Sinasos’un Kapadokya tarihinde önemli bir yeri olduğu kuşkusuzdur. Araştırmacıların özellikle tercih ettikleri yer olmasının temelinde, başka hiç bir yerleşim yerinde göremediğimiz bilgi ve belgelerin olmasıdır. Bunun da temelinde elbette İstanbul’da yaşayan zengin Sinasosluların katkısı çoktur.
İstanbul’daki havyar, kuyum, yumurta ve günlük yaşamın en temel gereksinimlerine yönelik ne varsa hemen hepsinde bir Sinasoslu görmek mümkündü. Buna sebep İstanbul’a ilk giden Sinasosluların hemşericilik tutkusu yanında Fener Rum Patrikhanesinin muazzam ve muntazam desteğiydi.
Bu destek hemen her zaman hem maddi hem de manevi olarak geri dönmüştür. Yunan ordularının İzmir’e ayak basmalarıyla birlikte bu göbekten bağlılık kendini göstermişti. G. Augustinos’un Küçük Asya Rumları adlı kitabında buna örnek olarak “ Sinasoslu Rumların kısmı Fener Rum Kilisesinin ve Yunan devletinin Anadolu işgalini desteklemiş hatta Sineson’da başta medrese olmak üzere bazı binaları oluşturacakları yeni devletin yönetim merkezleri olarak belirleyerek Yunan bayrağı asmaktan çekinmemişlerdi. Pontus Rum Cemiyetinin Ürgüp’te bir şubesinin bulunması Pontus Rum faaliyetlerinin Ürgüp çevresine yaygınlaştırıldığını göstermektedir. Hatta Kapadokya Hıristiyanları kurdukları çetelerle Müslüman köylüleri rahatsız etmişler, savaşmak için Yunan ordusuna gönüllü olarak katılanlar da olmuştur.” Diye ifade etmektedir.
Fakat daha sonra Yunan ordularının ilerlemesi durdurulmuş, savaşın gidişatı Türklerin lehine dönmeye başladığı anda İstanbul’daki değil ama Sinasos’daki Rumların tavrını da değiştirmişti. Yine bu konuda aynı kitapta G. Augustinos “…Sakarya savaşında Yunan ordusunun yenilmesinden sonra bu ve benzeri davranışlarında temkinli davranan Sinesonlular, Türk Ortodoksluğuna daha sıcak bakmışlardır. Savaş yıllarında ”Hilal-i Ahme’re” yardımda bulunan Keskin Ortodokslarına rastlarken Sinesonluların böyle bir yardımda bulunduklarına dair bir kayda rastlamadık”
Her ne kadar bu şekilde bir maddi yardım desteği aleni olarak yapılmadı deniyorsa da Büyük Taarruzun hemen ardından Yunan ordusunun yenileceği belli olunca değişik adlar altında maddi yardımların gerek milis gerekse askeri birliklere yapıldığına dair söylemler vardı.
Sinasos her zaman farklıydı.
En mükemmel okullar, binalar, kiliseler oradaydı. Başka yerede göremeyeceğimiz süslü ve resimli konaklar, doğrama ve demir işçiliği, taş ustalığı oradaydı. Bunla birlikte oldukça zengin mutfak kültürü ve sosyal yaşamı da hala dillere destandır.
E tabi böyle olmasının temelinde İstanbul’daki Sinasosluların etkisinin büyük olduğunu söylemiştik. Hatta o zenginler bölgede yaşayan fakirler için oldukça önemli destekler de sağlıyordu ki yine bu konuda G. Augustinos aynı kitapta “… İstanbul ve Samsun’da yaşayan Sinesonluların köylerinde ve şehirde yaşayan Sinesonlu dul kadınların geçimlerini sağlamak amacıyla ”Sineson Dul Kadınları Himaye Cemiyeti” kurdukları bilinmektedir. Fakir Sineson’lu kadınların özellikle İstanbul’da sokaklarda satıcılık yumurta, peynir vs satarak. geçindikleri, zaman içerisinde zenginleşen sinesonluların fakir kadınların bu durumunu düzeltmek için bir dernek kurarak sineson ve İstanbul’daki dul ve fakir kadınlara yardım ettikleri yazılmaktadır.” Diye bahseder (55)G.Agustinos,a.g.e,s.200-400 )
Fakat ilginç bir durum vardı ki bu kadar zenginliğin, okumuşluğun ve gelişmişliğin yanında katı ve kapalı toplulardaki gibi oldukça radikal kararlar almaktan da geri durmamışlardır.
