonomik gelişim, yenilikçi adım, çevresel muhafaza, insani standartlar, mekân kimliği gibi pek çok hususun eksik kaldığı ortadadır. Nitekim geçmişten günümüze doğru gelişen uzun belediyecilik tarzlarının tamamı, merkeze insanı almakla birlikte; milliyetçi toplumcu belediyecilik fikrine yakın bir anlayışı sergileyen yaklaşımlar da olmuştur. Yani yapısal ve sosyal çalışmalar, kültürel kimlikle bütünleştirilmiştir. Böylece belediyelerin/şehirlerin kimliği ortaya çıkmıştır. Kimlik, beraberinde sosyal dokuya aidiyet yüklemiş ve toplumcu bir bakış oluşmuştur. Toplumcu bir hüviyet kazanan sınırlı sayıdaki yerel yönetimler, hem sosyal huzuru hem de kültürel kimliğin korunmasını beraberinde getirmiştir. 
Bu tutumun, toplumcu ve tarihsel kökleri vardır. Ahmet Hamdi Tanpınar, kendine Beş Şehir’i yazdıran durumu “Biz neydik, neyiz ve nereye gidiyoruz?”  sorularına aranan cevap, şeklinde ifade eder. Ve ilk cevabı “Anadolu’yu dolduran Selçuk eserlerini dolaşırken, Süleymaniye’nin kubbesi altında küçüldüğümü hissederken, Bursa manzaralarında yalnızlığımı avuturken, divanlarımızı dolduran kervan seslerine karışmış su seslerinin gurbetini, Itri’nin, Dede Efendi’nin musikisini dinlerken geldiler.”   Sözleriyle açıklar. Devamında “Anadolu insanını his tarihi”  gibi güzel bir tanımlamayla günümüze uzanacak toplumcu bir yaklaşımın kültürel kodlarına işaret eder.
İnsanımızın his tarihine vurgu yapmamızdaki gaye; her geçen gün kimliğinden, kültüründen, tarihi dokularından kopan mekânsal alanların uğradığı tahribatı engellemeden, toplumcu gelişimin mümkün olmayacağını açıklamaktır. Çünkü toplumcu bir belediyecilik, merkezine insan unsurunu alırken onun yaşam alanlarını da korumayı ilke edinir. Kişilerin “memleket” olarak ifade ettiği topraklara bağlılığı, sadece temel ihtiyaçlarını karşılaması ile açıklanamamaktadır. 
Cengiz Dağcı’nın İhtiyar Savaşçı adlı romanında, mekânı yurt yapan anlayışı sembolleştirdiği bir bölüm vardır. “Kırım’ın yalnızca bizlere değil, bizim mezarlarımıza da ihtiyacı var…”  Söylemi geçmiş ve gelecek bağlantısının ve kültürel bütünlüğün somut bir örneğidir.
4-TOPLUMCU BELEDİYECİLİKTE MEKÂN 
AİDİYETİ VE SİVİL ÖRGÜTLENME
Toplumcu belediyecilik anlayışının ilk esası, mekânların kültürel dokusunu korumak olmalıdır. Kültürel dokunun korunması, bireylerin, mekânlara aidiyetini güçlendireceği için beraberinde şehrinin kimliğine sahip çıkmayı getirecektir. Bu da şehrin yönetiminin, sadece seçilenlerle değil, o toplumun fertleriyle birlikte yönetilmesini sağlayacaktır. 
Toplumcu belediyeciliğin bu ilk esası, mekân aidiyeti ile yönetime katılmayı getirecektir. Nitekim bu anlayışa sahip idarecilerin olması; yönetimi toplumla paylaşmayı gerekli kılacaktır. Toplumun yönetimde söz sahibi olabilmesi ise sivil örgütlenmeyle mümkün olacaktır. Toplum yararını esas alan sivil örgütlenmeler, yerel yönetiminin toplumla buluşması, birlikte hareket etmesi ve yönetim organizasyonuna toplumun katılması demektir. 
Toplumcu belediyeciliğin bu ilk esasının özü, toplumun yerel erke ve belediyenin karar alma sürecine etkin katılımını sağlayacak tutumları geliştirir. Toplumcu belediyecilik, kamunun toplum yararına çalışmasını talep eden sivil örgütlenmeleri destekler.  Toplumun yönetime ortak olmasını temin eder.
5-TOPLUMCU BELEDİYECİLİKTE YEREL EKONOMİ
Şehirde/beldede yaşayanların yönetim erkine katılımını sağlamak, beraberinde üretimi doğuracaktır. Çünkü toplumun ilgili katmanları aracılığıyla tespit edilip çözüme dönüştürülen meseleleri, toplum yararına üretimi getirecektir. Burada dikkat edilmesi gereken en temel husus, işveren ile çalışan arasındaki dengenin doğru kurulmasıdır. Alparslan Türkeş, Dokuz Işık kitabında, Toplumculuğu açıklarken bu noktaya şöyle bir çözüm sunuyor. “Toplumun kalkınmasında özel teşebbüs desteklenecek, himaye edilecektir. Ancak bu konuda işverenle işçinin karşılıklı olarak haklarının korunması ve bu iki tarafın münasebetlerinin milletin zararına olmayacak şekilde kontrol, tanzim ve nezaret altında bulundurulması şarttır. Demek ki, özel teşebbüsü korumak, himaye etmek prensibimizdir, desteklemek, teşvik etmek prensibimizdir. Fakat bunu yaparken işverenle işçinin münasebetleri karşılıklı olarak her iki tarafın da haklarını koruyacak ve her iki tarafın münasebetlerinin milletin zararına olmayacak şekilde kontrol edilmesi, düzenlenmesi, nezaret altında bulundurulması esasını şart koyuyoruz.”   Yine devamında küçük sermayelerin birleştirilmesi prensibi vurgulandıktan sonra toplumcu anlayışın temeline; halkın meselelerine birlikte çözüm üretilmesi üzerinde duruyor. Nitekim toplumu oluşturan sosyal dilimlerin örgütlenmesi ve bu örgütlenmenin yerel yönetime dahil olması, üretimin adil dağılımını denetleyebilecektir.
Nihayet üretim, toplumsal mülkiyeti geliştirecek ve artıracaktır. Yönetim erkine dâhil olma, örgütsel yapılarla ve üretime ortaklık yapılanmaları ile gerçekleşirken; ekonomik kalkınmada adaletli bir dağılım sağlanacaktır.

DİĞER YAZILAR
Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Metin Usta’ya Son Veda
Metin Usta’ya Son Veda