Advert

Umucu; 'Hep Birlikte Başaracağız'

  Umucu; 'Hep Birlikte Başaracağız'
  Umucu; 'Hep Birlikte Başaracağız'            Tuncay Aytaş
Bu içerik 193 kez okundu.

Müsiad  Niğde Şube Başkanı Mücahit Umucu, son zamanlarda ülkemizde yaşanan ekonomik gelişmelere farklı bir bakış açısı getirerek sorunların el ele verilerek aşılabileceğini, bunun için
Dikkat edilmesi gereken önemli kriterler bulunduğunu söyledi.
ESKİLER DER Kİ !...
Annelerimiz “Yavrum, eski giymek ayıp değil, yırtık giymek ayıp.” derlerdi. Ve arkasından da ilave ederlerdi; “Eskisi olmayanın yenisi de olmaz.” Bilenler bilir. Yakın zamana kadar da bizler bu güzelim düsturları “Eskiler der ki…” diyerek telaffuz ediyorduk. Ama sadece telaffuz ediyorduk. İfadelerine yer verdi.
KREDİ KARTI DOSTUMUZ (!)
Yakın zamana kadar hayal ettiğimiz birçok ihtiyacımızı banka destekli enstrüman araçlarıyla elde ettik. Bu enstrümanlar konut veya ihtiyaç kredisi olduğu gibi belki de cüzdanımızdaki başlangıçta adı zor zamanların kurtarıcısıyken sonrasında “en yakın dostumuz” kredi kartı oluverdi. Halbuki babalarımız; “Oğlum… Elden gelen öğün olmaz, o da vaktinde gelmez.” demezler miydi? Derlerdi ama o güzelim nasihatler de yeni özentilerimizle birlikte yerini “Eskilerin dedikleri” arasında buluverdi’’ dedi.
AYAĞINI YORGANINA GÖRE UZATMAZSAN (!)
Halbu ki o güzelim risalet nurunun son halkası Güzel Efendimiz, “İnsanın rızkı üçtür; Yediği-ikram ettiği, üzerine başına harcadığı ve ebedileştirdiğidir(Hayır ve sadaka).” buyurmuyor muydu? Nefsimize zulmetmenin en kalıcı değer ve modası bu değil miydi?
Küçücük evlerimizde bir dünya yürek büyüten bizler, ne oldu da kocaman residanslarda küçük gönüllü insanlara dönüşüverdik. Aç yatan komşular ne ara unutuluverdi? Neden aidat ödemeleriyle ilgili en fazla şikayetler modern apartman yöneticilerinden geliyor? Komşu olmaktan mı kaçıyoruz yoksa mirasçı namzedi olmaktan kılpayı kurtulmuş komşularımızın vebalinden mi? Ya da bankanın hakkı olan kredi taksidinin ödeme mesuliyeti “kul hakkı’ndan daha da mı elzem’’ şeklinde konuş.
Örnekler çoğaltılabilir. Ancak geldiğimiz bu günlerde altını kalın kalın çizmemiz gereken bir durum tespitine de ihtiyaç var. Bugün hala bankaların faiz oranları ile kur parametrelerini takip ederek ticari ameliyelerimize yön verme noktasında isek; zamanın asıl “geri kafalılar”ı veya “eskiler”i bizler olduk demektir.  Zira zaman hareketlidir dinamiktir, durağanlığı asla affetmez.
Rabbimiz, bize Yüce Kitabı’nda “Şüphesiz insana kendi emeğinden başkası yoktur.” diye seslenmiyor muydu. Birçok üretim potansiyeli olan iş insanlarıyla görüşüyoruz. Bunların arasında yurtdışında ciddi pazar bulabilecek potansiyeli olanları da var. Çoğunun verdiği cevap ise “Yaparım yapmasına ama çalışacak adam nerde.” oluyor. Moda meseleleri ve trendleri takip etmekten üretmeyi unutmuş bir hale gelmişiz. Moda demişken, bir İslam büyümüz de “Moda… Cehennemden bir oda.” derdi. Ne güzel demişti; ve ne de tuttu.
Kalıcı değerlerdir, bizi biz yapan. Gardrobumuzdan, oturduğumuz eve kullandığımız otomobile varana kadar israftan kaçarken diğer taraftan da ülkemize hem üretip hem de dışa bağımlı hale getirilmeye çalıştığımız mecralarda bir duruş sergilemek durumundayız.  
SORGULAYABİLİYOR MUYUZ?
Yüksek zamlar sebebiyle mahrumiyetini çekmekten yakındığımız ürün ve üretimleri, fıtratımıza ne kadar uygun, kaliteli mi, genetiği değiştirilmiş organizma ihtiva ediyor mu, kullanımıyla ahlaki ve dini değerlerimi rencide eder mi, kullanmam halinde muhatabını rahatsız eder miyim, bu ürün benim kültürel kodlarımda bir infiale sebep olur mu; hiç aklımızla, vicdanımızla sorgulayabiliyor muyuz?   