Bakınız bu konuda Sinasos’da yaşayan halkın uyması gereken kurallardan bazılarından bahsedersem sanırım ne demek istediğim daha iyi anlaşılacaktır.
Sineson ihtiyarları (gayrimüslimler)kendi cemaatleri için bazı kurallar belirlemiştir:
1-Kadınlar aşırı miktarda altın mücevher takmayacak, parlak, renkli elbiseler giymeyeceklerdir.
2-Evlilik törenlerine ilişkin kurallar:
a)Cumartesileri yapılması söz konusu olan evlilik törenleri gelinin evinde yapılacaktır. ”Rumca şarkılar çalınıp söylenecek, fakat bunları kadınlar icra etmeyecektir.
b)Gelin Perşembe ya da Pazar günü köy çeşmesine günlük kıyafetiyle gitmeyecektir.
c)Merasim için hazırlanmaya giden genç erkekle, sokaklarda şarkı söyleyip aşırı davranışlarda bulunmayacaklardır.
d)Gelini Cumartesi günü ziyarete giden damat, evin dışında karşılanmalı ve kadınlar, evin içinde dahi, çok neşeli davranmamalıdır.
3)Kadınların hisara gitmesi yasaktır.
4)Kasabada atı hızlı sürmek ve silah kullanmak yasaktır.
5)Kadınlar akşamları ön verandada oturmayacaklardır.
6)Yortu günleri-Yortu günlerindeki dini merasim sonrası herkes kendi evine gidecektir, Kasaba içinde ya da dışında hiç kimse şarkı söyleyip dans etmeye kalkışmamalıdır.
Bu konuda Fikrini aldığım bir Yunanlı dostum bana kadınlarla ilgili kısıtlamaların temelinde çoğunun eşinin İstanbul’da olması, yalnız ve korumasız olması, bir tehlike anında zorda kalmamasına bağlamıştı. Diğer maddelerinse toplumsal duyarlılıkla ilgili olduğunu ifade etmişti. Kısmen haklıydı tabii.
Gün gelip de Mübadele zorunlu hale geldiğinde ise Sinasosluların yaktığı ağıt oldukça duyguludur.
Bizi altın kasabadan kovuyorlar
Yunanistan yolundayız,
Zarif Sinason, sen bizim anamızsın
Rab İsa, sen bizim kasabamızı gözet ve koru,kararmış Sinasonumuzu koru. ( aynı kitap syf. 62)
Bir başka ilginç anekdotsa Yunanistan’a gidenlerin yaşadığı sıkıntılarla ilgiliydi ki bu ağıtlar ibretliktir.
Karısı güzel olan görür işini
Olmayan derbeder sıkar dişini
Yunan memurları bilür işini
Çirkine derler ela avrion(yarın gel)
Güzel gördükçe candan severler
Düşen işlerini heman görürler
Bu gibiler ela avrion asla demezler
Çirkin derbedere derler pek iyi
Gözelleri çağırırlar gelsin ileri
Verirler dört gözlü koca evi
Ferdası gün gider durur da durur
Yine güzel gelür işini görür
Memur çirkini görür hiddete gelur
Der çirkine Kira mu ela avrion
Ne avrion biter ne methavrion
Diğeri
Ya para ya güzel avrat
Talep ettiğin olur helbet
Oğraşma yoktur adalet
Dönen entrikalara şaştım
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Neçe naçar aileler çatı dibinde yatıyor
Bir lokmacık ekmek içün gömleğini satıyor
Zavallı muhacir,fakir kalmış kimse bakmaz haline
Hiçbir sıkıştıran yoktur bir drahmicik eline
- - - - - - - - - - - - - - - - - - - -
Hastalıklar biri birini takip eder
Muhacir ahalisi tükenip biter
Mezarlılar hep dolmuş taşıyor.
Nice aileler oturmuş hep ağlıyor
(S.Triandafyllidis)(63) Evangelia Balta,Aytek Soner Alpan,Muhacirname( Karamanlidika poemsfort he Orthodox Anatolian Refugees)(1924-1926),Uçhisar 2Kasım 2013,sh.9-34