İş insanlarının birçoğu kendince ihtiyaç olan bir ürünü sanayide veya raflarda bulamamasından ilham almıştır. Birçok tecrübe ve okumalarımızda bu durum sabit olarak kendini göstermektedir. Bilinçli bir toplum olalım derken aklını bizden yiyen telefonlarımızla yer bildirimi yapmakla mükellefiyetimizi tamamlamış olmuyoruz. Aklımızda olanı zamana teslim edememek “bizi biz”den eder; zira hergünümüzü bir diğeriyle aynı geçirme ataletinin girdabında boğuluruz. Teklif edilen kiraya eyvallah etmediğimiz , boş halde tuttuğumuz işyeri ve üretim tesislerinin, bunlardan istifade edemeyenlerin de vebali üzerimizde. Çiçeği burnunda emeklilerle karşılaşıyoruz çoğu kez. Yüzlerinde çocuksu bir tebessümle: “Bir güvencemiz oldu, çok şükür.” diyorlar. Şaşırıyorum. Şaşmamak elde değil. O tebessümü bir ömür boyu çalıştığı mesailerinde kaybetmiş. Peki unuttuğun o tebessümün arkasından gelen günlerde “bir güvencen” yok muydu? Emeklilik dışında bir hayalin hedefin yok muydu? Emeklilik ömrüne ilave bir ömür mü bahşedecek. Hani “Kişi odur ki koya dünyaya bir eser / Eseri olmayanın yerinde yeller eser.” Sözünün muhatabı kişiler bizler değil miydik? Yahut, bizim nesillere bırakacağımız eser, emekliliğin özlük hakları mı? Emekli olmasaydık şükredecek bir sebebimiz olmayacak mıydı? An itibariyle şükrediyoruz, aylar içinde bu duruma razı olabilecek miy ”Ya istikbalimizin teminatı olan gençler” imizi, mesleki tercihleri şahsi kabiliyetlerine mi ailelerinin hırs ve tamah standartlarına göre mi istikbale emanet ettik. Bir başkasının kaderini tayin etme hakkını kim kime ve ne sebeple veriyor. Hani insan “Eşref-i mahluk(Yaratılmışların en şereflisi) değil miydi? Zaman zaman ve yaşına göre değişiyor mu bu ? Peki Kur’an, ”Fe eyne tezhebun(Bu gidiş nereye?)” demiyor mu
Peki ya toplum “Acıları paylaşarak yok ederken, sevinçleri paylaşarak arttırabiliyor” mu? Düğünlere sünnetlere “Erik dalı gevrektir, cepten çıkan çeyrektir!” havasında mı gidiyoruz? Ya fotoğrafla gittiğimizi hele ki sosyal medyada tescillediğimiz cenaze definleri, “Her kim ki bir müslümanı yıkar da onun halini gizlerse, Allah ona kırk kere mağfiret eder.” hadis-i şerifinin hükmünü mü icra etmek için Madem o kadar duyarlı olduğumuz evhamıyla hareket ediyoruz, “Birlikte rahmet…” varken bir arada kolektif iş, gönül, iktisat gücü ortaya koymak yerine “… ayrılıkta gazap vardır.”  Kısmına takılıp yarattığımız küçük küçük kendi dünyalarımızda nefsin kötü emel ve arzularının esiri olmayı tercih eder hale gelmişiz. Paylaşarak çoğaltmak varken neden tek tek çökerek küçültmeyi tercih ediyoruz?
 Hadiseler Sünnetullah perspektifinden şu dört şekilde icra olunur;

 

  1. Batını(içi) şer, zahiri(dışı) şer,
  2. Zahiri(dışı) hayır, batını(içi) hayır,
  3. Zahiri(şer), batını(içi) hayır
    “BEN” cehennem zebanilerinin sıfatı iken “BİZ” olmak İlahi Lütfun tecelli sınırlarının

en geniş halidir. Tashih-i niyet(niyetlerin düzeltilmesi) kesinlikle en doğru başlangıç olacaktır.
Her insanın bir diğerine ihtiyacı olduğunu kabul ederek kol kola yürümek, ellerimizi
birbirimizin yakasında tutmaktan elbette ki çok daha hayırlıdır.
Ekonomi mi? Saflar ve niyetler bir hizada oldukça ekonomik iyileşmeler zaten yan
getiri olarak bereketlenir, gündemin son sırasına da düşer.

                                                                                         

                                                                                            

Sende Yorumla...
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Uzman Çavuş Son Yolculuğuna Uğurlandı
Metin Usta’ya Son Veda
Metin Usta’ya Son Veda